Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

Enflasyon mu, hayat pahalılığı mı?

Euronews logo
Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Eylül ayı enflasyon verilerini yayınladı. Buna göre tüketici fiyatları Eylül ayında yüzde 0,99 oranında artarken yıllık bazda TÜFE yüzde 9,26 olarak gerçekleşti. Bu veri ile birlikte enflasyon uzun süreden sonra yeniden tek haneli seviyelere geriledi.

Bu gerilemede 2018 yılı Eylül ayında yaşanan yüzde 6,3’lük enflasyonun yıllık hesaptan çıkmış olmasının, diğer bir ifade ile “baz etkisinin” rolü oldukça büyük.

Bunu daha açık bir şekilde ifade edecek olursak; 12 aylık enflasyon rakamı hesaplanırken, en son açıklanan ayın verisi hesaba dâhil edilirken bir önceki yılın aynı ayına denk gelen veri 12 aylık hesaptan çıkarılır. Bu nedenle geçen sene Eylül ayında yaşanan çok yüksek oranlı veri 12 aylık hesaplamanın dışına çıkmış, bunun yerine 2019 yılı Eylül ayı verisi dâhil edilmiştir.

2018 ve 2019 yılı Eylül aylarında gerçekleşen aylık TÜFE oranları sırasıyla yüzde 6,3 ve yüzde 0,99 olduğu için, 2018 yılı Eylül ayının hesaplamadan çıkmış olması yıllık enflasyon oranını da bu iki veri arasındaki fark kadar (yüzde 5,4) azaltmıştır.

Enflasyon oranı düşse de kamuoyunda karşılık bulmadı

Her ne kadar enflasyon oranı tek haneli rakamlara inmiş olsa da, açıklanan bu verinin kamuoyu nezdinde pek karşılık bulmadığı da anlaşılıyor.

Bunun gerekçesini iki yerde bulabiliriz. Birincisi enflasyon tanımıyla ilgili, diğeri ise enflasyonun ölçümü ile ilgilidir.

Öncelikle, enflasyon oranının düşmüş olması fiyatların düştüğü anlamına gelmemektedir. Burada enflasyonun düşüşüyle kastedilen, fiyatların artış hızının yavaşlamasıdır. Diğer bir ifade ile fiyatlar artmaya devam ediyor ancak daha önce açıklanan veriye göre bu artış yavaşlamış olarak devam ediyor.

Bundan anlaşılması gereken şudur: enflasyon düşmesine rağmen hayat pahalılığı artmaya devam ediyor. Yıllık enflasyonun yüzde 9,26’ya “gerilemiş olması” fiyatların hala geçen yıla göre bu oranda artmış olması anlamına geliyor. Kişisel gelirlerinde fiyat artışlarına paralel bir artış sağlayamayan, özellikle ücretli çalışanlar için hayat daha pahalı olmaya devam ediyor, artmayan gelirlerine rağmen fiyatları artmaya devam eden mal ve hizmetlerden satın alırken daha yüksek bir bedel ödemek durumunda kalıyorlar. Bu da onların açıklanan verileri sorgulamasına yol açıyor.

İkinci gerekçe ise, vatandaş kendi hayatında hissettiği fiyat artışlarının ilan edilen enflasyonun daha üzerinde olduğunu düşünüyor. Çünkü ortalama vatandaşın genel harcama sepetinde yer alan ürünlerin fiyat artışlarının, TÜFE hesaplamasında dikkate alınan aynı grup mal ve hizmet için farklılaştığı görülüyor.

Endekse dâhil edilen ile faturaya yansıyan fiyat artışları farklı

Bir örnek verelim. Eylül ayında konutlarda kullanılan doğalgaz fiyatlarına BOTAŞ tarafından yüzde 14,97 oranında zam yapılmış olmasına karşın, TÜFE endeksine dâhil edilen doğalgaz fiyatının artış oranı yüzde 13,92 olarak açıklanmıştır. Görüldüğü gibi endekse dâhil edilen ile faturaya yansıyan fiyat artışları farklıdır. Kamu kontrolünde “yönetilen fiyat” olarak tanımlanan doğalgaz fiyatı piyasa koşullarında belirlenmediği için yapılan zam oranından daha farklı bir fiyatın ortaya çıkması gibi bir durum söz konusu olamaz.

Bir başka veri internet hizmet sağlayıcılarının uyguladıkları fiyatlarda. 2019 yılı içerisinde internet kullanım fiyatlarının arttığını biliyoruz. Özellikle adil kullanım kotasının (AKK) kaldırılması ile birlikte gündeme gelen fiyat artışları yılbaşında kamuoyunun gündemine gelmişti. Şimdi TÜİK’in açıkladığı verilerden görüyoruz ki “internet ücreti” Eylül 2018’den Eylül 2019'a gelindiğinde yüzde 11,41 oranında düşmüş. Sepette dikkate alınan veri ile faturaya yansıyan farklılaşmaktadır.

Bu iki örnek bize göstermektedir ki vatandaşın maruz kaldığı fiyat artışları ile enflasyon oranında farklılık ortaya çıkmaktadır.

Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkün ve bunlar da verilere olan güveni sarsmaktadır.

Göstergeler ilan edilirken bunlar hakkında tereddütlerin oluşmasına fırsat verilmemeli

Açıklanan Yeni Ekonomi Programının önümüzdeki yıllar için öngördüğü büyüme oranlarının tutturulabilmesi için yurtiçi talebin artacağı yönünde bir beklentinin programa yansıdığı görülüyor.

Vatandaşın harcamalarını artırabilmesi için gelirlerinin artması yanında ekonomiye olan güvenlerinin de tesis edilmesi gerekir. Bunu yapabilmenin ön koşulu da kamu ile iletişimin önemli araçlarından olan göstergeler ilan edilirken bunlar hakkında tereddütlerin oluşmasına fırsat vermemektir. Bu nedenle TÜFE gibi herkesin yakından takip ettiği verilere ilişkin tatmin edici açıklamaların yapılması gerekir. Bu da TÜİK’in kullandığı hesaplama yöntemleri hakkında kamuoyunun aydınlatılması ve ilan edilen verilere güvenin tesis edilmesi açısından önemlidir.

Sonuç olarak fiyat artış hızı yavaşlamış olsa bile hayat pahalılığı artmaya devam ediyor.