Türkiye'de yasal düzenlemeler sivil toplum kuruluşlarının hareket alanını daraltıyor | Rapor

İstiklal Caddesi
İstiklal Caddesi © AP Photo
© AP Photo
By Kamuran Samar
Haberi paylaşınYorumlar
Haberi paylaşınClose Button

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği (STGM) tarafından hazırlanan bir rapor, Türkiye'de sivil toplum kuruluşlarının harekat alanının yasal düzenlemelerin etkisiyle kısıtlanmaya devam ettiğini ortaya koyuyor.

REKLAM

Sivil alandaki 'daralmanın' devam ettiği, getirilen üye bildirim yükümlülüğü nedeniyle dernek üyeliklerinde ciddi sayıda düşüş kaydedildiği belirtilen raporda, her beş STK'dan birinin yasal düzenlemelerden kaynaklı zorluklar yaşadığına dikkat çekiliyor.

Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarını dünyanın pek çok ülkesine kıyasla daha ağır bir denetime tabi tutan ve 2020 yılında yasalaşan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesi Kanunu Avrupa Birliği'nin de tepkisini çekmişti.

Söz konusu yasayı inceleyen Venedik Komisyonu, yasanın insan hakları açısından kapsamlı sonuçlarının olacağı değerlendirmesinde bulunmuştu. Komisyonun hukuk uzmanları tarafından incelenen kanunun, uluslararası gereklilikleri aştığı ve özellikle dernek kurma özgürlüğü ve ifade özgürlüğü açısından kapsamlı sonuçlara neden olacağı belirtilmişti.

Venedik Komisyonu, Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerdeki yasaların, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) uygun olup olmadığını denetlemekle görevli.

STK'lar üzerindeki baskı Avrupa Birliği'nin Türkiye ilerleme raporlarında da yer alıyor.

AB'nin son yıllarda yayınlanan ilerleme raporlarında sivil toplum kuruluşlarının özgürce hareket edemedikleri ve bürokratik engeller çıkarılarak yasama sürecinden uzak tutuldukları vurgulanıyor.

Nacho Sanchez Amor imzalı son ilerleme raporunda şu ifadelere yer veriliyor:

"Türkiye'de sivil topluma mali destek sağlayan yabancı bağışçılar sık sık karalanmakta ve STK'lar yabancı fonlardan yararlandıkları için faaliyetlerinin suç sayılması riskiyle karşı karşıya kalmakta. Terörle mücadele mevzuatının STK'lara ve insan hakları savunucularına karşı tekrar tekrar ve orantısız bir şekilde kullanılmasına ilişkin endişeler mevcut."

Brüksel, ilerleme raporlarında Ankara'ya STK'ların bağış toplama faaliyetleri de dâhil olmak üzere, Venedik Komisyonu'nun görüşünü uygulaması çağrısında bulunuyor.

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi'nin Türkiye'de faaliyet gösteren 1003 sivil toplum örgütünü kapsayan saha araştırması, 2020 yılında yasalaşan düzenlemenin STK'lar üzerinde gittikçe artan kısıtlayıcı baskısını ortaya koyuyor.

Raporda öne çıkan bulgular şöyle:

  • Sorunlar STK'ların kuruluş aşamasında yaşadıkları zorluklarla başlıyor. 

  • Sivil toplum örgütlerini ayakta tutmak için yerine getirilmesi gereken yasal yükümlülükler oldukça ağır.

  • 2020 yılında Dernekler Kanunu’nda yapılan üye bildirim yükümlülüğüne dair değişikliğin olumsuz etkileri hala devam ediyor. Üye bildirim zorunluluğunun getirilmesi sonrası dernek üyeliklerinde önemli sayıda düşüş gözlendi.

  • STK'lara yönelik denetim ve cezalar artırıldı.

  • Kapatma davaları, sözlü ve fiziksel saldırılar birçok örgütü otosansüre, küçülmeye ve eleştirel yaklaşımlarını sınırlamaya zorluyor.

  • Kamu fonlarından sınırlı sayıda sivil toplum örgütü faydalanıyor, uluslararası kaynaklara erişebilen örgüt sayısı az. Kaynaklara ulaşabilenler ise hedef gösteriliyor.

  •  Büyük ölçüde üyelerin aidatlarıyla ayakta kalmaya çalışan örgütler, mevzuattan kaynaklı sorunların etkisiyle yardım ve bağış toplamakta zorlanıyor.

Araştırmada ayrıca STK'lara yönelik denetim ve cezaların arttığı kaydedilirken, kapatma davaları ile sözlü ve fiziksel saldırıların birçok sivil toplum kuruluşunu otosansüre ve küçülmeye zorladığı tespit edildi.

Saha çalışmasına göre sivil toplumun karar verme süreçlerine yerel ve ulusal düzeyde katılımı da gittikçe azalıyor. Anket araştırmasında kamu kurum ve kuruluşlarının organize ettiği toplantılara katılan STK'ların oranı yüzde 18'de kalırken, raporda "sivil alan daralıyor, devlet sivil topluma kapılarını kapatıyor" tespitinde bulunuldu.

Raporda öne çıkan bir diğer bulgu da özel sektörle yakın ilişki içinde olan, bürokrasiyi ve karar verme mekanizmasını etkileyebilecek güce sahip 'sektörel kuruluşların' katılım süreçlerine daha kolay etki etmesi. 

Araştırmada, söz konusu sektörel kuruluşların özellikle bazı bakanlıkların karar verme süreçlerine katılımının arttığı gözlenirken, hak temelli yaklaşımı ön planda olan kuruluşların, çalışmaları nedeniyle diğer örgütlere göre daha fazla baskı ile karşılaştığı tespitine yer veriliyor.

Haberi paylaşınYorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Antisemitizm raporu nedeniyle reklam boykotuna maruz kalan X'ten Media Matters'a dava

Sakharov Ödülü'ne Mahsa Amini ve İran'daki Kadın Yaşam ve Özgürlük Hareketi layık görüldü

Türkiye’de LGBTİ+'ların gelecek arayışı: Gitmek mi zor, kalmak mı?