İran’ın muhafazakârları, Trump 300 milyar dolarlık yeniden inşa fonu haberlerini reddedip Tahran uymazsa saldırıları yeniden başlatmakla tehdit etse de, çerçeve anlaşmasını zafer olarak sundu.
İran’daki sertlik yanlısı iktidar çevreleri, ABD-İran çerçeve mutabakatını, Tahran’ın Washington’dan daha uzun süre dayanabildiğinin kanıtı olarak sunuyor; bunu bir taviz olarak görmüyor. Öte yandan, Devrim Muhafızları Ordusu’nun (IRGC) şartlar üzerinde ne ölçüde kontrol sahibi olduğuna ilişkin soru işaretleri sürüyor.
IRGC’nin Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, anlaşmayı değerlendirmek üzere pazartesi akşamı aylardır ilk kez kamuoyu önüne çıktı ve İran devlet televizyonuna Bab el-Mandeb Boğazı’nın “tamamen Hizbullah’taki arkadaşların, Yemen’deki (Husilerin) ve hatta Yemenli olmayan bazı direnişçi yoldaş ve gençlerin elinde olduğunu” söyledi.
Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Bab el-Mandeb’e ilişkin bu sözler, Hürmüz ablukası kaldırılırken bile Tahran’ın bölgesel ağının, bundan ayrı bir küresel deniz ticareti rotası üzerinde etkisini sürdürdüğüne dair bir uyarı niteliği taşıdı.
Kudüs Gücü, IRGC’nin istihbarat ve asimetrik savaş birimi olarak, Tahran’ın finanse ettiği, silahlandırdığı ve yönlendirdiği; Gazze’de Hamas’ı, Yemen’de Husileri ve Irak’taki Şii milisleri de kapsayan Ortadoğu çapındaki silahlı gruplar ağı “Direniş Ekseni”nin başlıca mimarı konumunda.
Bu arada, Washington merkezli Savaş Çalışmaları Enstitüsü (ISW), aylardır, IRGC’nin üst düzey komutanı Ahmed Vahidi ve yakın çevresinin, İran’ın Hürmüz üzerindeki fiili kontrol iddiasını, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf gibi rakipler üzerinde de etkili olacak şekilde örgütün iç politikadaki gücünü pekiştirmek ve ülkenin genel müzakere pozisyonunu şekillendirmek için kullandığını değerlendiriyor.
Vahidi’nin, ekonomiyi canlandırma umuduyla savaşın hızla sonlandırılması ve ablukadaki deniz yollarının yeniden açılması için baskı yapan İran’ın siyasi liderliğiyle doğrudan karşı karşıya geldiği bildiriliyor. Hürmüz Boğazı’ndaki askeri varlığı kontrol eden IRGC ise her anlaşmazlıkta direndi ve sonunda istediğini kabul ettirdi.
'Tam kapsamlı hibrit savaş'
İran’daki sertlik yanlıları için mutabakat muhtemelen içeride stratejik bir zafer olarak sunulacak; İslam Cumhuriyeti’nin savaştan sağ çıktığının ve Washington’ı masaya oturmaya zorladığının kanıtı olarak gösterilecek. Ancak bu anlatı, İran’daki siyasi yelpazeye eşit biçimde yayılmış değil.
İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rezai, mutabakatı “dengesiz” olarak niteledi ve İran’ın tüm kırmızı çizgilerine uyulmadığını söyledi.
Televizyonda yayımlanan röportajında “Tam kapsamlı bir hibrit savaşın içindeyiz ve bu fırsatı daha da güçlenmek için kullanmalıyız” dedi.
Bu tepki, İran’ın, savaşın 28 Şubat’taki ilk ABD-İsrail hava saldırılarında öldürülen merhum Ayetullah Ali Hamaney için resmî cenaze törenlerini hazırladığı hassas bir döneme denk geliyor.
Devlet medyasının, belgenin rejim değişikliği, siyasi reform ya da İran’ın iç yönetimine ilişkin hiçbir hüküm içermediğinin altını çizmesi; bunun yerine, tarafların birbirinin egemenliğine saygı duymasını öngören maddelere odaklanması bekleniyor.
Yaptırımların hafifletilmesi, petrol ihracatının yeniden başlaması, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve deniz trafiğinin açılması ise, İran’ın siyasi sisteminden taviz vermeden önemli ekonomik kazanımlar kopardığının kanıtı olarak sunulacak.
İran devlet medyası, Trump’ın ABD deniz ablukasının kaldırıldığını duyurmasının ardından, toplam 5 milyon varil ham petrol taşıyan üç İran tankerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini şimdiden bildirdi.
'Her anlaşma eninde sonunda başarısız olur'
Sertlik yanlıları arasında bile anlaşmaya verilen destek, Washington’a duyulan güvene dönüşmüş değil.
Sert çizgideki Keyhan gazetesinin genel yayın yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari, mutabakatı kendileri yayımlamayan İranlı müzakerecileri eleştirdi; İranlıların metnin içeriğini ABD medyasından öğrenmek zorunda kaldığını söyledi ve anlaşmanın ilerlemesinden önce parlamentonun devreye girmesi çağrısında bulundu.
Anlaşma, sürekli baskının İslam Cumhuriyeti’ni zayıflatabileceğini ya da devirebileceğini uman sürgündeki muhalifler için de denklemi zorlaştırıyor.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bu beklentiyi doğrudan boşa çıkarmaya çalıştı. “Trump hiçbir zaman amacının Rıza Pehlevi’yi İran’ın yeni lideri yapmak olduğunu söylemedi” diyen Vance, “Bizim istediğimiz, onların nükleer programlarını durdurmaları” ifadelerini kullandı.
Sürgündeki muhalefetin en önde gelen ismi olan Pehlevi ise anlaşmayı bütünüyle reddetti.
ITV News’e konuşan Pehlevi, “Bu rejimle yapılacak her anlaşma eninde sonunda başarısız olur” dedi. “Ona asla güvenilemez. Dünyayı ve cesur, masum İranlıları şantajla baskı altında tutmaya, bölgede ve uluslararası alanda terör ile istikrarsızlık yaymaya devam edecek.”
ABD Başkanı Donald Trump ise, taraflar arasında nihai bir anlaşma taslağı hazırlanması için 60 günlük ek müzakerelerle desteklenmesi öngörülen çerçeve mutabakatının şimdilik sadece bir niyet beyanı niteliğinde olduğunu vurguladı.
Trump, “Ve eğer hoşuma gitmezse, tekrar onları vurup kafalarına bomba yağdırmaya geri döneriz” dedi. Anlaşmanın Cenevre’de değil, üst düzey diplomaside sıkça kullanılan bir mekân olan İsviçre’deki Bürgenstock Oteli’nde imzalanması bekleniyor.
Trump, kendi açıklamalarıyla da kafa karışıklığı yaratmayı sürdürdü. Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi ile birlikte konuşurken, anlaşmanın İran için 300 milyar dolarlık bir yeniden inşa fonu içerdiğine dair haberleri reddetti.
“Bu doğru değil” diyen Trump, düzenlemenin hâlâ koşullu olduğunu yineleyerek “Bir kuruş bile yatırım yapmıyoruz” ifadelerini kullandı. Trump, “Eğer uslu durmazlarsa, yeniden tam da kafalarının ortasına bomba yağdırmaya döneriz” diye ekledi.
İsrailli yetkililer, anlaşmanın aceleye getirilmesini açıkça eleştirerek bunun Tahran’ın konumunu güçlendirebileceği uyarısında bulunuyor. Bu tutumun, önümüzdeki 60 günlük müzakere sürecini ve anlaşmanın bu dönemi atlatma şansını ciddi biçimde etkilemesi bekleniyor.