Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

Özel | Cezaevinden mektuplar yazı dizisi - 10: Emre İper

Özel | Cezaevinden mektuplar yazı dizisi - 10: Emre İper
Euronews logo
Metin boyutu Aa Aa

Euronews Türkçe’nin "Cezaevinden Mektuplar" yazı dizisinde sırada Cumhuriyet gazetesi davasında cezaevinde kalan tek kişi olan gazetenin eski mali işler sorumlusu Emre İper’in mektubu var.

7 Nisan 2017’de telefonunda Bylock olduğu iddiasıyla gözaltına alınan, 11 gün sonra tutuklanan İper, aynı yılın Aralık ayında tahliye edildi. Ancak bir sonraki duruşmada savcı İper'i, ByLock'tan değil sosyal medya paylaşımları üzerinden "örgüt propagandası yapmak" ile suçladı.

Türkiye’de fiziksel bir yaşam alanı olarak gözden ırak olan cezaevlerine bu kez dışarıdan içeriye bakmak için bir pencere açıyoruz. Cezaevlerinde bulunan farklı kesimlerden kimi tutuklu; kimi mahkumiyet almış isimlerin oradaki yaşamlarını, koşullarını anlattıkları mektupları bir yazı dizisi olarak sunuyoruz.

Emre İper’in mektubu

Merhaba, ben Emre İper.

Şu an Cumhuriyet Gazetesi davasında tutuklu kalan son kişiyim.

Cumhuriyet gazetesi davasına telefonumda Bylock bulunduğu söylenerek dahil edildim. Daha sonra sayın Koray Peksayar ve Tuncay Beşikçi sayesinde Fetö’nün bir kumpası olan mor beyni ortaya çıkarttık. Sonunda asıl suçlamayı yok ettik ve bu kumpasla kendisine iftira atılmış 11,480 kişi daha Fetö belasından kurtuldu. Fakat iddianameyi hazırlayan savcı iki adet tweet’imi de iddianameye eklemişti. Mahkeme heyeti hiçbir şiddet ve şiddete övgü ifadesi içermeyen bu paylaşımlarımı terör propagandası sayarak 3 yıl 1 ay 15 gün ceza verdi. Çünkü ben Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışıyordum ve bu, bana ceza verilmesi için yeterliydi.

Aslında bize verilen cezalar insanları korkutmaya ve sindirmeye yönelikti. Aynı davada yargılanan bizlerin asıl suçu ise muhalif olmamızdı. Terör örgütü üyesi olmayla yargılandım. Fetö’nün bu ülkede gerçekleştirdiği bir kumpası daha avukatlarımız ve bilişim uzmanları sayesinde yok ettik fakat 33 takipçisi olan bir sosyal medya hesabından attığım tamamen ifade özgürlüğüne dayanan iki tweet yüzünden ben ceza aldım, ailem de eza çekti. Yasalarımızdaki eksiklik yüzünden diğer mağdurlar gibi hâlâ bu eziyeti çekiyorum.

Yargıtay usule uygun olmadığı için benim hakkımda karar veremiyor, Anayasa Mahkemesi de yoğunluk yüzünden dosyama bakamıyor. Bize de bu cezayı çekmek düşüyor. Bu durum sırf benim sorunum değil. İfade özgürlüğü bu ülkenin kanayan yarası. İlk derece mahkemelerinin verdiği adaletsiz kararlar hem bizler hem de yüksek derecedeki mahkemeler için büyük sorun oluyor. Özellikle bu konuda yüksek mahkemelerce verilmiş birçok doğru karar olmasına rağmen. Bu ülkenin en büyük sorunu adalettir.

Cezaevindeki insanlar, Adalet Bakanı sayın Abdülhamit Gül’ün yeni yargı paketini çıkartmak için çok uğraştığını ve bu konuda samimi olduğunu kabul ediyor fakat bazı güçlerin yine bunun önüne engel çıkartarak bütün umutları söndüreceğinden de korkuyorlar.

Adalet sistemindeki sorunlar ceza infaz kurumlarına da olumsuz yansıyor. Cezaevleri çok kalabalık ve insanlar zor şartlar altında yaşam mücadelesi veriyor. İnfaz memurlarının da birçok özlük hakkı verilmiyor. Onlar da zor şartlar altında görevlerini yapmaya uğraşıyor.

Emre İper (ortada)
“Her şey güzel olacak” diyerek başlayan son İstanbul seçimlerinin asıl sonucu bence halkın adalet çığlığıydı. İnsanlar ayrıştırılmadan, hür ve adilce bir yaşam istediler. Halk adalete duyduğu açlığı sandığa yansıttı.

Bizlere düşen görev iki tarafın da görüşlerini basına bütün çıplaklığı ile yansıtmak. Her zaman söylediğim gibi bu durumdan aileler zarar görüyor. Cezaevlerinde insanlar büyük bir umutla yeni çıkacak yargı reform paketini bekliyor. Cezaevinde olanların yanı sıra dışarıda da bu yargı paketinden yararlanacak büyük bir zümre olduğunu unutmamak gerekiyor. Cezaevindeki insanlar, Adalet Bakanı sayın Abdülhamit Gül’ün yeni yargı paketini çıkartmak için çok uğraştığını ve bu konuda samimi olduğunu kabul ediyor fakat bazı güçlerin yine bunun önüne engel çıkartarak bütün umutları söndüreceğinden de korkuyorlar. Adalet iki yanı keskin bir bıçak; yanlış bir hamle insanlarda büyük tahribatlara yol açıyor. Onun için adaleti sağlayanların her bakımdan özgür ve tarafsız olmaları gerekiyor.

“Her şey güzel olacak” diyerek başlayan son İstanbul seçimlerin asıl sonucu bence halkın adalet çığlığıydı. İnsanlar ayrıştırılmadan, hür ve adilce bir yaşam istediler. Halk adalete duyduğu açlığı sandığa yansıttı.

Kamuoyu üzerinde etkili olan ve basının gündemde tuttuğu birkaç davayı sıralarsak; Çorlu Tren kazası davası, Aladağ yurt yangını davası, Soma maden kazası davası, Ergenekon-Balyoz-Poyrazköy davaları, Gezi davası, akademisyenlere açılan davalar, Şule Çet davası, Rabia Naz davası, İdil Dere davası, Ali İsmail Korkmaz davası, Berkin Elvan davası, Ethem Sarısülük davası, 2019 yılında 400’ü aşan kadın cinayetlerinin davaları ve sayısız çocuk istismarı davaları gibi aklıma gelmeyen daha birçok dava geride yüreği paramparça olmuş nice anneler, babalar, eşler, çocuklar ve onları sevenler bıraktı. Bu insanlar sabırla adaleti beklediler veya bekliyorlar. Fetö’den beri adalet sistemi öyle kirletildi ki insanların artık sabrı ve sükuneti kalmadı. Unutulmamalı ki geç gelen adalet, adalet değildir. Hem de halkın adalet açlığını giderecek kararlar alınmıyorsa hiç değildir.

Muazzam bir çeşitliliğe sahip nüfus içinde birbirinden farklı bireyler olarak yaşamaktayız. Aramızda mutlaka ki sorunlar ve görüş farklılıkları olabilir. Çözüm ise herkesin ortak noktası olan adaleti sağlamaktan geçiyor. Siyasi erkinizi ve maddi güçlerinizi adaleti yok ederek koruyamazsınız. Unutmayınız ki artık dünyamızda gücünüzü korumak adil olmaktan ve paylaşmaktan geçiyor.

Bizler hukukun üstünlüğüne inanarak ve birbirimize yardım ederek kenetlenmek zorundayız. Umarsız bir umutlu olarak dünyada bir gün iyilerin ve doğruların hak ettiği yeri bulacağı günü bekleyeceğim.

Sevgiler

Ne olmuştu?

25 Nisan 2018’de Cumhuriyet gazetesi davasında yargılananlarla ilgili karar açıklanırken, Emre İper de 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. 26 Nisan 2019’da yeniden cezaevine giren İper Cumhuriyet davasından hükümlü olarak cezaevinde kalan son Cumhuriyet çalışanı. Zira Yargıtay 16. Ceza Dairesi geçen ay verdiği kararla yeniden cezaevine giren Cumhuriyet gazeteci, yazar ve çizerlerinin beraat etmelerine karar verirken Emre İper'in cezasını onadı.

Yazı dizisinde önceki mektuplar:

Özel | Cezaevinden mektuplar yazı dizisi - 1 : Harbiyeli üç kadın öğrenci Nagihan, Nimet ve Sena

Özel | Cezaevinden mektuplar yazı dizisi - 2: Gültan Kışanak

Özel | Cezaevinden mektuplar yazı dizisi - 3: Cezaevinde doğum yapan Hatice Şahnaz

Özel | Cezaevinden mektuplar yazı dizisi - 4: Alparslan Kuytul (Furkan Vakfı kurucu başkanı)

Özel | Cezaevinden mektuplar yazı dizisi - 5: Gazeteci Ayşenur Parıldak

Özel | Cezaevinden mektuplar yazı dizisi - 6: Selçuk Kozağaçlı

Özel | Cezaevinden mektuplar yazı dizisi - 7: Eren Erdem

Özel | Cezaevinden mektuplar yazı dizisi - 8: Hasta hükümlü Abdulkadir Aksu

Özel | Cezaevinden mektuplar yazı dizisi - 9: Gazeteci Hüseyin Aykol