Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

Nükleer başlıklı füze tartışması: Uzmanlar nasıl değerlendiriyor?

Nükleer başlıklı füze tartışması: Uzmanlar nasıl değerlendiriyor?
Telif hakkı
KCNA VIA KNS / AFP
Euronews logo
Metin boyutu Aa Aa

Sivas’ta Orta Anadolu Ekonomi Forumu’nda çarşamba günü yaptığı konuşmada Türkiye’nin nükleer başlıklı füze edinebileceği yönünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı vurgu, bu tür bir adımın doğurabileceği potansiyel sonuçlara dair tartışmayı da alevlendirdi.

Erdoğan, "Birilerinin elinde nükleer başlıklı füze var. Ama benim elimde nükleer başlıklı füze olmasın! Ben bunu kabul etmiyorum,” demişti.

Türkiye’nin, Soğuk Savaş ve sonrasında nükleer silahlara ilişkin politikalarını NATO'nun nükleer paylaşım/nükleer caydırma çerçevesinde belirlediğini belirten Maryland Üniversitesi’nde araştırma görevlisi Dr. Nilsu Gören, “Bu paylaşım politikası çerçevesinde halen İncirlik Hava Üssü’nde tutulduğu düşünülen ve ABD'nin emir-komuta zincirinde bulunan, yakın zamanda "ömür uzatma programı" ile yenilenmesi gerekecek olan 50 adet B-61 tipi taktik nükleer silah olduğuna dikkat çekiyor.

Euronews Türkçe’ye konuşan Gören, “Türkiye’nin var olan savaş uçaklarıyla ve sertifikasyonlarıyla bu silahları kullanması mümkün değil. Ayrıca üniversitelerde bulunan araştırma reaktörleri ve henüz uygulamaya geçmemiş, barışçıl nükleer enerji programı haricinde nükleer silahların üretiminde kullanılabilecek bir nükleer yakıt zincirine sahip değil,” diyor.

Uzmanlar, 1970 tarihli "Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması" (NPT) ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın barışçıl nükleer çalışmalara dair uygulamalarının üyesi olan Türkiye’nin uyması gereken standartlara dikkat çekiyorlar.

Gören, “NPT anlaşmasına göre nükleer silahlara sahip olan ülkeler ABD, Rusya Federasyonu, Birleşik Krallık, Fransa ve Cin'dir. Türkiye ayrıca "Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi" (MTCR) üyesi olarak kısıtlamalara tabidir,” diyor.

Dr. Azime Telli

"Erdoğan'ın açıklaması çifte standartlara karşı"

Euronews Türkçe’ye konuşan Mersin Üniversitesi’nden enerji uzmanı Dr. Azime Telli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarının, dünyanın hızla silahlandığı bir dönemde nükleer silah edinilmesini yasaklayan zihniyetin çifte standartlı davrandığına dair bir eleştiri şeklinde okunması gerektiği görüşünde.

“Bu, dünya sisteminin tamamına yapılmış, çifte standartlara karşı bir açıklamadır. Türkiye’nin bugünden yarına nükleer güç olacağına dair bir çıkış değil,” diyor Telli ve ekliyor:

“Dünya genelinde bir silahlanma eğilimi varken, bölgesinde tehdit algılayan Türkiye’nin dış politikadaki bu söylemi dünya trendleriyle uyumlu. Ama silahlanmanın daha çok barış getirmeyeceği de aşikar.”

"Erdoğan'ın çıkışı çifte standartlara yönelik yapılmış bir açıklama. Türkiye bugünden yarına nükleer güç olacak anlamına gelmiyor."
Dr. Azime Telli
Enerji uzmanı, Mersin Üniversitesi

NPT’ye göre, nükleer silah edinme hakkına sahip beş devlet var ve bu devletler NPT’nin müzakere edildiği dönemde zaten nükleer silah edinmiş olan ve BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkına sahip olan üyeler.

Dolayısıyla, NPT, nükleer silahların daha fazla sayıda ülkenin eline geçmesini engellemeyi, statükoyu dondurmayı hedefliyor. Karşılığında ise, nükleer silahları zaman içerisinde azaltılarak yok edilmesi, nükleer silah hakkından feragat eden ülkelere karşı nükleer silah kullanılmaması ve ticari ve bilimsel nitelikli nükleer teknolojiye erişimin engellenmemesi yönünde taahhütler veriliyor.

Ancak, uzmanlar, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar çerçevesinde nükleer silahların barışçıl amaçlar dışında kullanımı durumunda sert yaptırımların gündeme geleceğine dikkat çekiyorlar.

“İsrail’in nükleer silah girişimleri konusunda bu zamana değin yaptırımlara konu olmaması, bu ülkenin Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin imzacısı olmamasından kaynaklanıyor,” diyor Telli.

Telli’ye göre, nükleer başlıklı füzeler konusunda bundan sonra takip edilmesi gereken nokta, bu siyasi çıkışın bir devlet politikası olup olmayacağı, öncelikler arasına girip girmeyeceği, zira bir NATO üyesi ülke olarak Türkiye’nin gözetmesi gereken birçok denge söz konusu:

“Türkiye, İran’dan farklı olarak enerjide dışa bağımlı olan bir ülke. Dolayısıyla nükleer işbirliklerinde bazı hassas dengeler ortaya çıkar. Nükleer başlıklı füze üretimi durumunda enerji kaynaklarımızla ilgili herhangi bir yaptırım, bizi zora sokacaktır. Bu füzenin üretiminde Batı ile çalışsak, doğalgazda yüzde 55 oranında bağımlı olduğumuz Rusya bundan rahatsız olur. Rusya ile çalışsak, NATO üyeliğimiz sebebiyle bu teknolojiyi Rusya’nın kendi sistemine entegre etmek ve Rusya’nın bu teknolojiyi Türkiye ile paylaşmak istemesi konularında bazı komplikasyonlar doğabilir. Pakistan veya Çin’le işbirliği sorusunun da ucu açık.”

"Nükleer opsiyonun masada olması düşmanlar için büyük bir gözdağıdır."
Yusuf Erim
Dış politika analisti

Euronews Türkçe’ye konuşan dış politika analisti Yusuf Erim, “Nükleer silahların her ne kadar hücum silahı olarak tanımlansa da tehdit yerine caydırıcılığı ile ön plana çıktığını, bu silahların 74 yıldır kullanılmamasının da bunun en büyük kanıtı olduğunu” belirtiyor.

“Türkiye’nin dünyanın en kaotik coğrafyasında bulunan bir ülke olarak böyle caydırıcı gücü çok yüksek olan bir silaha sahip olması sadece askeri olarak değil diplomasi acısından da elini güçlendirir. Nükleer opsiyonun masada olması düşmanlar için büyük bir gözdağıdır ve karşı tarafın askeri yerine diplomatik çözümleri tercih etmesine neden olur,” diyor Erim.

Erim’e göre; bugünkü dünya düzeni ve politik konjonktürde, Türkiye’nin nükleer silah elde etmesi mevcut dinamiklerde büyük bir değişikliğe neden olmayacaktır.

“Türkiye NATO’nun ikinci en büyük ordusuna sahip ve bölgesel güç olarak kendisini kabul ettirmiş bir ülkedir. Ama dünya tek kutuplu düzenden çok kutuplu düzene döndükçe kimse yarının getireceği sorunları öngöremez,” diye ekliyor Erim.

"Bugün nükleer silahların yasaklanması yönünde bir trend var dünya çapında, ancak biz yine tersine gidiyoruz."
Selim Sazak
Brown Üniversitesi

"NATO’nun bu şemsiyesi altındayız"

Euronews Türkçe’ye konuşan Brown Üniversitesi siyaset bilimi bölümünde araştırmacı Selim Sazak, iki konunun birbirinden ayrı incelenmesi gerektiğine dikkat çekiyor:

“Burada iki mesele var. Biri nükleer başlık, diğeri füze. Nükleer başlığı geliştirmemiz her türlü yasak. NPT uyarınca bu mümkün değil. Ama Kuzey Kore’nin yaptığı gibi bir kısım beceriler önceden geliştirilebilir; sonra son düzlükte antlaşmadan çıkılabilir. Aslında nükleer silah geliştirmek zor değil. Zor olan, bomba için gereken nükleer materyali edinmek. Bunun için ya plütonyuma ya da zenginleştirilmiş uranyuma ihtiyaç var. Plütonyum yolundan ilerlemek daha zor, dolayısıyla genellikle uranyum yolu izleniyor. Ama orada da süreç zorlu çünkü uranyum zenginleştirme faaliyetlerinde kullanılacak çifte becerili malzemelerin tedarik ve ihracatında ciddi engeller var.”

Araştırmacı Selim Sazak / Brown Üniversitesi Siyaset Bilimi

Sazak’a göre füze üretimi görece olarak daha kolay, keza füze konusundaki yasal rejim büyük ölçüde erozyona uğruyor.

“Anti-balistik füze (ABM) antlaşması zaten bozuldu. ABD, orta-menzilli nükleer füzeler (IBM) antlaşmasından yeni çıktı. Füze konusunda tüm bölgede büyük bir rekabet var. Dahası, bugün teknolojinin gelişimi itibariyle de füzelerin eskiden topçu sınıfının sahip olduğu gibi bir taktik vasfı var. Üstelik Türkiye zaten füze alanında bayağı ileride,” diyen Sazak, asıl sorunun nükleer konusunda düğümlendiği görüşünde:

“Orada hiç kimseyle işbirliği içerisinde bir şey yapmak mümkün değil. Hiçbir devlet bir başka devlete nükleer silah vermez. Burada tek yöntem, “nükleer şemsiye” dediğimiz ortak güvenlik antlaşmaları ki biz de NATO üyesi olarak NATO’nun bu şemsiyesi altındayız,” diyor Sazak ve ekliyor:

“İlla ki bir şey yapmak istenirse tek yol var: Tüm parçaları kısa zamanda edinebilecek beceriyi kazanıp beklemek. Ancak bunun da sorunlu yanları var. Bugün nükleer silahların yasaklanması yönünde bir trend var dünya çapında, ancak biz yine tersine gidiyoruz."