Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

"Kürtlerin PKK’dan ayrılma ve Öcalan alternatifi bir çizgiyi bulma inisiyatifi söz konusu"

Diyarbakır
Diyarbakır -
Telif hakkı
Reuters
Euronews logo
Metin boyutu Aa Aa

İstanbul Büyükşehir Belediyesi için 23 Haziran’da tekrarı yapılan yerel seçim sonuçlarına göre Millet İttifakı’nın ortak adayı olan Ekrem İmamoğlu, rakibi Binali Yıldırım’ı açık ara bir farkla geride bırakarak, belediye başkanlığı koltuğuna oturdu.

Her ne kadar resmi olarak Millet İttifakı’nın içinde yer almasalar da, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) her iki seçimdeki duruşunun seçim sonuçları üzerinde belirleyici olduğu değerlendiriliyor.

Seçimlere sayılı gün kala AK Parti’nin Kürt seçmenin oylarını alma yönündeki çabaları oldukça konuşulmuştu.

Anadolu Ajansı tarafından Abdullah Öcalan’ın cezaevinden HDP’ye tarafsızlık çağrısı yaptığı yönünde ortaya atılan iddia, akabinde Öcalan’ın kardeşi ve aynı zamanda PKK’nın eski yöneticilerinden olan Osman Öcalan’ın TRT Kurdi kanalında Ekrem İmamoğlu’nu eleştirmesi de aynı döneme rastlamıştı.

Kürt oylarını önemli kılan temel sebep ise, 10,5 milyon kayıtlı seçmenin bulunduğu İstanbul’da bu seçmenlerin yüzde 15’inin Kürt seçmenlerden oluşması.

Dolayısıyla, muhafazakar Kürt oylarını çekmek, merkez sağ siyasetin ana çabalarından biri haline geldi. Keza, 31 Mart yerel seçimlerinde Kürt oyları, özellikle de cezaevinde tutuklu bulunan HDP'nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın da çağrısı üzerine, büyük oranda İmamoğlu’na destek vermişti.

AK Parti seçim öncesi tüm hamlelerine rağmen Kürtleri neden kaybetti?

Öcalan’ın son açıklamalarına rağmen oy verme tercihleri değişmemiş görünen Kürt seçmenin bu tavrı, Öcalan’ın Kürt siyasal hareketi üzerindeki ağırlığının kaybı anlamına mı geliyor?

Uzmanlar, mahalle bazında Esenler, Esenyurt, Bağcılar, Sultanbeyli gibi Demirtaş’ın 2014 yılında cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında en yüksek oy aldığı bölgelerde ciddi bir paralellik olduğuna dikkat çekiyor.

Euronews Türkçe’ye konuşan Bilkent Üniversitesi’nden siyaset bilimci Berk Esen’e göre; muhafazakar Kürtlerin AK Parti’den İmamoğlu’na yönlenmesinin ardında öncelikle AK Parti – Milliyetçi Halk Partisi (MHP) ittifakının doğurduğu algı yatıyor.

“Söylem ve politika düzeyinde artık MHP bu ittifakın çok küçük bir ortağı değil. Kürt seçmen, AK Parti’nin bu ittifakta giderek MHP çizgisine kaydığını, MHP’nin ağırlığının arttığını düşünüyor,” diyor Esen.

“AK Parti elitinin Kürtlere yönelik söyleminin güvenlikleştirilmesi, sert bir ton edinmesi ve HDP seçmeni başta olmak üzere Kürtlerin neredeyse terör unsuru olarak gösterilmesi de, AK Parti’den Kürt seçmenin uzaklaşmasına yol açtı,” diye ekliyor.

Güneydoğu’da yaklaşık üç senedir yaşanan çatışma ortamı da Esen’e göre İstanbul’daki Kürt seçmenin AK Parti’ye karşı tavrını olumsuz etkiledi, keza çoğunun akrabaları halen bölgede yaşıyor.

“Özellikle ekonomik krizden etkilenen ve hizmet sektöründe güvencesiz işlerde çalışan Kürt seçmen de iktisadi durumun kötülüğünü oy tercihlerine yansıttı,” diye ekliyor Esen.

Öte yandan, uzmanlar, Öcalan’ın Kürt seçmen üzerindeki etkisinin azaldığı ve buna karşın Demirtaş’ı güçlü bir figür olarak etkisini sürdürdüğünü düşünüyorlar.

“Kürt siyasi hareketi içinde bir bağımsızlaşma, PKK’dan ayrılma ve Öcalan’dan alternatif bir çizgiyi bulma inisiyatifi söz konusu. Bu eğilim, Demirtaş’ın hapisten çıkması durumunda daha da güçlenecektir,” diyen Esen’e göre bu süreç Türkiye siyaseti açısından da ümit verici bir gelişme.

“Nasıl İmamoğlu CHP içinde bir dönüşüm yapabilecek biriyse, Demirtaş ve onun kuşağından siyasetçiler de aynı anlamı taşıyor. Kürt siyasi hareketi daha çok merkeze kayabilir, ılımlaşabilir. CHP seçmeninden onlara yönelik sevgi, desteğin devam etmesi de çok anlamlı olur,” diye belirtiyor Esen.

Oxford Üniversitesi’nden misafir öğretim görevlisi Galip Dalay’a göre Öcalan’ın seçim öncesi yaptığı “açılımların” zamanlaması yanlıştı.

“Bu adımlar örneğin bir ay önce atılmış olsaydı çok daha etkili olurdu. Kürt seçmen bu girişimleri stratejik hamle olarak gördü. HDP’nin açıklama yapmaması, MHP’nin büyük bir tepki göstermemesi, Öcalan’ın avukatlarının bir değerlendirmede bulunmaması da bu kanılarını güçlendirdi,” diyor Dalay.

Öte yandan, 31 Mart seçimlerinde sandığa gitmeyen Kürt seçmenin de bu süre zarfında sandığa gitme kararı vermesi de İmamoğlu’nun hanesine bir artı olarak döndü.

“Muhafazakar Kürt seçmenin genç kesimi İmamoğlu’na kayarken, orta yaşlılara Yıldırım hitap etti,” diyen Dalay, Kürt seçmenin birincil motivasyonunun siyasal olduğunu düşünüyor.

“Son yıllarda AK Parti’nin girdiği milliyetçi rotadan rahatsız oldular. Binali’yi aktör olarak görmeyip Erdoğan ile ilişkilendirdiler ve siyasal açıdan Erdoğan’dan yüz çevirme kararı aldılar. İmamoğlu’na baktıklarında ise bir aktör gördüler,” diye ekliyor.

Dalay, AK Parti’nin seçim sonuçlarını değerlendirirken 23 Haziran’da bir siyaset tarzının mı yoksa bir söylemin mi yenildiği sorusuna yanıt bulunması gerektiğine dikkat çekiyor.

Dalay’a göre Kürt seçmen artık iktidarın kim olacağını tek başına belirleyemediğini, ancak kim olmayacağını belirleyebildiğini fark etti.

“Kürt siyaseti de bunu öğrenmiş oldu. Kürt merkezli olmayan bir gündemle siyasete girip potansiyellerini fark ettiler. Bundan sonra muhalefetin de palyatif açıklamaların ötesine geçerek makul bir Kürt politikasını ortaya koyması, bundan sonraki Kürt desteğini elinde tutma yeteneğini belirleyecek,” diye ekliyor.

Euronews Türkçe’ye konuşan Rawest Araştırma Genel Müdürü Roj Esir Girasun, 31 Mart yerel seçimlerinde sandığa gitme motivasyonu olmayan HDP’li seçmenlerle otuz-kırk beş yaş üstü eğitimsiz, ev kadını kitle nezdinde İmamoğlu’na haksızlık yapıldığına dair algının güçlenmesiyle ve ekonomik bozulmanın verdiği rahatsızlıkla sandığa gidildiğini kaydediyor.

“Politik Kürtlükle, Kürt milliyetçiliğiyle aralarına mesafe koyan HDP seçmeni bile, AK Parti – MHP ittifakından rahatsız oldular. Bu ittifak, bürokraside, belediyelerde, İstanbul’daki ticaret dünyasında kendini gösteriyordu. Kürt işçiler işe alınmıyor, iş adamlarına ihale verilmiyordu. AK Parti – MHP ittifakıyla birlikte İstanbul’da Karadeniz lobisinin etkili olduğu, siyasi ittifakın ekonomik ittifaka dönüştüğü ortam HDP’li seçmeni rahatsız etti,” diye kaydediyor Girasun.

Rawest Araştırma’nın verilerine göre 31 Mart’ta Kürt seçmenin yüzde 56’sı İmamoğlu’na, yüzde 26’sı Yıldırım’a oy verirken, 23 Haziran öncesi yapılan araştırmaya göre Yıldırım’ın oy oranı yüzde 24’e düşmüş, İmamoğlu’nun ise yüzde 65’e yükselmişti.

Öcalan’ın mektubunun ardından Rawest araştırmanın sahada görüştükleriyle yaptığı telefon anketine göre, katılımcıların büyük kısmı bu girişimleri “seçim yatırımı” olarak düşündüler ve Öcalan’ın çağrısı HDP’li Kürt seçmen açısından bir seçim çağrısı olarak algılanmadı.

Uzmanlara göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın HDP'li siyasetçilere yönelik olarak birkaç ay önce söylediği "Defolun, Kürdistan'a gidin" şeklindeki HDP’den sert tepki gören sözleri de Kürt seçmenin belleğinde tazeliğini halen koruyor.

“Eğer böyle bir söylem olmamış olsaydı, belki seçimlere bir hafta kala yapılan bu girişimler inandırıcı olabilirdi. Ancak, Kürt seçmen bu adımları politik bir pozisyon alma şeklinde yorumlayarak, itibar etmedi. Bu da sandığa yansıdı,” diyor Girasun.