Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Moskova zirvesinin ardından: Türkiye'nin beklentileri karşılandı mı?

Moskova zirvesinin ardından: Türkiye'nin beklentileri karşılandı mı?
©  Anadolu
Metin boyutu Aa Aa

kai

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Moskova'da gerçekleşen zirvenin ardından taraflar yeni mutabakat metinlerini kamuoyuyla paylaştı.

Alınan karar uyarınca Suriye'nin İdlib vilayetinde Cuma günü 00.01 itibarıyla tüm askeri faaliyetler durduruldu.

Türk ve Rus devriyelerinin, 15 Mart'ta M4 Karayolu üzerinde, Serakib’in batısındaki Trumba yerleşiminden Ain Al Havr'a kadar olan kesim boyunca başlatılmasına karar verilirken, M4 Karayolu'nun kuzeyinde 6 km ve güneyinde 6 km derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilmesi ve bu koridora dair ayrıntıların 7 gün içerisinde kararlaştırılması öngörüldü.

İki ülke ayrıca "terörizmin tüm tezahürleriyle mücadele" etmek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından "terörist" olarak tanımlanan tüm grupları ortadan kaldırmak doğrultusundaki kararlılıklarını yinelediler.

Terörle mücadele vurgusu

Rusya uzun zamandır BM'nin terörist olarak tanımladığı Heyet Tahrir eş Şam (HTŞ) konusunda Türkiye'nin mücadelesini artırması gereğine dikkat çekiyordu; keza Rusya'nın İdlib konusunda halihazırda endişesi bu bölgedeki terör gruplarının gerek Suriye gerekse Rusya ve Libya bağlantıları sebebiyle doğurdukları güvenlik açığı. HTŞ ise halihazırda M4'ün kuzeyinde kalan muhaliflerin alanlarında önemli bir nüfuza sahip olup İdlib şehir merkezi de HTŞ'nin güç merkezleri arasında yer alıyor. Dolayısıyla, Rusya-Türkiye uzlaşısının sahadaki "Aşil topuğu" Türkiye'nin HTŞ'nin üzerine ne kadar gidebileceği noktasında ortaya çıkabilir.

Öte yandan, M4 karayolu, Şam'ın kontrolündeki Halep ve Lazkiye'yi birbirine bağlarken, karayolunun bir kısmı da muhaliflerle Esad'a bağlı güçler arasında sıcak çatışmalara sahne olan Serakib üzerinden geçiyor. Bir diğer stratejik karayolu olan M5 ise, Halep'i Şam'a bağlıyor ve Humus, İdlib gibi önemli vilayetlerden geçiyor.

Peki M5’ten anlaşma metninde söz edilmemesi ne anlama geliyor? Söz konusu karayolunun Suriye rejimine verilmesi, Ankara açısından bir “taviz” olarak mı okunmalı? Anlaşmanın öngördüğü çatışmasızlık hali ilelebet devam edecek mi, yoksa Rusya’ya Suriye ordusunu bir sonraki saldırıya dek güçlendirmek için bir “soluklanma alanı” mı yarattı?

Kimi kesimlere göre Türkiye, Moskova'daki toplantıya kadar gelen süreçte izlediği gerilim artırma (escalation) stratejisine rağmen tüm istediklerini müzakere masasında elde edebilmiş değil. Özellikle de son dönemde sadece Türkiye için değil Avrupa için de "saatli bir bomba" halini alan mülteci sorununun yönetimi ve Türkiye'nin uzun zamandır vurgu yaptığı M5 karayolunun statüsü konusu mutabakat metninde yer almıyor. Dolayısıyla şu an için akut sorunlar dondurulmuş görünüyor.

Soçi 2.0 mı?

Al Sharq Forum Araştırma Asistanı Mehmet Emin Cengiz’e göre; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rus mevkidaşı Putin arasında varılan mutabakat “Soçi 2.0” olarak değerlendirilebilir.

euronews Türkçe’ye konuşan Cengiz, “Ne var ki, anlaşma maalesef Türkiye’nin taleplerini karşılamanın bir hayli uzağında. Anlaşmanın tek olumlu tarafı her ne kadar uzun vadeli bir çözüm vaat etmiyorsa da bir süreliğine hâlihazırdaki çatışmayı durdurması” dese de, daha önce İdlib’de ilan edilen ateşkeslerin akıbeti göz önünde bulundurulduğunda şu anki anlaşmanın ömrü konusunda iyimser bir tablo ortaya koymuyor.

Ancak, Avusturya Avrupa ve Güvenlik Politikası Enstitüsü’nde (AIES) kıdemli araştırmacı olan Profesör Michael Tanchum’a göre, anlaşma Türkiye açısından mevcut koşullar altında elde edebileceği en iyi sonuç oldu.

“Son dönemde Türkiye muharebe sahasında insansız hava araçlarını yenilikçi bir şekilde kullanmaya ve elektronik muharebeye başvurmaya başlamıştı ve bu da Rusya’yı en azından şimdilik Suriye hükümetine bağlı güçlerin toprak kazanımlarını artırmalarını durdurmaya razı etti” diyor.

İdlib hava sahasının kapalı olmasına rağmen, TSK’nın Serakip çevresinde aktif bir şekilde silahlı dronlar - füze atabilen SİHA’lar ve havan bombası atabilen dronlar- kullanarak sınırı geçmeden hedefleri vurduğu ileri sürülmüştü.

Stratejik ortaklık yok

Tanchum’a göre, anlaşmanın sonucu, Türkiye-Rusya ilişkilerinin “etkileşimsel” nitelikte olduğunu bir kez daha ortaya koydu:

“Türkiye bir yandan Türk Akımı ve Rus-yapımı S-400 hava savunma sisteminin alımı üzerinden Rusya’ya olan bağımlılığını artırırken, Türkiye-Rusya ilişkileri stratejik bir ortaklığa evrilmedi” diyen Tanchum, dolayısıyla bu ortamda Ankara’nın da bir yandan Rusya ile Suriye’deki işbirliğini sürdürürken, bir yandan da NATO müttefikleriyle ilişkilerini belli bir otonomi düzeyinde sürdürebileceğine dikkat çekiyor.

NATO Türkiye'nin İdlib'de Türk askerlerine düzenlenen saldırının ardından yaptığı çağrı üzerine geçtiğimiz hafta toplanmış, Türkiye’ye dayanışma ve destek mesajı vermişti.

Ancak, Türkiye’nin Avrupa’ya sınır kapılarını açarak mültecilerin geçişine izin vermesinin ardından Batılı ülkeler arasında bu adımı “şantaj” olarak gören Avusturya, Fransa gibi ülkeler ile arayol bulmaya çalışan Almanya arasındaki müzakerelerden henüz Türkiye’ye siyasi veya mali bir yardım konusunda yeşil ışık gelmiş değil.

Zaman kazanma aracı

Al Sharq Forum'dan Cengiz’e göre, Beşar Esad rejimi ve Rusya savaş boyunca ilan edilen ateşkesleri bir zaman kazanma ve savaşı yeniden organize etme aracı olarak kullandı.

Washington Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Soner Çağaptay da benzer görüşleri paylaşıyor.

euronews Türkçe'ye konuşan Çağaptay, Moskova’da varılan yeni anlaşmanın Ankara için ideal olmadığını, ancak Esad’ın tüm İdlib vilayetini almasından daha avantajlı bir tablonun ortaya çıktığını düşünüyor.

“Bu ateşkes kısa vadeli olacak ve mevcut sorunları donduracaktır. Esad da Türkiye’nin son dönemdeki operasyonları sonucunda büyük darbe alan askeri gücünü o sırada toparlayacak ve İdlib’in geri kalanını almak üzere harekete geçecektir” diyen Çağaptay, Putin’in Erdoğan’la her anlaşmaya varmasında Ankara’ya sunulan teklifin bir öncekinden daha az elverişli olduğuna dikkat çekiyor.

“Bugünkü ateşkes, geçtiğimiz yıl varılan Soçi anlaşmasından daha kötüydü, ancak Putin’in İdlib konusunda bundan sonra masaya getireceği tekliften daha iyi olacağı kesin” diye ekliyor.

Yeni toprak kazanımlarının statüsü belirsiz

Öte yandan, Ankara’nın bir süredir dillendirdiği “rejimin Eylül 2018’de belirlenen Soçi sınırlarına çekilmesi gereğine” rağmen Moskova’da varılan anlaşmada Rusya destekli rejimin son dönemde İdlib’de ele geçirdiği bölgelerden geri çekilmeyeceği görülüyor, keza söz konusu toprak kazanımlarına değinilmiyor.

Peki anlaşmaya tüm silahlı gruplar riayet edecek mi? Şam, anlaşmada zımnen kabul edilen toprak kazanımlarından öteye geçmek için adım atacak mı?

Cengiz’e göre, muhaliflerin anlaşma gereğince M4 otoyolunun güneyini boşaltıp kuzeyine doğru çekilmek zorunda olduğu düşünüldüğünde, bu aşamada çatışma ihtimali doğabilir.

“Çünkü bütün silahlı grupların, bilhassa da HTŞ’nin, anlaşma maddelerine uyup uymayacağı belirsiz. Eğer böyle bir çatışma ortamı yaşanırsa İdlib’in kuzeyine doğru yeni bir mülteci hareketliliğinin yaşanması olası” diye açıklıyor Cengiz.

Öte yandan, İdlib şehir merkezinin M4 karayolunun 6-7 km kadar kuzeyinde kalması sebebiyle, Şam'ın bu merkezi kontrolü altına alma niyetini ne kadar askıya alacağı da belirsiz.

Uzmanlar, Türkiye’nin müzakere masasına oturmadan önce Avrupa Birliği ve NATO’nun somut bir desteğinin olmayışının da Rusya karşısında Ankara’nın elini zayıflattığına dikkat çekiyorlar.

Cengiz, “Bu nedenle toplantıdan Türkiye ve İdlib’de yaşayanlar lehine çok olumlu maddelerin çıkması zaten beklenmiyordu. Çatışmaları donduracak bir ateşkes bekleniyordu ki bu da gerçekleşti. Ama anlaşmanın ömrü kısa olabilir” diyor.

Türk gözlem noktalarının statüsü

Bununla birlikte, anlaşmada İdlib’de Esad rejimin çevrelediği Türk gözlem noktalarına ve son çatışmalar sonucunda yerlerinden edilmiş mültecilerin durumuna dair bir açıklamanın olmaması, eleştiri konuları arasında.

Öte yandan, ateşkes anlaşmasında uçuşa yasak bölge tesisine dair herhangi bir hükmün yer almaması, anlaşmanın kısa vadeli olacağına ve bir sonraki krize dek çatışmaları "dondurmaktan" öteye geçmeyeceğine dair endişeleri körüklüyor.

Cengiz’e göre, önümüzdeki dönemde Rusya, Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını ve Hmeymim üssünün güvenliğini sağlamak adına bölgede askeri çözümü öne çıkararak, İdlib’in askeri yollarla rejim kontrolüne girmesi için yeniden bir çatışma atmosferi yaratabilir.

“Bu noktada İdlib’deki insanları ve Türkiye’nin çıkarlarla koruyacak tek şey uluslararası desteğe sahip, uçuşa yasak bölge kararıyla desteklenmiş bir güvenli bölgenin kurulması. Buna dönük olarak AB ve NATO nezdindeki girişimleri arttırmaktan başka çözüm görünmüyor. İdlib’de yerlerinden edilmiş insanlara şu noktada kapıların açılacağını zannetmiyorum. Ama Ankara, Avrupa’dan destek alma amaçlı Türkiye’de hâlihazırda bulunan mültecilerin Avrupa’ya geçişlerini durdurmayacaktır” diye ekliyor Cengiz.