Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Türkiye'de Afrikalı göçmenler: 'Yaşadığımız haksızlıkların nedeni hala köle olarak görülmemiz'

 Arif Koşar & Vedat Yalvaç
euronews_icons_loading
İstanbul'da yaşayan Ugandalı göçmen Teddy
İstanbul'da yaşayan Ugandalı göçmen Teddy   -   ©  Arif Koşar & Vedat Yalvaç
Metin boyutu Aa Aa

Onları yol kenarında kemer, saat ya da çanta satarken görüyoruz. Daha dikkatli gözler tekstil atölyesinde, oto sanayide ya da başka bir kayıtsız işte görebilir. Türkiye’de sayıları giderek artan siyahi göçmenler, kentin en yoksul semtlerinde yaşıyor.

Birçoğu ülkesindeki ekonomik çöküntüden kaçtı. Daha iyi bir yaşam ümidiyle Türkiye’ye geldiler. Çocuklarını, kardeşlerini, anne ve babalarını ülkelerinde bıraktılar. Çalışıp para göndereceklerdi. Ancak kimisi evsiz kaldı, kimisi işsiz. Covid-19 salgını ile her şey daha da zorlaştı.

Küfür ve alay, yolda ya da otobüste her an karşılarına çıkabilir. En kötü işler onlara kaldığı gibi çalışıp para alamamak işten bile değil. Hastaneye gitmeleri, sınır dışı edilmeleriyle sonuçlanabileceği için riskli.

''Hala köle olarak görülüyoruz''

Mohammed, Sierra Leone’den Türkiye’ye öğrenci olarak geldi. Sağlık sorunları nedeniyle okulunu henüz bitiremedi. İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde Tarlabaşı semtinde yaşıyor. Ona göre “Afrikalılar bu ülkede her gün sıkıntı yaşıyor, her gün”.

“Mesela adam yolda arabayla giderken kafasını çıkartıyor, ‘ooo zenci’ diye bağırıyor. Saçma sapan sorular soruyorlar. Siz orada köpek mi yiyorsunuz, insan mı yiyorsunuz diye. Bizi dövüyorlar, bıçaklıyorlar. Her şeyi yapıyorlar. Bir sokaktan iki defa geçsen, sana sıkıntı yapıyorlar. ‘Niye buradan geçiyorsun, bizim mahallemizden kaybol’ diyorlar.”

Oturduğu evden 'keyfi' gerekçelerle atılmış. Bilgisayarına, parasına ve bazı özel eşyalarına ev sahibinin el koyduğunu söylüyor. İki hafta sokakta kaldı. Polise şikayet etti. Ama üzerinden üç ay geçmesine rağmen herhangi bir sonuç alamadı.

Mohammed, tüm bunları 'siyah' olmasına bağlıyor: "İstediğini zaman evinize giriyorlar. Saat 3’te geliyorlar, senin kapına vuruyorlar. İstedikleri şeyleri söylüyorlar. Pijamayla oturan kadınlar var, onlara hakaret ediyorlar. Ama sen onlara karşı böyle bir kelime kullansan, 50-60 kişi üzerine geliyorlar. Sana saldırıyorlar. Ev sahibiyle konuştum, ‘neden benim eşyalarımı paramı aldın’ diye sordum. Bana ‘yürü git’, ‘kime şikayet edersen et’ dedi. Polise şikayet ettim ama bir şey olmadı.”

Mohammed’in Türkçesi oldukça iyi. Bu nedenle İstanbul’un birçok ilçesinde yaşayan siyahlara yardımcı olmaya çalışıyor. Onların iş yerleri, hastane ya da semtlerde yaşadıkları sorunlarda bazen tercümanlık bazen de hak savunuculuğu yapıyor. “Afrikalıların sorunları anlatmakla bitmez” diyor.

“Çalıştıkları yerlerden paralarını alamıyorlar. Patron parayı vermiyor. Polis çağırıyoruz, patronla konuşuyor, sonra bize ‘git, sonra verecek’ diyor. Ama yine vermiyor.”

“Peki iş kazası çok oluyor mu?” diye soruyoruz:

“Çok var abi çok var. Eli kopuyor, parmakları kopuyor. Hiçbir şey olmuyor.”

Polislerin kendilerine her zaman suçlu gibi yaklaştıklarını düşünüyor. Bu nedenle hakkını aramak için polise gitmeyi yararsız görüyor.

Bu haksızlıkların nedeni, Muhammed'e göre siyahların hala 'köle olarak görülmesi': “Hepimiz aynıyız yani. Senin gözün varsa benim gözüm var, senin hayatın varsa benin de hayatım var. Ne farkımız var bir erkek erkek olarak. Kölelik zamanı artık bitti. Artık bir insan bize köle gibi davranmaya kalktığında kendimize sahip çıkacağız.”

"Türkiyeli erkek arkadaşımın ailesi siyah olduğum için beni kabul etmedi"

Ugandalı Teddy 32 yaşında. İşsizlik ve yoksulluktan kurtulmak ümidiyle 3 sene önce Türkiye’ye geldi. Çalışıp ülkesindeki annesi ve oğluna para gönderecekti.

O da günlük yaşamdaki ayrımcılığa dikkat çekiyor: “Her şeyden önce yolda yürürken ya da otobüste bazı insanlar sana bir hayvan ya da ne olduğunu bilmediğim bir şey gibi bakıyor. Bir insan olarak görmüyor.”

Türkiye’ye geldikten bir süre sonra tanıştığı Türkiyeli erkek arkadaşıyla birlikte yaşamaya başladı. “Erkek arkadaşım ailesine siyah bir kızla birlikte olduğunu söylediğinde kabul etmediler.

‘Onunla birlikte kalmana izin vermiyoruz’ dedi. O da benden hoşlandığını söyledi. ‘Onunla evlenemezsin. Çünkü o bir siyah’ dediler. Erkek arkadaşım benden ayrıldı. O zaman çok kötüydüm, çok kötü hissettim. Bugün bile kendimi çok kötü hissediyorum.”

Hamileydi. Ancak Teddy'nin sağlık sorunları ve Türkiye’deki yaşam koşulları onun sağlıklı bir hamilelik yaşamasına engel oldu. Gittiği son kontrolde çocuğun yaşama sansının oldukça düşük olduğunu ve ameliyat olması gerektiğini öğrendi: “Doktor sigortam olmadığı için çok para gerektiğini söyledi. ‘Belki 10 bin lira’ dedi. O zaman bunu karşılayamadım. Hamileydim, çalışmıyordum. ‘Paran yoksa senin için şimdilik bir şey yapamayız’ dedi. Daha sonra yeniden doktora gittiğimde, bebeğimin öldüğünü söyledi. Bebeğim ölmüştü. Hiçbir şeyi yapamadım. Çok üzgündüm.”

Karnındaki ölü bebeği çıkartmak da bir o kadar zor oldu: “Tekrar hastaneye gittim. Doktor “5 bin doların var mı” diye sordu. ‘Nasıl, bebeği karnımdan çıkarmak için mi’ diye sordum, ‘evet’ dedi. Bunu karşılayamayacağımı söyledim. Daha sonra Tarlabaşı Dayanışma’dan Mehmet abiye gittim, dayanışma ile para bulundu. Bebeğimi çıkardılar. Onu gömdük. Açıkçası o anlara ilişkin hiçbir şey hatırlayamıyorum.”

Artık hastaneye gitmekten korkar halde. “Korkuyorum. Mesela şimdi hastayım, midem iyi değil, kaburgalarım ve sırtım ağrıyor, dişim ağrıyor ama hastaneye gidemiyorum. Çünkü benden ödeyemeyeceğim kadar çok para isteyeceklerini biliyorum.”

"Aylarca çalıştığımız işlerden paramızı alamadık"

Pascal 7 yıl önce, 20 yaşında futbol oynama hayaliyle Türkiye’ye gelen yüzlerce Afrikalıdan biri. Çok sayıda takım tarafından beğenildi. Ama hiçbirisinden parasını alamadı. “Ne olduğunu anlamıyordum. Bana ‘çok iyisin’ diyorlar ama takım toplandıktan sonra her şey çöküyordu. Neden bilmiyorum. Beni Tokat Spor’a götürdüler. 3 yıl orada kaldım. Lig için lisans alacaklardı. Sonra yine olmadı. Zeytinburnu Spor’a gittim. Aynısı. Böyle çok takıma gittim ama hepsinde aynı şey oldu. Paramı alamadım.” Pascal yaşadıklarından sonra ümidini kesti ve futbol oynamayı bıraktı. Şimdi en büyük hayali, teknik direktörlük için lisans almak ve Afrika’da büyük bir takımı çalıştırmak.

Yakuba 32 yaşında. Gambiyalı. Siyasi mülteci olarak Türkiye’ye geldi. Pandemi nedeniyle işsiz. 16 kişiyle bir evde kalıyor. En sık karşılaştığı sorun, yine, çalışıp parasını alamamak:

“Bizzat ben de yaşadım. Çalıştım ama paramı alamadım. Paramızı istedik. Arkadaşım karakola gitti. O Senegal’e dönmek istiyordu. Daha sonra polisle patronun yanına gittik. Patron yine paramızı vermedi. ‘Ben de buradayım, sizde. Şimdi gidin daha sonra veririm’ dedi. Aylar geçti, hala paramızı alamadık.”