Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Trump'ın Venezuela baskınını gerekçelendirdiği 'Monroe Doktrini' nedir?

James Monroe.
James Monroe. ©  AP
© AP
By Stefan Grobe & Buse Keskin
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

19. yüzyılda James Monroe ile başlayan doktrin, John F. Kennedy’den Reagan’a ve Trump’a uzanan süreçte Latin Amerika’daki müdahaleleri meşrulaştıran temel bir araç olarak öne çıktı. Venezuela operasyonu ise tartışmaları yeniden alevlendirdi.

ABD'de hayatta olan eski başkanlar, genellikle geçmişteki skandallar, güncel siyasi tartışmalara verdikleri destekler ya da devlet törenleri vesilesiyle yeniden gündeme gelir. Ancak ya söz konusu olan, neredeyse iki yüzyıl önce Oval Ofis’te oturmuş bir isimse?

Son günlerde dünya kamuoyu, ABD’nin beşinci başkanı James Monroe’yu beklenmedik biçimde yeniden hatırlamaya başladı. 1816 ve 1820 seçimlerini kazanarak iki dönem başkanlık yapan Monroe’nun görev yılları, ülke tarihine istisnai bir refah ve istikrar dönemi olarak geçti. Siyasi kutuplaşmanın görece azaldığı, ulusal birlik duygusunun güçlendiği bu yıllar, çağdaşları tarafından “Era of Good Feelings” (İyi Duygular Çağı) olarak adlandırıldı.

Monroe’nun adını yeniden gündeme taşıyan ise tarih kitapları değil, ABD’nin mevcut başkanı Donald Trump oldu. Geçtiğimiz hafta Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun yakalanmasıyla sonuçlanan ABD askeri operasyonunun ardından Trump’ın yaptığı açıklamalar, Washington’un iki yüzyıl önce şekillenen dış politika doktrinlerine dönüp bakılmasına yol açtı.

Amerika'nın 5. başkanı James Monroe.
Amerika'nın 5. başkanı James Monroe. AP Photo

Peki, tüm bu tartışmaların arkasında yatan politika nedir?

Başkan olarak Monroe, İngiltere ile uzun süredir devam eden anlaşmazlıkları çözdü ve 1819’da Florida’yı İspanya’dan aldı. Ancak en çok, batı yarımkürede Avrupa emperyalizmine karşı ulusal bir etki hakkını savunmasıyla tanınır. Bu fikir, daha sonra “Monroe Doktrini” olarak adlandırıldı ve ABD ile dünyanın geri kalanı arasındaki uluslararası ilişkileri bir yüzyıl boyunca şekillendirdi; Amerikan başkanları ve politika yapıcılar için ülkeyi küresel bir güç hâline getirme yolunda yol gösterici bir ilke oldu.

Pratik anlamda doktrin, Washington’un önde gelen Avrupa güçleri—özellikle İngiltere, Fransa ve İspanya—tarafından batı yarımküredeki ülkelerin iç işlerine yönelik sömürgeleştirme, kukla monarşiler veya askeri müdahaleleri artık tolere etmeyeceğini belirtiyordu. Karşılığında ABD, Avrupa’daki çatışmalara karışmayacak ve Kuzey Amerika’daki mevcut koloniler; Kanada, Alaska ve Karayipler’deki çeşitli Avrupa mülklerine saygı gösterecekti.

Kıta Amerikası'nı kontrol etmek

1823’te Kongre’ye yapılan rutin bir konuşmada ilk kez ortaya konan Monroe Doktrini, başlangıçta dönemin en önemli kaygılarına yanıt vermek amacıyla geliştirilmişti. Ancak kısa sürede batı yarımkürede ABD politikasının temel ilkelerinden biri hâline geldi ve Latin Amerika’daki birçok müdahaleyi meşrulaştırmak için siyasi ve hukuki bir araç olarak kullanıldı.

Doktrin ilk kez 1865’te uygulanmış, Başkan Andrew Johnson, Fransız İmparatoru III. Napoleon’un Meksiko’da Avusturya Arşidükü Maximilian’ı başa getirmek istediği kukla monarşi girişimini önlemek için yoğun diplomatik ve askeri baskı yapmıştı. Bu girişim Washington açısından tamamen başarılı olurken, Paris için felaketle sonuçlandı: Fransız birlikleri çekildi ve Maximilian yakalanarak tartışmalı bir şekilde idam edildi.

1898’deki İspanya-Amerika Savaşı ise ABD’nin gerçek bir dünya gücü olarak ortaya çıkmasını simgeledi ve İspanya’nın sömürge imparatorluğunu sona erdirdi. Başkan William McKinley döneminde gerçekleşen savaş, ABD’nin dış politikasını sadece Avrupa etkisine karşı durmaktan, kendi bölgesel hâkimiyetini aktif olarak kurmaya ve Porto Riko, Guam ve Filipinler gibi denizaşırı topraklar edinmeye doğru dönüştürdü.

İspanya Kralı Felipe, Küba’da İspanyol-Amerikan Savaşı sırasında hayatını kaybeden İspanyol askerler anıtını ziyaret ediyor.
İspanya Kralı Felipe, Küba’da İspanyol-Amerikan Savaşı sırasında hayatını kaybeden İspanyol askerler anıtını ziyaret ediyor. AP Photo

Birkaç yıl sonra, bazı Latin Amerika ülkelerinin Avrupalı alacaklıları, borçlarını tahsil etmek için silahlı müdahale tehdidinde bulundu. Başkan Theodore Roosevelt, Monroe Doktrini’ne eklediği sözde "Roosevelt Corollary" ile ABD’nin bu tür “kronik yanlış davranışları” sınırlamak için “uluslararası polis gücü” kullanma hakkını ilan etti.

Roosevelt Corollary, 1904 yılında Theodore Roosevelt tarafından Monroe Doktrini’ne eklenen bir yan madde. Bu doktrinle ABD, Avrupa güçlerinin bölgeye müdahale etmesini önlemek amacıyla kendi askeri ve diplomatik gücünü kullanabileceğini ilan ederek, böylece Monroe Doktrini pasif bir Avrupa karşıtlığı ilkesinden, Batı Yarımküre’de aktif bir müdahaleci politika aracına dönüştü.

Washington’ın kararlılığını göstermek için 1904’te Santo Domingo, 1911’de Nikaragua ve 1915’te Haiti’ye ABD Deniz Piyadeleri gönderildi. Bu müdahaleler diğer Latin Amerika ülkeleri tarafından kaygıyla karşılandı ve “Kuzey’in büyük Kolosu” ile güneydeki komşuları arasındaki ilişkiler yıllarca gergin kaldı.

Monroe Doktrini’nin Avrupa karşıtı yönü, 1917 ve 1941’de ABD’nin I. ve II. Dünya Savaşları’nda hem Avrupa hem de Pasifik’te Batılı demokrasilerle birlikte savaşmaya başlamasıyla fiilen terk edildi. Ancak sonraki Soğuk Savaş döneminde Monroe Doktrini tekrar gündeme geldi, birçok ABD yönetimi, batı yarımkürede gerçekleştirdikleri müdahaleleri meşrulaştırmak için doktrini tekrar kullandı.

Ön planda, bir radar gözetleme gemisi olan USS Vesole, Kasım 1962’de Atlantik Okyanusu’nda Küba’dan ayrılan Sovyet yük gemisi Polzunov’un yanında seyrediyor.
Ön planda, bir radar gözetleme gemisi olan USS Vesole, Kasım 1962’de Atlantik Okyanusu’nda Küba’dan ayrılan Sovyet yük gemisi Polzunov’un yanında seyrediyor. AP Photo

En ünlü örneklerden biri, Başkan John F. Kennedy’nin 1962 Küba Füze Krizi sırasında Monroe Doktrini’ni gündeme getirmesidir. Kennedy, Amerika kıtasına yönelik dış müdahalelere karşı olma ilkesini kullanarak Küba’daki Sovyet füze tesislerine karşı durmayı meşrulaştırdı.

Kennedy, adaya deniz ablukası uygulanmasını emretti ve sert bir uyarıda bulundu: Küba’dan herhangi bir füze fırlatılması, Sovyetler Birliği’nin ABD veya müttefiklerine saldırısı olarak kabul edilecek ve karşılık olarak büyük bir misilleme yapılacaktı.

Bu olay, doktrinin modern bir tekrarı niteliğindeydi. Monroe Doktrini, yalnızca Avrupa sömürgeciliğine karşı durmaktan çıkarak Sovyetler Birliği’nin Amerika kıtasında etkisini artırma girişimlerini de engellemeyi hedefleyen bir ilkeye dönüştü.

Monroe'dan Reagan'a

1980’lerde Başkan Ronald Reagan, Monroe Doktrini’ni Latin Amerika’da agresif ABD müdahalelerini meşrulaştırmak için kullandı. Özellikle Nikaragua’daki solcu Sandinista hükümetine karşı anti-komünist Contra isyancıları destekledi.

Bazen “Reagan Doktrini” olarak da anılan bu politika, El Salvador’dan Guatemala’ya kadar Sovyet destekli etkileri geri püskürtme amacını taşıyordu. Ancak ABD ve Latin Amerika’daki eleştirmenler, bu yaklaşımı sıklıkla emperyalist olarak nitelendirdi.

Panama Şehri’ne ait hava fotoğrafı, ABD’nin Panama işgali sonucu ortaya çıkan yıkımı gösteriyor.
Panama Şehri’ne ait hava fotoğrafı, ABD’nin Panama işgali sonucu ortaya çıkan yıkımı gösteriyor. AP Photo

1989’da ABD’nin Panama’yı işgali, Monroe Doktrini’nin modern bir uygulamasının en dikkat çekici örneklerinden biri olarak görülüyor. Başkan George H.W. Bush, askerî lider Manuel Noriega’nın uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı iddiaları üzerine ABD kuvvetlerine müdahale emri vermişti.

Benzer şekilde ABD, Maduro’yu da “narko-devlet” işletmek ve Amerikan petrolünü çalmakla suçladı. Maduro bu iddiaları reddetti ve Washington’un ülkesinin petrol rezervlerini ele geçirmeye çalıştığını söyledi.

Çeşitli Latin Amerika hükümetleri Maduro’ya karşı olsa da ve 2024 seçimlerinin çalındığını savunsa da, Trump’ın Venezuela’yı kontrol edeceğini ve petrolünü kullanacağını övmesi, bölgedeki hükümetler ve halk tarafından genellikle karşılanan geçmiş ABD müdahalelerinin acı hatıralarını yeniden gündeme getiriyor.

Trump’ın hem ABD’de hem Latin Amerika’da kamuoyunu ikna edip edemeyeceği, önümüzdeki haftalar ve aylarda Venezuela’ya yönelik eylemlerine bağlı olacak. Ayrıca Monroe Doktrini tarzı dış müdahalelere karşı çıkan ve “America First” (Önce Amerika) gündemini destekleyen bazı kendi destekçilerini de uzaklaştırma riski taşıyor. Bu kişilerin sesi, Kongre ara seçimleri yalnızca 10 ay uzakta olduğu için önemli olacak.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Maduro operasyonu: Deepfake görseller ve yanıltıcı videolar yayılıyor

Karakas: Maduro’ya yönelik ABD operasyonunda en az 24 Venezuelalı güvenlik görevlisi öldü

Maduro gözaltına alınırken üzerinde olan Nike eşofman viral oldu