Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Küresel Tartışmalar: Taraflar yeni göç sözleşmesine ilişkin ne diyor?

euronews_icons_loading
Küresel Tartışmalar: Taraflar yeni göç sözleşmesine ilişkin ne diyor?
©  euronews
Metin boyutu Aa Aa

Moria kampının alevler içinde kaldığı görüntüler hafızalarda hâlâ canlıyken Avrupa Komisyonu’nun yeni Göç ve İltica Paktı için daha uygun bir zaman olamazdı.

Brüksel şimdi daha fazla kontrol, göçmenlerin ülkelerine daha fazla iade edilmesini öneriyor. Ayrıca mülteci kotalarını kaldırmak istiyor.

Yeni göç politikası, üye ülkeler arasındaki ayrışmaları geride bırakmayı amaçlıyor ancak tartışma yaratmaya devam ediyor.

Küresel Tartışmalar, üç farklı görüşü temsil eden 3 konuk ağırladı. Konuklar gelen göçmenlerle ilgilenen ülkelerin, mültecileri kabul etmede isteksiz ülkelerin ve ön cephedeki sivil toplum kuruluşlarının Komisyon'un önerisine bakış açısını euronews'e anlattı.

Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki insanlar, yapmaları gereken tek şeyin bir şekilde Avrupa Birliği topraklarına giriş yapmak olduğunu düşünüyor... Avrupa tüm dünyayı burada Avrupa Birliği içinde ağırlayamaz. Bu Avrupalı insanların iradesine aykırı
Balázs HIDVÉGHI
Avrupa Parlamentosu üyesi

'Malta gibi ön cephedeki ülkelere daha fazla sorumluluk yüklenecek'

Avrupa Parlamentosu (AP) üyeleri şimdi yeni göç anlaşmasını inceleyecek ve sorumlu kişilerden biri de mültecilerin gelişi ve kabulünde ön cephedeki ülkelerden biri olan Malta’dan sosyalist üye Miriam Dalli olacak.

Ana Lazaro, euronews: Komisyon’un teklifine ilişkin bir bütün olarak izleniminiz nedir?

AP üyesi Miriam Dalli: "Size karşı çok dürüst olmalıyım. İhtiyatlıyım çünkü Komisyon’dan duyduğumuz şeylerin gerçekten mevzuata geçirilip sonra gerçekten uygulandığından nasıl emin olacağımızı görmek istiyorum. Giriş metninizde Avrupa Parlamentosu üyelerinin bu paketin ayrıntılarını inceleyeceğini söylediniz. Çok haklısınız. Çünkü şeytan ayrıntıda gizlidir derler ve fark yaratacak olan detaylar."

euronews: İçerideki farklı önerileri inceleyelim. Önerilerde ekonomik göçmenlerin geri dönüşünü artırmak isteniyor. Malta gibi bir ülkenin 12 hafta içinde bir karar vermesi gereken bir süreçle başa çıkabileceğini düşünüyor musunuz?

Miriam Dalli: "Ülkem hakkında konuşayım. Bu aynı zamanda ön cephedeki üyelerin deneyimleriyle de alakalı. Ülkemin karşı karşıya olduğu durum, İtalya’nın, İspanya’nın ve Yunanistan’ın karşılaştığıyla benzer. İadelerden bahsediyorsunuz ancak bu iadelerle bağlantılı olarak yapılması gereken bir tarama süreci de var. Tarama süreçlerinin nerede yapılacağı tam olarak belli değil. Bugünkü durumdan ve gördüklerimden yola çıkarak benim anladığım, tarama sürecinin muhtemelen ön cephedeki üyelerin sorumluluğu olacağı. Ve bu, ön cephedeki üyelere daha çok sorumluluk ve çok daha fazla yük yüklemeye devam edecek. Ben ve dayanışmaya inanan insanlar bunun ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Eğer dayanışma içinde olmak ve ön cephedeki üyelere yardım etmek istiyorsak, daha fazla baskı uygulamaya ya da baskıyı yönetmeye devam edemeyiz."

euronews: Dayanışmadan bahsedelim çünkü Komisyon bunun zorunlu olmasını istiyor. Bazı ülkeler mültecileri alacak diğer ülkelerse reddedilen bu sığınmacıların dönüşünü finanse edecek ya da ödeme yapacak. Dayanışmanın zoraki olabileceğini düşünüyor musunuz?

Miriam Dalli: "Dayanışma Avrupa Birliği’nin bir ilkesi. Bu nedenle tüm üye devletlerin bu zorlukla birlikte mücadele etmesi doğal bir adım olarak görülmeli. Şimdi yer değiştirme ve dönüşleri ilişkilendirdiğimizde, bu doğru yönde atılmış bir adım. Çok açık olalım, çünkü bugüne kadar ne olursa olsun hiçbir sorumluluk almak istemeyen ülkeler var. Avrupa Komisyonu’nun bu öneriyi bu bilinçle yaptığını düşünüyorum, muhtemelen bu ülkeler için geri dönüşlere sponsor olmak çok daha kolay olurdu. Ama aynı zamanda bunun sorunları mücadelede ve ön cephedeki üye devletlerle nasıl çalışacağını anlamam gerek. Başka bir sorun daha var: Ya tüm üye devletler geri dönüşleri finanse etme yoluna gider de yeniden yerleştirme yoluna gitmezse ya da bugün yaşadığımız çok az yeniden yerleştirme eğilimi daha da aşağıya giderse?"

euronews: Menşe ve transit ülkelerden bahsedelim. Avrupa Birliği halihazırda en az 20 ülkeyle anlaşma imzaladı. Ancak bu her zaman işe yaramıyor. Bu nasıl geliştirilebilir?

Miriam Dalli: "Ben bu ülkelerle birlikte çalışmamız gerektiğine inanıyorum. Avrupa Komisyonu göçmenlerin yaşadığı ülkelerdeki sorunlara hitap edildiğinden emin olmak için menşe ülkeleri de ele almak istediğini söylüyor. Bunu çok uzun bir süredir duyuyorum. Bu soruna ve aynı zamanda suç ağlarına yönelik gerçekten güçlü öneriler olacağını ümit ediyorum. Hakkında çok az çalışılan bir şey varsa o da suç ağlarıdır."

euronews: Bu ülkelerle daha iyi nasıl anlaşabileceğimize ilişkin bir örnek verebilir misiniz?

Miriam Dalli: "Onlarla bir ortaklık yapmamız gerektiğini düşünüyorum ve sadece göçle ilgili politikaların ötesine geçeceğim. Daha yeşil bir ekonomiye sahip olmaktan çok bahsediyoruz. Yeşil ekonomi politikasını niçin Avrupa Birliği dışına da genişletmeyelim ve AB üyesi olmayan ülkeleri ortağımız olarak görmeyelim? Bize yardımcı olabilecek ekonomik ortaklar aynı zamanda ekonomilerini güçlendirebileceğimizden emin olur. Ve bizimle birlikte ortaklar olarak göç sorununa da eğilmeye başlarız."

euronews: Sözleşme bu aşamada henüz bir teklif. İçerisinde hangi somut değişiklikleri görmek isterdiniz?

Miriam Dalli: "Mesela, sözleşmede geri dönüşler için yeni bir koordinatörden bahsediliyor. Ancak yeniden yerleştirmeler için bir AB koordinatörü yok. Yeniden yerleştirme ve geri dönüşlere aynı ağırlığı verdiğimizden emin olmak için bunun eklendiğini görmek isterim. Sınır taramasının sorumluluğunun yalnızca ön cephedeki üye devletlere yüklenmediğinden nasıl emin olacağız... Tüm ülkelerin bunun içinde olduğundan ve yalnızca ilk varış yerlerinin bununla mücadele etmek zorunda olmadığından emin olabileceğimiz tekliflerle gelerek yapılabilir..."

euronews: Popülist ya da Macaristan veya Polonya gibi daha sert politikalar isteyen ülkelere çok fazla taviz verildiği izlenimi edindiniz mi?

Miriam Dalli: "Çok fazla taviz mi verildi? Şimdiye kadar çok fazla taviz vermemeye çalışan önerilerimiz oldu. Ön cephedeki üye ülkelerin vatandaşlarından biri olarak, bunların gerçekten işe yaramadığını söyleyebilirim. Bence Komisyon’un yapmaya çalıştığı, tüm farklı üye devletleri bir araya getirmeye çalışan bir şey. Ben tamamen zorunlu yeniden yerleştirmeden yanayım ancak bu olmuyor."

'Göçten hâlâ cazip bir şey gibi bahsediyor'

Euronews'in bir diğer konuğu, Macaristan’ın iktidardaki Fidetsz partisinden Avrupa Parlamentosu üyesi Balazs Hidveghi. Kendisi Brüksel’de göçmen karşıtı Viktor Orban hükümetini temsil ediyor.

Sandor Sziros, euronews: Avrupa Komisyonu’nun yeni paketiyle ilgili ilk değerlendirmeniz nedir?

AP üyesi Balazs Hidveghi: "İlk değerlendirmem, bu doğru yönde atılmış bir adım gibi görünen yeni bazı unsurlar içeriyor gibi duruyor. Dış sınırları korumaya yönelik katı bir ihtiyacın altını çiziyor. Avrupa Birliği’nde kalma hakkı olmayan bu insanların geri dönüşünden çok fazla bahsediyor. Diğer yandan, göçten hâlâ cazip bir şey gibi bahsediyor, hâlâ yönetilmesi gereken bir göçten bahsediyor. Eksik olan bir şey var, bizim bakış açımızdan, insanların AB topraklarına girmesine izin vererek sonra onları her türden yere götürmek ve bazen onları yetkililerin gözünden kaybetmek yerine, insanların taleplerinin Avrupa Birliği dışından yönetilmesi gerektiğine dair açık bir görüş var."

euronews: Fakat Avrupa’ya göçü kolayca durduramazsınız. Gerçek bu. Mesela, deniz sınırından göçü tamamen nasıl durdurabilirsiniz?

Balazs Hidveghi: "Macaristan, eğer bir siyasi irade varsa dış sınırların korunabileceğini, savunulabileceğini son 5 yıldır gösteriyor. Sınırda bir tel örgü inşa ettik. Sınır devriyesini artırdık. Polis, sınır muhafızları orada. Ve bu sınır artık yasa dışı göçmenlerin geçtiği bir sınır değil.

Deniz sınırının çok daha zor olduğunu biliyorum, farklı bir sınır türü. Ancak bir deniz sınırının, yalnızca denizde olduğu için savunulmasının imkansız olduğunu söylemek kabul edilemez. Elbette savunmak mümkün. İtalya bunu Sayın Salvini içişleri bakanıyken gösterdi."

euronews: Başbakan Viktor Orban 5 yıldır zorunlu yeniden yerleştirme kotasına karşı mücadele ediyor. Şimdi bu kotalar paketin dışında. Bu sizin için bir zafer mi?

Balazs Hidveghi: "Bir ölçüde öyle bence. Başbakan Viktor Orban bunun kabul edilemez olduğunu ilk söyleyen kişiydi. Şimdi bu bir çözüm yaratmadığına, ortak bir anlaşmaya katkı sağlamadığına göre... Tam tersine, zorunlu yeniden yerleştirmenin itilmesi ve zorlanması AB içinde daha derin bir bölünme yarattı. Bunun ileriye giden bir yol olmadığı açık.

Eğer yeni göç paketi sonunda bu gerçeği kabul ediyorsa, bu iyi bir gelişme. Ve bir derecede evet, bu Viktor Orban’ın bir zaferi."

euronews: Macaristan, İtalya ve Yunanistan’la nasıl dayanışma gösterir?

Balazs Hidveghi: "Sınır kontrolü eksikliğiyle dayanışma mı? Hayır. İnsan kaçakçıları ve iş birliği yapan STK’larla dayanışma mı? Hayır. Söz konusu bile değil.

AB’nin dış sınırının etkili bir şekilde korunması Avrupalı üye dostlarınızla dayanışma göstermenin bir yoludur. Yeni teklifte aynı zamanda, geri dönüşler için sponsorluktan bahsediyorlar. Şimdi, metinden ve öneriden anladığım kadarıyla, yasa dışı göçmenlerin ya da göçmenlerin yeniden yerleştirilmesini kabul etmeyen ülkeler Avrupa’da kalma hakkı bulunmayan, mülteci olmayan ve ayrılması gereken ve son birkaç yıldır ayrılmayan insanların geri dönüşünü yöneterek ya da sponsor olarak ortak çabaya katkıda bulunabilir. Müzakerelerde göreceğiz ama eğer bu katkıda bulunabileceğimiz bir şeyse, sanırım yapacağız."

euronews: Peki Macaristan Moria’daki insanlara ne tür yardımlar sunuyor?

Balazs Hidveghi: "Moria’daki ya da diğer yerlerdeki kamplardaki insanlar, Akdeniz’de botlardaki insanlar, denemek ve Avrupa’ya gelmek için ellerindeki her şeyi insan kaçakçılarına veren insanlar, onlar kurbanlar. Ve elbette bu insanlara sempati duyuyoruz.

Ancak onlar Avrupa Birliği’nden yanlış sinyaller verildiği için mağdurlar. Kuzey Afrika’nın ve Orta Doğu’nun bu bölgelerindeki pek çok insan, yapmaları gereken tek şeyin bir şekilde Avrupa Birliği topraklarına giriş yapmak olduğunu düşünüyor. Eğer bunu yaparlarsa her şey tamam, burada istedikleri kadar kalabilecekler. Ve son 5 yıldır gerçek bu. Fakat bu yanlış. Avrupa tüm dünyayı burada Avrupa Birliği içinde ağırlayamaz. Bu Avrupalı insanların iradesine aykırı. Ve göç, günün sonunda üye devlet yetkisi altında kalması gereken bir şey."

euronews: Ama Macaristan mültecileri kabul etmeye karşı değil mi?

Balazs Hidveghi: "Tabii ki değil. Biz bu konuda oldukça netiz. Ve mülteci statüsü alma hakkına sahip olanlar, Macaristan’da da mülteci statüsü aldı. Bu bir tartışma konusu değil. Tartışma gerçekten kitlesel yasa dışı ekonomik göçle ilgili. Bu kabul edilemez. Bunun durdurulması gerekir."

euronews: Macaristan, sınırlarda ve geçiş bölgelerinde mülteci ve göçmenlere yönelik muameleden dolayı ağır bir şekilde eleştiriliyor. Bu eleştirilere yanıtınız nedir?

Balazs Hidveghi: "İnsanlık dışı olduğunu, insanlara saygılı olunmadığını ya da doğru olmadığını söyleyen herhangi bir görüşü kategorik olarak reddediyorum. Her şekilde, isteklerinin karşılanması sırasında insanları bir yere götürmenin doğru bir yoluydu.

Göç sözleşmesi artık, bu tür talepler hakkındaki kararı ve zamanı hızlandırma gerekliliğinden de bahsediyor. Bunun mümkün olup olmayacağını göreceğiz.

Bizim tercihimiz, Macaristan’ın geçiş bölgesinin olduğu şeye benzer, AB toprakları dışında sıcak bölgelere sahip olmak olurdu. Böylelikle insanlar, Avrupa’ya gelme hakları olup olmadığını kesin ve net bir şekilde bilebilir."

'Yeni teklif yabancı düşmanı politikaları meşrulaştırıyor'

Avrupa’da göçü çok iyi bilen çünkü bunu yakın bir şekilde takip eden insanlar var.

Proactiva Open Arms ajansı, açık denizlerde binlerce göçmenin hayatını kurtardı. Ve bir Avrupa limanının giriş izni vermesini beklerken sayısız saatler harcadı. Kurucusu ve müdürü, kendi bakış açısını aktarmak için euronews'e katıldı.

Ana Lazaro, euronews: Avrupa Komisyonu göç ve sığınma için bir sözleşme sundu. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz. Bir fark yaratabilir mi?

Proactiva Open Arms'ın kurucusu Oscar Camps: "Hiç iyi bir başlangıç olarak durmuyor çünkü mevcut yabancı düşmanı politikaları meşrulaştırıyor, sorumluluğu dış kaynaklara atıyor özellikle Libya topraklarındaki gözaltı merkezlerine. Bu teklif, sınır dışıların artmasından bahsediyor ancak insanı kurtarma çalışmalarını güçlendirmekten bahsetmiyor."

euronews: Aslında İçişlerinden Sorumlu Komisyon Üyesi Ylva Johansson kurtarma operasyonlarından bahsetti. Akdeniz’de sizinkiler gibi daha az geminin olacağını ümit ettiğini söyledi. Bunun artık gerekli olmayacağını çünkü yeni önlemlerin caydırıcı bir rol oynayacağını düşünüyor. Böylelikle göçmenler sınır dışı edileceklerini bildikleri için Avrupa’ya gelmeyi bırakacaklar... Sizce bu gerçekçi mi?

Oscar Camps: "Gemilerimizde denizde olmamıza ihtiyaç duyulmamasını dilerdim. Ne bizim ne diğer STK’ların ne de diğer insani yardım gemilerinin. Çünkü bu kurtarma operasyonlarını Avrupa Birliği’nin askeri ya da sivil bir görev yoluyla ya da hatta Avrupa Sahil Güvenlik yoluyla kendisinin üstlendiği anlamına gelirdi.

Durum bu olmadığı sürece, gerçekten neler olup bittiğinin, uluslararası insan hakları sözleşmelerinin ve uluslararası deniz hukukunun yalnızca Malta değil Libya sahil güvenliği tarafından da nasıl ihlal edildiğinin tanıkları ve gözlemcileri olarak bizim varlığımıza tahammül etmek zorunda kalacakları aşikar."

euronews: Komisyon ayrıca, karaya çıkarmaların daha iyi hazırlanmasını sağlamak için kurtarma operasyonlarının koordinasyonlarının sorumluluğunu üstlenmeyi öneriyor. Bu teklif hakkında ne düşünüyorsunuz?

Oscar Camps: "2016 ve 2017 boyunca tüm kurtarma operasyonları İtalyan Sahil Güvenlik ve bazen de Frontex tarafından koordine ediliyordu. İki kurum da insani yardım kuruluşlarının gemilerinden resmi gemilere karaya çıkarmaları ve transferleri koordine etti. Tüm karaya çıkarmalar koordine ediliyordu ve bir düzen vardı. Ve tesadüfen Mart 2018 itibarıyla İtalya’daki seçimler sonrası tüm bunlar değişti.

Bugün kurtarma operasyonları, insani yardım eylemlerini ve inişleri kimse koordine etmiyor. Denizde kurtarılan insanların uzun süren ve gereksiz ıstırapları ve bekleyişler yüzünden her şey kabusa dönüştü. Eğer bu önlemler gemiden inmek için güvenli bir limanın elde edilmesini hızlandırmaya ve bu insanlarla hemen ilgilenilmesini sağlamaya katkıda bulunabilirse, memnuniyetle karşılanacaklar."

euronews: Üçüncü ülkelerle yapılan anlaşmalara ilişkin ne düşünüyorsunuz? İşe yarayacaklar mı? Sizce uygulanabilirler mi? Hangi ülkelerle müzakere etmek mümkün? Mesela, Afrika’da...

Oscar Camps: "Dışarıdan destek kullanma fikrine ilişkin şüphelerim var. Başka görüşlerimiz var. Çözümün başlangıç noktasında olduğunu düşünüyoruz. Vatandaşlarının güvende hissettiği güvenli ülkelere ihtiyacımız var. Bu elbette birçok göç akışını önleyecektir. Eğer çatışmaları durdurursak, göç akışının büyük bir bölümünü de durduracağız.

Dış kaynak kullanımı, kirli işleri yapmaları için üçüncü ülkelere ödeme yapılması, Libya’ya işkence, gasp ve tüm hak ihlallerinin uygulandığı yasa dışı gözaltı merkezleri için ödeme yapılması bana iyi bir çözüm gibi görünmüyor."

Euronews: Birkaç yıl önce sizinki gibi STK’lar koruyucu melekler olarak görülüyordu. Olumlu bir imajları vardı. Şimdiyse sizleri suçlu olarak etiketlemek gibi bir eğilim var. Aslında, kuruluşunuz ve bazı mürettebat üyeleriniz yasalarla sorun yaşıyor. Ne oldu?

Oscar Camps: "Son derece saygın Avrupa vatandaşlarıyken, uluslararası sularda zulüm görmeye, kovuşturmaya, gasp edilmeye, kaçırılmaya, vurulmaya veya tehdit edilmeye başladık... Ve belli her şey bir karalama kampanyası. Çünkü hukuki açıdan hiçbir şey yapılamaz. Biz uluslararası sözleşmelere ve deniz hukukuna saygılı hareket ediyoruz."

euronews: Sonuç olarak, Brüksel’de sunulan sözleşme, Parlamento ve üye devletler tarafından onaylanmadan önce henüz tartışılması gereken bir teklif. Metinde nelerin değişmesi gerekiyor?

Oscar Camps: "Avrupa Komisyonu başkanına kendi sözlerini hatırlatmak isterim: denizde kurtarma çalışmaları isteğe bağlı değil. Ancak teklifte insani kurtarma çalışmalarından hiç bahsetmiyor bile.

Son beş yılda görülen 30 bin ölüm elbette dikkate alınmalı. Açıkça, 2014’te sahip olduklarımız gibi kurtarma operasyonlarına ihtiyacımız var."