Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Taliban hareketi: 1990’lardan 2021’e ne değişti?

Access to the comments Yorumlar
 Doç.Dr. Pınar Erkem
Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

ABD’nin çıkış kararı almasından beri tüm dünya Afganistan’daki gelişmeleri tedirgin bir şekilde izliyordu. Taliban hareketinin 2006’dan beri Afganistan’da eylemler yaptığı ve bazı kırsal bölgeleri elinde bulundurduğu bilinen bir gerçekti. Bu nedenle ABD’nin çıkışı sonrası ülke içinde ilerleyişe geçeceği ve Kabil’i almayı hedefleyeceği bekleniyordu. Beklenmeyen ise, bunun bu kadar çabuk gerçekleşmesiydi.

Peki şu an herkesin konuştuğu Taliban kimdi? Taliban hareketinin “hikayesi” 1994 yılında başlıyor. Sovyetler Birliğinin işgali sona erdirip Afganistan’dan çıkması sonrası, işgale karşı mücadele eden İslamcı mücahitler galibiyetlerini kutlamaya başlamışlar, fakat ülkenin geleceğinin ne olacağına dair bir uzlaşıya varmayı başaramamışlardı. Çok etnikli yapıya sahip olan Afganistan’da çoğunluk Peştunlar olmakla birlikte Özbek, Tacik, Hazara gibi önemli gruplar da mevcuttur ve işgale karşı direnişte yer almışlardır. Kabil’i Tacik grubunun lideri Burhaneddin Rabbani ve Ahmed Şah Mesut kontrol etmekteydi. Fakat Tacik’lerin yönetici konumda olması, nüfusun yarısına yakınını oluşturan ve Kabil’i yönetmeyi kendi hakları olarak gören Peştun’lar tarafından hoş karşılanmıyordu. Peştun lider Gulbuddin Hikmetyar Kabil’e saldırılar düzenliyordu. Diğer yanda Özbek lider General Raşid Dostum da ayrı bir güç odağı oluşturuyordu. Bu çok merkezli durum 1992’den itibaren iktidarı kontrol etmek için mücadele eden eski mücahitler arasında bir iç savaş ortamı yaratmıştı.

İşte bu iç savaş ortamında, 1994 yılında Kandahar yakınlarında bir grup mücahit Pakistan’dan gelen “insani malzemeler” taşıyan konvoyunun güvenli geçişini sağlayarak birden Pakistan’ın dikkatini çekmişti. Pakistan, Afganistan’da kendi kontrolünde olacak İslamcı bir Peştun hareketinin iktidarını istiyor, bu nedenle Hikmetyar’ın hareketini destekliyordu fakat Hikmetyar bir türlü Kabil’in kontrolü alamıyordu. İç savaş ortamı tüm Afganistan için güvensizlik, istikrarsız, kaos yaratmaktaydı ve bu durum ticareti de etkilemekteydi. O yüzden Taliban’ın yolların güvenliğini sağlaması, ana ticaret ortağı olan Pakistan için çok önemliydi. Bu tarihten itibaren, Pakistan Taliban hareketine de destek vermeye başladı.

Taliban hareketinin kuruluş aşamasındaki lideri Molla Ömer, rüyasında Afganistan’a Şeriat’ı getireceğini gördüğünü söyleyen, hareket dışındaki kişilerle görüşmekten kaçınan, dindar bir kişilikti. 1996’da İslam Emirliği ilan edilip başkan olduktan sonra dahi Kabil’de değil Kandahar’da yaşamaya devam eden ve fotoğraf veya video görüntüsü vermeyen, etrafında bir gizlilik kuran bir liderdi. Bu özellikleriyle ülke yöneticisi olan siyasi bir liderden çok dini kült liderine benzetilebilir. Taliban hareketinin önemli kararları da Pakistan’ın Quetta şehrinde toplanan ve “Quetta Şurası” olarak anılan kurulda alınırdı.

Taliban hareketi Pakistan’ın Kandahar şehrinde ortaya çıkmış, radikal bir İslam anlayışına sahip, eski mücahitlerin yer aldığı yönetici kadrosuna ve medrese öğrencilerinin ağırlıklı olduğu takipçilere dayanan bir gruptur. Medrese öğrencilerine dayanması nedeniyle “talebe” sözcüğünden gelen Taliban ismini almıştır. Fakat bu medrese öğrencilerinin okumuş İslam alimleri olduğu düşünülmesin, işgal döneminde Pakistan’a kaçan ve hayatlarını medresede veya mülteci kampında geçirmiş, kadın görmemiş, Afgan geleneksel yaşamına dahi yabancı oldukları söylenebilecek savaş çocuklarıdır.

İç savaş boyunca Pakistan’daki medreseler Taliban’a destek vermiş, zor duruma düştüğünde medreseleri kapatarak tüm öğrencilerini savaşmaya göndermişlerdir. Bu nedenle Taliban savaşçılarının önemli bir kısmı Pakistan’lılardan oluşmuştur. Bunun yanında ‘Arap Talibanı’ denilen, Ortadoğu coğrafyasından gönüllü olarak harekete katılan savaşçılar da olmuştur. Taliban hareketi maddi ve teknik desteğini başta Pakistan olmak üzere, 2001 yılına kadar Suudi Arabistan ve ABD gizli servislerinden almıştır. Bunun yanında kaçakçılık ve uyuşturucu ticaretinden aldığı komisyonlar maddi gücünü artırmıştır. Bu nedenle 2021’deki ilerlemesinde öncelikle sınır bölgelerini ele geçirerek ticaret üzerindeki kontrolü sağlamayı amaçlamıştır. Taliban’ın kendisi için savaşanlara aylık 150 dolar gibi bir maaş verdiği söylenmektedir. Bunun yanında komutanların taraf değiştirmesi için yüksek miktarda rüşvet verilmesi, 1990’lardaki iç savaşta da sık karşılaşılan bir durum olmuştur.

Taliban, Kuzey Hindistan’da yer alan Deobandi medresesinin püriten İslam anlayışını takip etmenin yanında Peştun milliyetçiliği güden bir harekettir. Bu nedenle, çok etnikli Afganistan’da yönetimi aldığında en çok tepkiyi farklı etnisiteye sahip gruplardan çekmiştir. Hanefi İslam’ın radikal bir yorumunu takip eden hareket özellikle Şii düşmanlığı gütmüş ve Türk/Moğol kökenli Şii Hazara grubuna etnik kıyım uygulamıştır. Özellikle Hazaraların yaşadığı Hazarajat ve Taciklerin Penşir vadisinde Taliban karşıtı direnişin güçlü olması beklenebilir. Fakat dış destek olmadan ne kadar başarılı olabilecekleri sorusunun cevabı kötümser olacaktır.

1996’da Kabil’in ele geçirilmesiyle ilan edilen İslam Emirliğinin ilk icraatları eski başkan Dr.Necibullah’ı sığındığı BM binasından çıkarıp işkence ederek öldürmek olmuştu. Bu harekette de anlaşılabileceği gibi, Taliban uluslararası normları veya diplomasi kurallarını tanımayan- büyük ihtimalle bilmeyen- bir yapıdaydı. İslam Emirliğinin ilk iki yılı insan hakları ihlalleriyle geçmiş, özellikle kadınların çalışmalarını ve evden dahi olsa eğitim almalarını yasaklamaları uluslararası örgütler ve devletler tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Şiddetin günlük bir ritüel olarak hayatın içinde sergilenmesi Taliban’ın adalet anlayışının göstergesiydi; Şeriata karşı gelenler en ağır şekilde cezalandırılacak ve bunu herkes görecek ki bir daha aynı suçlar işlenmesin. Bu suçların arasında kadınların yanında erkek olmadan evden çıkması, ciltlerinin görünmesi, erkeklerin sakalsız olması veya camide namaz kılmaması da yer alıyordu.

Taliban 1990’lardaki yönetimi sırasında da yabancıları ülkede istememiş, tüm STK ve yardım kuruluşlarının da ülkeyi terk etmesini istemişti. Tarihi boyunca yabancı işgalleri yaşamış olan Afganistan için yabancılara karşı cihad Taliban’ın önemli meşruiyet dayanaklarından olmuştur. Bu nedenle Türkiye’nin havaalanını koruma konusunda görüşmeleri devam ettirse bile başlangıçta güçlerini çekmesi uygun olacaktır.

"Taliban uluslararası tanınmanın önemini anlamıştır"

Peki 1990’lardaki Taliban’la 2021’deki Taliban aynı mı? Taliban hareketinin yöneticileri arasında kuruluşundan beri yer alan Abdulgani Baradar halen aktif rol oynamaktadır. Molla Ömer’in oğlu Yakup askeri kanadı kontrol etmektedir. Bunun dışındaki yöneticiler arasında radikal Hakkani ağından isimler bulunur. Buradan bakınca fazla bir değişim beklemek iyimserlik olacaktır. Fakat değişen çok önemli bir konu olmuştur: Taliban uluslararası tanınmanın önemini anlamıştır ve uluslararası toplumun tepkisini çekmemek için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmaktadırlar. Bu en iyi nedir diye bakacak olursak; en az bir yıldır sürdürdükleri diplomasi sayesinde Çin başta olmak üzere, İran ve Rusya gibi bölgenin önemli aktörleriyle diyalog halindeler. Pakistan ile zaten müttefikler. Hindistan ile ilişki kuruyorlar. ABD ile 2020 Doha Anlaşmasını imzalayarak aslında daha o dönemde bir taraf olduklarını göstermiş oldular.

Bu yoğun diplomasiyle kurdukları ilişkiler ağını bozmamak için Kabil’e girdiklerinden beri uluslararası topluma şu mesajı vermeye çalışıyorlar: Biz değiştik. Bu nedenle kadın hakları konusu çok önemli; gerçekten değişip değişmediklerinin litmus testi. Sürekli kadınlar işe ve okula gidebilir, herkes güvende kaçmanıza gerek yok tarzında açıklamalar, değiştiklerini kanıtlama çabaları. Bazı uluslararası aktörler başlangıçta bu söylemleri inandırıcı bulmayı tercih edebilir. Bu yönde tercih kullanacakların elindeki argüman da şu olacaktır; ‘ İslam bunu gerektirdiği için bu uygulamaları yapıyorlar’. Ne yazık ki oryantalist bir bakış açısının aşırı genellemeci argümanı olacaktır bu, fakat bu argümanın kullanılması için Taliban açıklamalarında hep “biz kimseyi zorlamayız, kanun ne derse onu uygularız” diye vurgulamakta. Kanun dedikleri her ildeki dini yöneticinin, o konu hakkındaki Şeriat yorumu. Bunların evrensel insan hakları normlarıyla ne kadar uyumlu olacağı çok şüpheli. Taliban’ın uluslararası tanınma kazanmak için kullanacağı bu argümana inanmayı kimler tercih edecek onu ilerleyen süreçte göreceğiz.

Yazar Doç.Dr. Pınar Erkem