Görüş| AB Batı Balkanlar'da ayak sürerken Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Bosna ziyareti ne anlama geliyor?

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

8-9 Temmuz 2019 tarihinde Bosna-Hersek’in başkenti Saraybosna’da düzenlenen Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci Zirvesi, bölge ülkeleri arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi açısından önemli bir bölgesel platform sunmaktadır. Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından temsil edildiği zirve, bölgesel barış, güvenlik, istikrar ve refah konularında en üst düzeyde görüş teatisinin gerçekleşmesi açısından büyük bir öneme sahiptir.

Türk dış politikası açısından jeopolitik, jeostratejik, askeri, güvenlik, ekonomik, ticari, sosyal, kültürel ve tarihi anlamlarda büyük bir öneme sahip olan Güneydoğu Avrupa bölgesi, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte bütünleşme ve parçalanma süreçlerini eş zamanlı olarak yaşamıştır. Bölgede 1990’lı yılların ana gündem maddesi olan çatışma ve istikrarsızlık olguları, 2000’lerle birlikte yerini tedricen göreceli bir istikrar ortamına bırakmıştır. Bu dönemde bölge politikasında öne çıkan en önemli uluslararası aktör ise Avrupa Birliği olmuş ve bu kapsamda 2007 yılında Romanya ve Bulgaristan ve 2013 yılında Hırvatistan Birliğe üye olmuşlardır. 2000’li yılları ekonomik ve siyasi istikrar anlamında bir geçiş dönemi olarak yaşayan Türkiye için AB’nin bölgedeki artan önemi Balkanlar’a yönelik dış politikasında 1990’lı yıllardaki aktivizminin azalmasını beraberinde getirmiştir. Diğer taraftan 2000’li yıllara Zagreb ve Selanik zirveleri aracılığıyla Balkanlar bölgesinin AB bütünleşme süreci doğrultusunda büyük hedefler belirleyerek başlayan AB, küresel ekonomik krizin, göç ve mülteci sorunlarının, Avrupa’da artan terörist faaliyetlerin ve Avrupa içi siyasette aşırı sağ ve popülist akımların güç kazanmasına paralel olarak bu hedeflerden uzak bir performans sergilemiştir.

Avrupa Birliği'nin Batı Balkanlar stratejisi

Nitekim AB’nin bölgeye yönelik yeni dinamizm arayışları çerçevesinde Mart 2017 tarihinde toplanan AB Konseyi, Batı Balkanlar bölgesine yönelik yeni bir genişleme sürecini başlatmıştır. Bu kapsamda, 6 Şubat 2018 tarihinde AB Komisyonu, “AB’nin Batı Balkanlar ile artırılmış angajmanı için inandırıcı bir genişleme perspektifi” başlığını taşıyan stratejiyi uygulamaya koymuştur. 2025 yılını olası genişleme tarihi olarak belirleyen strateji, hukukun üstünlüğü, demokratikleşme, insan hakları, işleyen bir piyasa ekonomisi, yolsuzluk ve organize suç ile mücadele gibi alanları bölge ülkelerinin (Sırbistan, Karadağ, Makedonya, Arnavutluk, Bosna-Hersek ve Kosova) AB bütünleşme sürecinde ilerleme kaydetmeleri gereken önemli konu başlıkları olarak belirtilmiştir. Bunun dışında, iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde ikili sorunların ve anlaşmazlıkların çözülmesi, bölgesel işbirliği ve etnik gruplar arası uzlaşma çözüm ve ilerleme bekleyen diğer konu başlıklarını oluşturmuştur. Bu anlamda, 2025 yılını bir taahhüt olarak değil, bir hedef olarak belirleyen söz konusu belge, bölge ülkelerine yönelik güçlü bir politik mesaj olarak tanımlanabilir. Son olarak, 17 Mayıs 2018 tarihinde Sofya’da toplanan AB-Batı Balkanlar Zirvesi’nde Birliğin Batı Balkanlar bölgesinin Avrupa bütünleşme sürecine olan desteği yinelenmiştir.

Nisan 2018 tarihinde AB Komisyonu tarafından yayınlanan Arnavutluk ve Makedonya ile ilgili ilerleme raporlarında ise bu iki ülkenin gerçekleştirdiği ilerleme sonucunda katılım müzakerelerine başlanması yönünde tavsiye kararına hazır olduğunu belirtilirken, bölgedeki anlaşmazlıklar ve sorunların çözümünde AB’nin katkılarıyla Yunanistan ve Makedonya arasındaki “isim sorunu” 17 Haziran 2018 tarihli Prespa Antlaşması ile çözülmüş ve Sırbistan ve Kosova arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi anlamında büyük önem taşıyan diyalog süreci teknik konularda önemli antlaşmaların yapılması ile sonuçlanmıştır. Böylece AB, 2000’li yılların başında bölgedeki en önemli uluslararası aktör olma rolünü etkin bir biçimde tekrar oynamaya başlamıştır. AB’nin bölgedeki bu yeni aktivizminde Rusya ve Çin gibi bölge dışı ülkelerin ve Türkiye gibi AB’nin Batı Balkanlar genişleme stratejisi dışında kalan bölge ülkelerin artan etkinliğini dengelemek büyük bir öneme sahiptir.

Buna karşın 18 Haziran 2018 tarihinde AB Konseyi’nin Lüksemburg’da yaptığı toplantıda Kuzey Makedonya ve Arnavutluk ile katılım müzakerelerine başlanmasını Ekim 2019 tarihine erteleme yönünde bir karar vermesi, hem söz konusu iki ülke için hem de üyelik arayışındaki diğer bölge ülkeleri için büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Fransa ve Hollanda, bu kararın alınmasında ret cephesini oluşturmuştur. Hem Üsküp hem de Tiran yönetimleri, Lüksemburg’da alınan bu erteleme kararının ülkelerindeki Avrupa yanlısı grupları zayıflatacağını ve popülist, milliyetçi ve AB karşıtı grupları ise güçlendireceğini dile getirmişlerdir.

Çin "Tek Kuşak Tek Yol" projesi, Rusya tarihi bağları nedeniyle ilgileniyor

Çin’in “Tek Kuşak Tek Yol” projesi kapsamında Asya’yı Avrupa’ya bağlama arayışlarında önem kazanan Batı Balkanlar coğrafyası, bu ülkenin yeni etkinlik alanlarından birisi haline gelirken, Rusya’nın bölge ile olan geleneksel tarihi ve kültürel bağlarına ek olarak enerji, ekonomi, yatırım ve finans alanlarında artan etkinliği ve Batı başkentleri ile görece mesafeli bölge yönetimlerine (Bosna-Hersek’te Milorak Dodik ve Sırbistan’da Aleksander Vucic) verdiği diplomatik ve politik destek, bu ortamda daha da büyük bir ivme ve alan kazanabilecektir.

Türkiye'nin bölgedeki varlığı neden önemli?

Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Saraybosna ziyareti, Türkiye’nin bölgedeki önemli ve etkin bir güç olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Bölgesel barış, istikrar ve refahı dış politikasının her zaman en önemli amacı olarak belirlemiş olan Türkiye için bölge gelişmelerinde aktif mevcudiyet hayati öneme mazhar bir konudur. 1990’lı yıllardan itibaren bölgede askeri, politik, diplomatik, ekonomik, ticari ve kültürel güç unsurlarını birer dış politika aracı olarak kullanmış olan Türkiye, bölgedeki ikili ve çok taraflı girişimleri ile dış politikasındaki temel amacını gerçekleştirme arayışında olmuştur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Saraybosna ziyareti sırasında Aliya İzzetbegoviç’in kabrini ziyaret etmesi ve Butmir Askeri Üssü’nde bulunan Avrupa Birliği Barış Gücü bünyesinde görev yapan Türk Birliği’ne ziyarette bulunması, ekonomik, ticari ve yatırım ilişkilerine ek olarak Türkiye’nin bölgedeki önceliklerini göstermesi bakımından sembolik öneme sahiptir. AB’nin bölgeye yönelik yükümlülüklerinin sorgulandığı bir dönemde gerçekleştirilen bu ziyaret, Türkiye’nin bölgesel güç konumunu pekiştirmeyi amaçlamıştır.

Diğer yandan, Doğu Akdeniz’de gelişmeler nedeniyle AB’nin desteği ile gelişen Yunanistan’ın Türkiye karşıtı söylemlerini ve politikalarını dengeleme arayışı da zirvede Türkiye’nin varlığını açıklayan bir başka önemli değerlendirme olarak görülmelidir. Sonuç olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölge ülkelerinin Transatlantik kurumlara üyelik sürecinde Türkiye’nin verdiği desteği açık bir şekilde dile getirmesi, Türkiye’nin bölge politikasında Batı ittifakı ile ilişkilerine öncelik verdiğini göstermesi açısından önemlidir.

* Doç. Dr. Bülent Sarper Ağır, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Öğretim Üyesi