Depremin üçüncü yılında hayatını kaybedenler Türkiye’nin birçok kentinde düzenlenen törenlerle anılıyor.
6 Şubat 2023’te saatler 04:17’yi gösterdiğinde, Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi merkezli 7,7 büyüklüğündeki deprem Türkiye’yi uykuda yakaladı. Geniş bir coğrafyada hissedilen sarsıntı, saniyeler içinde binlerce binayı yerle bir etti. Kış şartlarının ağırlaştığı saatlerde yaşanan deprem, milyonlarca kişiyi evlerinden sokaklara döktü.
İlk sarsıntının yarattığı yıkımın boyutu henüz anlaşılmaya çalışılırken, aynı gün saat 13:24’te bu kez Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesi merkezli 7,6 büyüklüğünde ikinci bir deprem meydana geldi. Zaten ağır hasar alan yapılar bu ikinci sarsıntıyla tamamen çökerken, arama kurtarma çalışmaları daha da zorlaştı. Art arda yaşanan depremler, Türkiye’nin 11 ilini doğrudan etkileyerek Cumhuriyet tarihinin en büyük afetlerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Resmi açıklamalara göre, depremlerde 53 binden fazla kişi hayatını kaybederken, 107 binden fazla kişi de yaralandı. On binlerce bina yıkıldı ya da kullanılamaz hale geldi.
Hayatını kaybedenler anılıyor
Depremin üçüncü yılında hayatını kaybedenler Türkiye’nin birçok kentinde düzenlenen törenlerle anılıyor.
Depremin en ağır yıkımı yaşattığı Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman ve Malatya başta olmak üzere pek çok ilde vatandaşlar gece saatlerinde toplanarak depremin yaşandığı 04:17’de hayatını kaybedenler için saygı duruşunda bulunacak.
Enkazların bulunduğu alanlara karanfiller bırakılırken, yakınlarını kaybeden aileler adalet çağrılarını yineledi.
İktidara eleştiriler
Deprem anmaları kapsamında bölgede bulunan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, deprem sonrası yaşanan yıkımla ilgili iktidarın sorumluluğuna işaret etti: “Biz bu felakete yeni iktidara gelmiş, ne yapacağını bilemeyen, kaynağı olmayan bir hükümetle yakalanmadık. 21 yıldır aralıksız, tek başına, mazeretsiz şekilde ülkeyi yöneten bir iktidarla yakalandık. 21 yılda 3 trilyon dolar vergi toplanmış. Sadece deprem vergisi olarak 40 milyar dolar alınmış. İmar aflarından milyarlarca lira toplanmış. Para vardı, imkan vardı ama 21 yıl boyunca depreme hazırlık yapılmadı. Kimse kusura bakmasın, bu sorumluluk inkâr edilemez.”
CHP lideri, aradan 3 yıl geçmesine rağmen 270 bin kişinin hala konteynerlerde yaşadığını vurguladı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ise 6 Şubat depremleri sonrasında yıkılan konutlar yerine inşa edilen 455 bin konutun sahiplerine teslim edildiğini söyleyerek bu eleştirilere yanıt verdi. Yine de örneğin deprem sonrası ilk yıl için vaat edilen 319 bin konutun çok altında kalındığı raporlarca biliniyor.
Kısaca iktidar tarafı "455 bin konutla tarihi bir başarı" derken, eleştiriler "vaatler tam tutulmadı, süreç şeffaf değil, hâlâ büyük eksiklikler var" noktasında toplanıyor.
İlk günlerdeki tartışmalar
Depremin ilk günlerinde müdahale süreçleri, kamu kurumlarının koordinasyonu ve afet yönetimi uzun süre tartışma konusu olmuştu. İlk günlerde özellikle arama kurtarma ekiplerinin bölgeye ulaşmasında yaşanan gecikmeler, ekipman eksikliği ve kurumlar arası koordinasyon sorunları yoğun eleştirilere neden oldu.
Depremzedelerin enkaz altındaki yakınlarına ulaşabilmek için sosyal medya üzerinden yardım çağrıları yaptığı görüntüler, afet yönetimine ilişkin tartışmaları da derinleştirdi. Böylesine bir ortamda mobil hatların da zaman zaman çökmesi, servis sağlayıcılarına tepkiyi getirmişti.
Tartışmaların merkezinde yer alan bir diğer konu ise Türk Kızılay’ın deprem sürecinde çadır satışı iddiaları oldu. Kızılay’ın depremzedeler için kullanılmak üzere bağışlanan çadırları Ahbap Derneği’ne ücret karşılığında sattığının ortaya çıkması kamuoyunda sert tepkilere yol açtı.
Satışın ortaya çıkmasının ardından kurum, işlemin afet yönetimi kapsamında lojistik tedarik sürecinin bir parçası olduğunu ve elde edilen gelirlerin yine insani yardım faaliyetlerinde kullanıldığını savundu. Tartışmaların büyümesi üzerine Kızılay yönetimi çeşitli açıklamalar yaparken, kurumun afet dönemlerindeki rolü ve yapısı da yeniden tartışmaya açıldı.
Yargılamalar ne durumda?
Felaketin ardından başlatılan yargı süreçleri ise halen sürüyor. Yıkılan binalarla ilgili müteahhitler, yapı denetim firmaları ve teknik sorumlular hakkında çok sayıda soruşturma başlatıldı. Adalet Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalara göre binlerce dosyada yargılama süreci yürütülürken, bazı davalarda mahkumiyet kararları verildi. Ancak depremde yakınlarını kaybeden aileler, davaların yavaş ilerlediğini ve yalnızca bireysel sorumluların değil, denetim ve yapılaşma sistemindeki eksikliklerin de kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiğini savunuyor.
Mağdur aileleri ve onları temsil eden avukat grupları, davaların çoğunun 'bilinçli taksir' suçlamasıyla açılmasını da eleştiriyor. Ölenlerin yakınları, sanıkların daha ağır cezalar öngören 'olası kast' suçundan yargılanması gerektiğini savunuyor.
1 Kasım 2025'te Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'un paylaştığı verilere göre yargılama kısmındaki tablo şöyle: ''11 vilayetimizde 2 bin 380 kişi hakkında depremle ilgili ceza soruşturması açılmıştı. Şu anda 148 tutuklu, 60 hüküm özlü, 208 kişi tutuklu durumda. Halihazırda 837 soruşturma var. 2 bin 591 ceza davası açılmış durumda. Davalar devam ediyor. 986 kişi hakkında da adli kontrol kararı verilmişti. Bir yandan ceza yargılamaları sürerken diğer yandan da idari yargı ile ilgili süreçler de aksamadan devam ediyor. İdari yargı ile ilgili şu ana kadar bölgede 116 bin 696 dava açıldı. 83 bin 321 davada idari yargıda ilk derecede karar verildi. 26 bin 493'ü istinafa intikal etti. 19 bin 592'si Bölge İdare Mahkemesi'nde istinafta karara bağlandı. 40 bin 270 derdest dosya bulunuyor İdari Yargı'da."
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve çeşitli hukuk örgütleri, yargılamaların ağırlıklı olarak müteahhitler ve teknik uygulama sorumluları üzerinde yoğunlaştığını, buna karşın ruhsat veren ve denetim yapan kamu görevlileri (belediye başkanları, imar müdürleri vb.) hakkındaki soruşturmaların daha yavaş ilerlediğini bildirmekte. Birçok bölgede kamu görevlileri için gerekli olan 'soruşturma izinlerinin' verilmemesi veya geç verilmesi, eleştiri konularının başında geliyor.
İstifa eden olmadı
Kamuoyunda yükselen öfke ve beklentilere karşın, kabine üyelerinden veya üst düzey siyasi karar vericilerden, yaşanan felaketteki sorumluluğunu kabul ederek görevinden istifa eden bir isim çıkmadı.
Dönemin yetkilileri, sürecin yönetiminde istifa seçeneğini gündeme almazken, felaketi 'Asrın Felaketi' olarak nitelendirip yıkımın büyüklüğünü vurgulayan bir söylemi benimsediler.
Bürokrasi ve yerel yönetimler düzeyinde ise istifa mekanizması, sorumluluğun kabulünden ziyade dışsal baskılar veya sağlık gerekçeleriyle sınırlı kaldı. Bu süreçte hafızalara kazınan en net örnek, depremden yaklaşık bir ay sonra 'sağlık sorunlarını' gerekçe göstererek görevinden 'affını isteyen' Adıyaman Valisi Mahmut Çuhadar oldu. Çuhadar’ın istifası, depremzedelerin protestoları ve kamuoyuna yansıyan tepkilerin hemen ardından gelse de resmi açıklamada bu durum bir 'sorumluluk kabulü' olarak tanımlanmadı. Benzer şekilde Hatay İl Sağlık Müdürü gibi bazı bürokratların görevden ayrılması da istisnai durumlar olarak kayıtlara geçti.
Yerel yönetimlerde ise süreç, istifadan çok yargı kararları ve seçim dinamikleri üzerinden şekillendi. Yıkımın en ağır olduğu Hatay’da Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, aylar süren istifa çağrılarına direnerek görevini sürdürdü ve sorumluluğu üstlenmek yerine bir sonraki seçimde tekrar aday olmayı tercih etti. Nurdağı Belediye Başkanı gibi bazı ilçe belediye başkanları ise kendi iradeleriyle istifa etmek yerine, yürütülen soruşturmalar kapsamında tutuklanarak görevden el çektirildi.
Hayat yeniden kurulabildi mi?
Deprem bölgesinde üç yıl sonra yaşam büyük ölçüde yeniden kurulmaya çalışılsa da sosyal ve ekonomik toparlanma süreci devam ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre depremden etkilenen illerde binlerce öğrenci başka illere taşınırken, bazı bölgelerde eğitime geçici okullarda devam ediliyor.
Bölgedeki ticaret hayatı da depremden ağır darbe aldı. Hatay ve Kahramanmaraş’ta küçük işletmelerin önemli bölümü yeniden açılsa da esnaf temsilcileri müşteri ve iş gücü kaybının halen hissedildiğini belirtiyor. Uzmanlar ayrıca, deprem sonrası psikolojik travmanın uzun vadeli etkilerine dikkat çekiyor.
Türk Psikologlar Derneği ve çeşitli akademik çalışmalar, depremzedeler arasında travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin halen yaygın olduğunu ortaya koyuyor.
Yoğun göç
Deprem sonrası bölgeden yoğun göç yaşandı. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre depremden en ağır etkilenen illerin bir kısmında nüfus önemli ölçüde azaldı. Özellikle Hatay ve Adıyaman’dan büyük şehirlere ve farklı bölgelere göç eden vatandaşların önemli bir bölümünün geri dönmediği belirtiliyor.
Uzmanlar, bu durumun şehirlerin ekonomik ve kültürel yapısını uzun vadede değiştirebileceğine dikkat çekiyor.
Depremden ders alındı mı?
Türkiye'de uzmanlar, senelerdir Marmara bölgesinde bir deprem bekliyor. Ancak bu öngörülere ve 6 Şubat'ta yaşananlara karşın hazırlıklar halen yetersiz.
NTV'ye konuşan Profesör Okan Tüysüz, İstanbul'dan depreme hazır olmadığını belirtirken, “1 milyon 160 bin bina var İstanbul’da, bunun aşağı yukarı yüzde 70’i depreme dayanıklı değil. Bunların içinden 93 bin binanın da olası bir depremde ya yıkılacağı ya da çok ağır hasar alacağı öngörülüyor,” dedi.
Yıldız Teknik Üniversitesi'nden Prof Dr. Ali Koçak ise İstanbul'da 50 bin tane kendine kendine yıkılacak bina bulunduğunu belirtiyor.
Ancak İstanbul'un gündemi hala deprem değil. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu 23 Mart 2025'ten bu yana tutuklu durumda. Muhalefete göre bu durum, İstanbul'un depreme odaklanmasını zorlaştırıyor.
'İmar barışı' altyapısı
Uzmanlar, depremde yaşanan yıkımın boyutunun yalnızca afetin büyüklüğüyle açıklanamayacağını, Türkiye’deki yapılaşma politikalarının da belirleyici olduğunu savunuyor. 2018 yılında yürürlüğe giren imar barışı düzenlemesi kapsamında milyonlarca yapının kayıt altına alınması, yapı güvenliği tartışmalarını yeniden gündeme getirmişti. Jeoloji ve şehir planlama uzmanları, denetim sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini uzun süredir dile getiriyor.
Deprem uzmanları, Türkiye’nin yüksek deprem riski taşıyan Japonya ve Şili gibi ülkelerde uygulanan sıkı yapı denetim sistemlerini örnek gösteriyor. Bu ülkelerde büyük depremlere rağmen can kayıplarının sınırlı kalmasının, uzun yıllara yayılan yapı güvenliği politikalarıyla sağlandığı belirtiliyor.