İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Birleşmiş Milletler, Marshall Adaları'nın kontrolünü 'bölge halkını koruması' şartıyla 'stratejik emanet bölgesi' olarak ABD'ye vermişti. Ancak ABD korumak yerine adaları bombalamayı seçmişti.
Pasifik Okyanusu'nun ortasında, beyaz kumların üzerinde 115 metrelik devasa bir beton disk yükseliyor. Marshall Adaları halkının "tabut" (The Tomb) adını verdiği bu yapı, aslında ABD’nin Soğuk Savaş nükleer denemelerinden kalan zehirli bir lahit. Ancak bu sadece bir çevre felaketi değil, aynı zamanda büyük bir siyasi ihanetin hikayesi.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Birleşmiş Milletler, Marshall Adaları'nın kontrolünü "bölge halkını koruması" şartıyla "stratejik emanet bölgesi" olarak ABD'ye vermişti. Ancak ABD korumak yerine adaları bombalamayı seçmişti.
12 yılda 67 atom bombası
1946-1958 yılları arasında ABD, bölgede toplam 67 nükleer silah patlattı. Bu, 12 yıl boyunca her gün 1,6 adet Hiroşima büyüklüğünde bombanın patlatılmasına eşdeğer bir enerji demekti.
1954'teki "Castle Bravo" testi sırasında rüzgarın radyoaktif serpintiyi yerleşim yerlerine taşıyacağı biliniyordu ama test durdurulmadı. Halkın üzerine kül yağdı. Sonrasında ABD, maruz kalan halkı gizlice incelediği "Proje 4.1" adlı bir tıbbi çalışma yürüttü.
1970'lerde adaların bağımsızlığı gündeme gelince ABD bir "temizlik" operasyonu başlattı. Ancak bu süreç tam bir fiyaskoydu. Uzmanlar yerine düşük maliyetli olduğu için 6 bin ABD askeri gönderildi. Askerler koruyucu giysiler yerine şort ve botlarla, maske dahi takmadan radyoaktif tozları soluyarak çalıştı. Bu kişilerin çoğu kanser ve kemik hastalıklarıyla pençeleşiyor.
'Sızdıran tabut'
Yaklaşık 85 bin metreküp radyoaktif toprak, 1958'deki bir patlamanın bıraktığı çukura dolduruldu. Ancak ZME Science'a göre, bu en başından beri yanlıştı.
Zira atıkların altına beton bir astar döşenmesi "çok pahalı" olduğu için reddedilmişti ve mezar, deniz suyuyla bağlantısı olan gözenekli mercan kayalıklarının üzerine inşa edilmişti. Bugün, gelgit ile birlikte deniz suyu tabandan içeri giriyor ve zehirli atıkları doğrudan lagüne geri taşıyor.
ABD'nin savunması
Günümüzde beton kapak çatlıyor ve yükselen deniz seviyesi yapıyı tehdit ediyor. Ancak ABD ve Marshall Adaları hükümeti arasında büyük bir hukuk savaşı var.
ABD, 1986'daki bağımsızlık anlaşmasıyla tüm sorumluluğun Marshall Adaları'na geçtiğini savunuyor. ABD Enerji Bakanlığı (DOE), yapının sızdırdığını kabul etse de bunun "önemsiz" olduğunu iddia ediyor. DOE'ye göre lagün zaten o kadar zehirli ki, mezardan sızan plütonyum az kalıyor.
Marshall Adaları'nın Eski Başkanı Hilda Heine, "Çöp sizin, biz inşa etmedik, bizim değil!" diyerek ABD'nin kritik bilgileri sakladığını vurguluyor.
Yüksek kanser oranları
Marshall halkı bugün hala yüksek kanser oranları ve doğumsal kusurlarla yaşıyor. Geleneksel gıdaları zehirli olduğu için ithal işlenmiş gıdalara mahkumlar.
Uzmanlara göre iki çözüm var: Mevcut yapının üzerine devasa, sızdırmaz yeni bir kalkan inşa etmek ve tüm radyoaktif çamuru kazıp güvenli bir depolama tesisine gemilerle taşımak.
Ancak ABD hükümeti şu an için bu seçeneklerin hiçbirini değerlendirmeye almıyor.