Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

ABD Türkiye'yi neden F-35 programından çıkardı ve türbülans neden daha da artacak?

Euronews logo
Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

*Soner Çağaptay, Washington Orta Doğu Politikaları Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı

Ankara'nın Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerini satın almasının ardından Pentagon'un daha önce görülmemiş bir şekilde Türkiye'yi F-35 savaş uçağı projesinden çıkarması Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye ilişkilerinin ne kadar kötü bir hale geldiğinin önemli bir göstergesi oldu.

F-35 projesi ABD'nin gelecek on yıllar boyunca müttefikleriyle kuracağı işbirliğinin omurgasını oluşturacak. Türkiye ise bu işbirliğinin dışında kalacak.

Rusya'nın tehditleri ve toprak talepleri sonrası Türkiye'nin NATO'ya katıldığı 1952 yılından bu yana yaklaşık 70 yıldır askeri ilişkiler Ankara ve Washington arasındaki ikili ilişkilerin en bağlayıcısı oldu.

2002 yılında Washington'da analist olarak çalışmaya başladığımda, başkentte Türkiye'nin en büyük taraftarı Amerikan ordusuydu. Pentagon, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna ve Almanya ve Hindistan hattı arasındaki en büyük ekonomiye sahip Türkiye'yi güvenilir bir müttefik ve ABD'nin Avrupa, Akdeniz ve Orta Doğu'daki çıkarlarına hizmet eden bölgesel güvenlik mimarisinin temel taşı olarak görüyordu.

Bugün Amerikan ordusu Ankara'nın Washington'daki en büyük düşmanı konumunda.

Sorunların kaynağı Irak ve Suriye savaşları

Aslında Türkiye'nin F-35 programından çıkarılması başlı başına problemin kendisi olmaktan çok ABD ile Türkiye arasındaki sorunların bir semptomu. Bu ilişkinin değişip bozulmasındaki etkenlerden biri Türkiye'nin iki komşusu olan Suriye ve Irak'taki savaşlar oldu. Çünkü Irak'ta ABD daha aktif olmak isterken Türkiye daha küçük bir rol oynamak istedi, Suriye'deyse Türkiye aktif olmak isterken ABD daha pasif kalmayı tercih etti.

11 Eylül saldırıları sonrası ABD'nin Afganistan'da başlattığı El-Kaide karşıtı operasyonu desteklerken Türkiye ilk defa Irak Savaşı'nda ABD'ye koşulsuz askeri destek sağlamadı. Bu kırılma ülkenin 2003 yılında göreve başlayan yeni Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve partisinin önerdiği siyasal İslam versiyonunun idaresi altında gerçekleşti. Erdoğan 2015 yılında cumhurbaşkanı olarak ve Türk dış politikasını son 16 yıldır yönlendiren isim oldu.

Erdoğan ABD'nin 2003 yılındaki Irak Operasyonu'na karşı çıkmış, haklı olarak, bu savaşın Ortadoğu'da istikrarsızlığa neden olacağı uyarısında bulunmuştu. Dahası, Irak'ın ordusu da dahil olmak üzere önemli kurumlarındaki çözülme Ankara'yı yanı başında alarm veren bir ülke ile uğraşmak zorunda bırakmıştı.

Suriye'de ise operasyon yanlısı olan Ankara, uluslararası onay ya da en azından bölgesel destek arayışına girmeden bir an evvel Devlet Başkanı Beşar Esad rejimini devirme yanlısı idi. Arap Baharı 2011 yılında Suriye'ye sıçradı ve o dönem Türk ekonomisi başdöndürücü şekilde büyürken Erdoğan'ın popülaritesi çok yüksek düzeylere çıkmıştı. Erdoğan mağrur bir şekilde Suriye'deki ayaklanmayı Esad'ın seküler ve Arap milliyetçisi diktatörlüğünü kendi siyasal İslam modeline daha yakın bir liderlikle değiştirme fırsatı olarak gördü.

Esad rejiminin dostları, yani Rusya ve İran, Ankara'nın Suriye'deki sonradan yeterince güçlü olmadıkları anlaşılan müttefiklerini ve Erdoğan'ın vizyonunu püskürtmeyi başardı. Rusya askeri varlığını ve İran'ın bölgedeki Hizbullah gibi müttefiklerini dengelemek için Ankara da radikal savaşçıların Türkiye üzerinden Suriye'ye geçerek Şam yönetimi ve müttefikleriyle mücadele etmesine göz yumdu.

Türkiye cihatçılarla birlikte hareket etmedi. Aslında Ankara'nın planına göre Esad düşerse "iyi çocuklar" (yani Ankara'nın desteklediği isyancılar) yönetimi devralıp "kötü çocukları" (yani cihatçıları) temizleyecekti. Ama bu hatalı bir hesaptı. Suriye'ye geçen kötü çocukların en azından bazıları Ankara'nın gözleri önünde IŞİD'in saflarına katıldı.

Bu dargörüşlü vizyon ve IŞİD'in yükselmesi Pentagon içerisindeki Ankara'ya negatif bakışı daha da güçlendirdi. Öte yandan, Erdoğan da Şam'daki düşmanını saf dışı bırakmaya yeterince destek vermediği için Amerika'ya içerledi.

Erdoğan'ın Amerikan ordusuna bakışı 2014 yılında Pentagon IŞİD'le mücadelede YPG ile işbirliği yapmaya başladığında bir darbe daha aldı. YPG, on yıllardır Türkiye ile savaşan ve hem Ankara hem de Washington tarafından terörist grup olarak tanınan PKK'nın bir uzantısı. Sadece Erdoğan değil bir çok Türk, Barack Obama'yı Amerikan ordusunun da desteklediği Türkiye'nin baş düşmanının uzantısı olan bir grupla işbirliğine gitme kararından ötürü hiç affetmeyecek.

Aynı zamanda Türkiye'nin ABD'nin müttefiklerine aralarında Pentagon'un askeri personeli olduğu sırada saldıracağı yönündeki artan endişeler de Amerikan ordusunun Erdoğan'a bakışının daha da bozdu.

Ne yazık ki bu görüş şu anda daha da perçinlenmiş durumda. Örneğin ABD'nin Orta Doğu'daki operasyonlarından sorumlu olan Merkez Komutanlığı'ndaki subayların en azından bir kısmı Türkiye'yi açıkça düşman olarak görüyor. CENTCOM'daki subayların önemli bir bölümü terfi ederek Washington'daki bu negatif görüşü yükseltecek.

Erdoğan ise halen gücü elinde tutuyor ve Amerika'nın ihlallerini tuttuğu liste giderek uzadı. Özellikle ABD'yi 2016 yılındaki darbe girişiminde parmağı olmakla suçlamasının ardından. Başarısız darbe girişiminde Amerika'da yaşayan ve Türkiye'nin taleplerine rağmen iade edilmeyen Fethullah Gülen'le bağlantılı subaylar kilit rol üstlenmiş gibi görünüyor.

ABD-Türkiye ilişkilerinin geleceğini pek iyi görmüyorum. Son yirmi yıldaki gelişmeler Amerika ve Türkiye'nin birbirlerine stratejik bakışları ayrıştırdı ve bu bakışlarla onların uygulayıcılarının yakın gelecekte uzlaşması da zor görünüyor. Elbette Rusya, Soğuk Savaş'ın başında yaptığı hata gibi Türkiye'yi tehdit ederek tekrar Washington'un kollarına itmezse.

Bakan Akar: ABD heyetine Fırat'ın doğusuna operasyonda gerekirse inisiyatif kullanırız dedik

Türkiye'nin S-400 alması F-35 teknolojisini ve NATO güvenliğini tehlikeye sokuyor mu?