Son Dakika

Kaybedilen kamu diplomasisi: Türkiye kendini uluslararası alanda anlatamıyor mu?

Kaybedilen kamu diplomasisi: Türkiye kendini uluslararası alanda anlatamıyor mu?
Euronews logo
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye Barış Pınarı Harekatı'na başladığı andan itibaren neredeyse tüm dünya devletlerini ve kamuoyunu karşısında buldu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden bile tam ve net destek göremeyen Türkiye'ye en son, uluslararası meselelerde tarafını belli etmekten kaçınan ve gerekmedikçe açıklama yapmayan Çin'den dahi operasyonu durdurma çağrısı geldi.

Avrupa Birliği'nden Arap Birliği'ne ABD'den Rusya'ya Türkiye'nin askeri harekatı etkin bir uluslararası meşruiyet zemini elde edemedi.

Yer yer diplomatik bir dil kullanan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yer yer sert bir tavır takınıyor. Örneğin Dünya Türk İş Konseyi Bakü Buluşması'nda yaptığı konuşmada "Türkiye ile ilgili bazı kararlar alıyorlar; yahu alsanız ne yazar almasanız ne yazar" şeklinde konuşan Erdoğan bu mesajıyla Türkiye aleyhinde görüş bildiren ülkelerin fikir ve eylemlerine önem vermediğine işaret ederken, salı günü Amerikan Wall Street Journal için kaleme aldığı makalede Türkiye'nin haklılığını izah etmeye çalışarak dünya liderlerine ve uluslararası organizasyonlara Türkiye'ye destek olmaları çağrısında bulundu.

Dünya liderlerinden de Türkiye'ye benzer şekilde karmaşık mesajlar gelebiliyor. Bunun en büyük örneği ABD Başkanı Donald Trump'ın birbiri ile çelişen açıklamaları. Buna Rusya'nın önemli bir süre boyunca pozisyonunu belli etmemesi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Türkiye lehinde kullanılan vetolar, Avrupa Birliği üyelerinin kınama metinlerinde uzlaşmakta zorlanması ve NATO'dan gelen "Türkiye'nin kendini savunma hakkı" konusundaki yarı destekleyici açıklamalar da eklenebilir.

Peki Türkiye neyi eksik veya yanlış yapıyor? Dünya genelinde Türkiye'ye karşı çıkıldığına göre gerçekten harekatın kendisi mi yanlış yoksa Türkiye'nin kamu diplomasisi mi?

'Harekat daha başlamadan ön alıcı proaktif yaklaşım segilenmeliydi'

Kırklareli Üniversitesi Kamu Diplomasisi Uygulama ve Araştırma Merkezi konuya ilişkin 'Barış Pınarı Harekatı'nın Halkla İlişkiler ve Kamu Diplomasisi Boyutu' isimli bir rapor hazırladı. Raporda askeri harekâtların cephedeki başarısı kadar enformasyon alanındaki başarının önemine dikkat çekiliyor ve dezenformasyon yoluyla oluşturulan algı operasyonlarına karşı en etkili çözümün etkin kamu diplomasisi olduğu belirtiliyor.

Türkiye'nin harekata ilişkin her alanda karşı argüman ve tezlerini çok önceden oluşturmuş olması gerektiğine dikkat çeken rapor başarının "ön alıcı proaktif yaklaşımla" sağlanabileceğini ve "yürütülecek askeri harekatın ulusal düzeyde halkla ilişkiler ve uluslararası düzeyde kamu diplomasisi politikasının belirlenmesine bağlı" olduğunu yazıyor.

Raporu hazırlayan Kamu Diplomasisi Merkez Müdürü Doç. Dr. Muharrem Ekşi'ye göre 21. yüzyılda yürütülecek tüm askeri harekâtlar diplomatik, enformasyon, propaganda, medya ve kamu diplomasisi gibi çok katmanlı biçimde önceden planlanması gereken stratejilerle ancak tam başarıya ulaşabiliyor.

'Harekatın sadece cephe savaşı biçiminde yürütülmesi yetersiz kaldı'

Ekşi'ye göre Türkiye uluslararası hukuka uygun ve insani gerekçelere dayanan meşru bir harekat gerçekleştiriyor ancak ulusal ve uluslararası düzeyde karşı argümanlarla eleştirilmenin ötesinde algı operasyonlarına maruz kaldı. Bu nedele Ekşi, Barış Pınarı harekatının sadece cephe savaşı biçiminde yürütülmesinin yetersiz kaldığını belirtiyor ve ekliyor:

"PKK/PYD terör örgütünün uluslararası düzeyde kamuoyu oluşturabilecek lobi gücüne ulaştığı görülmüştür. Buna karşı da hem lobi faaliyetleri hem de kamu diplomasisiyle karşı konulmasının zorunluluğu açıkça anlaşılmıştır."

'Ne anlattığınız değil, kimin size inandığı önemli'

Konuyla ilgili euronews Türkçe'ye değerlendirmede bulunana Yeditepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof.Dr. Cengiz Erişen "Uluslararası siyasette ne anlatabildiğiniz ve ne anlattığınızdan çok kimin size inandığı önemli" diyerek askeri bir harekatın sadece en son aşamasının 'askeri harekat' olduğunu ve iş buna gelmeden uzun zaman önce gerekli kamu diplomasisi faliyetlerinin başlatılmasının elzem olduğunu belirterek şunları söylüyor:

Prof.Dr.Cengiz Erişen

"Güçlü olan gruplarla ve organizasyonlarla ilişkilerin düzelmesi gerekiyor. Bzim ordumuz çok güçlü, istediği operasyonu yapabiliyor ama iş bunu anlatmaya geldiğinde dış politika araçlarının çok daha farklı şekilde kullanılması gerekir.

Uluslararası haber ajanslarında çalışan insanlarla bile bire bir yakın ilişkiler geliştirilmesi gerekli. Yoksa sırf bizim dışişlerinden giden bir yazı hiçbir etki sağlamaz. Ön hazırlıklar yoksa ağzımızla kuş tutsak yapabileceklerimiz çok kısıtlı oluyor."

Türkiye'nin tezleri uluslararası kamuoyuna ulaşıyor mu ve anlaşılıyor mu?

Rusya analisti ve siyaset bilimi uzmanı Dr. Kerim Has'a göre Rus kamuoyu, Ankara’nın Fırat’ın doğusuna yönelik harekâtını Türkiye’nin güvenlik çıkarları bağlamında değil, Rusya’nın bölgedeki hedefleri ve izlediği buz gibi realist politika çerçevesinde duydu ve anladı.

Has Rus medyası ve uzmanlarının Kremlin’in sessizliğini bir süre Rusya’nın operasyona ‘belli şartlarda göz yumduğu’ şeklinde değerlendirdiğini Ankara’nın operasyona dair argümanlarının büyük ölçüde paylaşılmadığını aktarıyor. Has durumu şöyle değerlendirdi:

Dr. Kerim Has

"Bunun üç nedeni vardı. Birincisi, Moskova’nın Washington ile yürüttüğü pazarlıklar paralel bir evrende sürdüğü için Rus medyası risk alıp bu süreci sekteye uğratmak istemedi, zaten istese de bunu yapmaya imkânı yoktu. Burada, daha ziyade Kremlin’e yakın Rus uzmanlar, ABD’nin Suriye politikasının çöktüğü ve Kürtleri ‘sattığı’ temasını sıklıkla işleyip Moskova’nın Türkiye’yi yanında tutma politikasına yardımcı oldular.

İkincisi, Ankara’nın operasyonu Washington ile belli bir mutabakat sonucunda mı gerçekleştirdiği ve Türkiye-ABD ilişkilerinin ne yöne evrileceği konusundaki belirsizlik sadece Rus medyasının değil, Kremlin’in de gidişat ve sonuçları açısından harekata temkinli yaklaşmasına neden oldu.

Üçüncüsü, Moskova, Türk ordusunun hırpalamasıyla Kürtlerin Şam’a yaklaşacağını öngörüyordu ki bu, şu aşamada gerçekleşmiş duruyor. Bu durum da ister istemez, Rus medyasının operasyon süresince Kürtlerin tezlerine de yer vermesine ve Kremlin’in Ankara ile Kürtler arasında kendisini bağlayan resmî açıklamalardan kaçınıp bekle-gör pozisyonu takınmasına yol açtı."

'Moskova tek kurşun sıkmadan ciddi kazanım elde etmiş olarak görülüyor'

Has, Rusya’nın desteğindeki Şam ile ABD üzerinden YPG’yle varılan mutabakat ve Amerikan askerlerinin bölgeden çekiliyor oluşunun; Rus medyası, uzmanlar ve kamuoyu tarafından Moskova’nın tek kurşun sıkmadan elde ettiği ciddi bir kazanım olarak görüldüğünü dile getiriyor ve ekliyor:

"Pek tabii, ABD’nin kırmızı çizgilerini geçmemesi için Ankara’ya yaptığı uyarılar ve yaptırım kartını devreye sokması da yine Türkiye’nin Rusya’ya yakınlaşacağı argümanını güçlendiriyor. Dolayısıyla, şu sıralar Türk ve Suriye orduları arasında yaşanabilecek olası bir çatışmayı önleme ve Ankara-Şam normalleşmesini sağlama adına mevcut tablo Rusya’yı bir adım öne çıkarmış durumda. Neresinden bakarsanız bakın, Suriye ve Ortadoğu’daki gelişmelere ilgi duyan Rus kamuoyu için bu durum en azından şu an için gururunu okşayan bir tablo ortaya koyuyor."

'Türkiye anlatamıyor Avrupa da anlamak istemiyor'

Türkiye'nin tezleri ve tehditleri arasında kalan Avrupa'nın perspektifini ise Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Avrupa Parlamenteri Türk kökenli Alman siyasetçi İsmail Ertuğ ile görüştük. Ertuğ Türkiye'nin kendini anlatamadığını ve Avrupalıların da anlamak istemediğini ifade ederek AB ile Türkiye arasında uzun süredir yaşanan iletişim kopukluğundan ötürü meselenin duygusallaştığını belirtiyor. Ertuğ konuya ilişkin şunları söyledi:

Avrupa Parlamenteri İsmail Ertuğ

"Türkiye'nin tezlerini çok fazla göz önünde bulundurmadıklarını görüyorum. Duygusallık çok fazla hakim şu an. Genel olarak parlamentodaki hava bunun bir işgal olarak görüldüğü yönünde. Askeri imkanları kullanmak zaten genel olarak çok destek görmeyen bir yaklaşımdır. Tabi ama hem bunu onaylamamak hem de bunu öngörebilecek ve engelleyecek adımları atmamış olmak Avrupa Birliği'nin eksiğidir. Örneğin mülteci politikalarında hala bir çözüm yok."

'Türkiye rahata kaçmak istiyor'

Türkiye'nin kendisini anlatmak konusundaki eksikliklerine yönelik olarak ise Ertuğ şu soruları soruyor:

"Türkiye bunları anlatmak üzere hangi adımları attı? Nerede kime ne anlattı? Şimdi bakıyorum ben, Türkiye'nin dış politikası AB ile uzun zamandır sağlıklı bir iletişim içerisinde değil. Bu konuda en büyük eleştirinin AB'den geleceği en başından beri belliydi. Dolayısıyla önce bu konuyu nereye anlatmak durumundasınız? AB başkentlerinde anlatmak durumundasınız ancak buralara sizin yetkilileriniz gitmeyeli ne kadar oldu? Özbekistan'a gitmek, iki haftada bir Rusya'ya gitmek Afrika'ya gitmek bu sorunları çözmüyor. Hakikaten kendinizi anlatmak adına adım atmak istiyorsanız zor olana çetin olana gitmek zorundasınız. Türkiye rahata kaçmak istiyor."

'Gelişmelerin sorumlusu bölgeden çekilen ABD değil bölgeye giren Türkiye olarak görülüyor'

AB'nin IŞİD nedeniyle paranoyak bir korkusu olduğunu anlatan Ertuğ, hapishaneden kaçmış olan yüzlerce IŞİDlinin ve akın edebilecek çok sayıda mültecinin korkusunu hissettiklerini aktarıyor. Avrupa'nın Türkiye'nin toprak bütünlüğü gibi konuları çok fazla göz önünde bulundurmadığını ifade eden Ertuğ, IŞİD tehdidi ve mülteci akını konusunda ABD'nin bölgeden çekilmiş olmasını çok az sayıda kişinin dikkate aldığını ve ABD'den ziyade Türkiye'nin gelişmelerden sorumlu görüldüğünü aktarıyor.

'AB'nin ortak dış politika eksikliği de rol oynuyor'

Ertuğ'ya göre AB dışpolitika konusunda amatörce hareket ediyor. Hala 28 ülkenin devlet başkanlarıın bir araya gelip ortak bir kınama ve karar çıkaramadığına değinen Ertuğ ortak bir dış politika olmayınca da farklı üye ülkelerden Türkiye'ye karmaşık mesajlar gittiğini söylüyor.

'Sosyal demokrat ilkelere sahip bir muhalefet nasıl olur da savaşa destek verir?'

Türkiye'deki muhalefetin de olayların gelişiminde sorumlu tutulduğunu kaydeden Ertuğ, CHP'nin eleştirildiğini şu sözlerle aktarıyor:

"Daha yeni bugün grup toplantımızda bu konu konuşuldu ve Türkiye'deki muhalefet açık şekilde eleştirildi. 'Sosyal demokrat bir parti ve sosyal demokrat ilkelere sahip çıktığını ileri süren bir parti nasıl olur da savaşa destek verir?' denildi."

'Türkiye'deki medya ve ifade özgürlüğünün durumu gelinen noktada etkili oldu'

"Türkiye'deki medyanın iktidara ne kadar bağımlı olduğunu herkes biliyor" diyen Ertuğ, bu kaynaklardan gelen mesajların ve haberlerin inandırıcılığını yitirdiğine ve bu nedenle özellikle Avrupa'da kendine yer bulamadığına dikkat çekerek şunları söylüyor:

"Ben iddia ediyorum eğer Türk medyası özgür olsaydı, Türkiye demokratik bir yolda ilerlese ve AB'ye adaptasyonunu sürdürseydi Suriye'deki bu savaş bu şekilde ilerlemezdi. Tabi artık olanlar oldu."

Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.