Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Suriyeli entelektüellerden AB'ye çağrı: Suriye kültürle yeniden ayağa kalkabilir

İki erkek, 2015’te IŞİD’in yıktığı Bel Tapınağı kalıntıları üzerinde, Suriye’nin Palmira kentinde, 25 Ocak 2025’te duruyor. (AP Fotoğrafı: Khalil Hamra)
İki adam, Suriye’nin antik Palmira kentinde IŞİD’in 2015’te yıktığı Bel Tapınağı’nın kalıntıları üzerinde duruyor, Cumartesi, 25 Ocak 2025. (AP Fotoğrafı/Khalil Hamra) ©  AP Photo
© AP Photo
By Sergio Cantone
Yayınlanma Tarihi Son güncelleme
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Orta Doğu'nun istikrarı, antik uygarlıkların yeniden ayağa kaldırılmasından geçebilir. Şam Opera Tiyatrosu'nun kurucusu Nabil Al Lao ile LUISS Üniversitesi'nden Arap dili uzmanı Prof. Maria Francesca Corrao, Euronews'e kültürel mirasın barışın temel taşlarından biri olabileceğini anlattı.

Orta Doğu'da istikrarın kültürel mirasın korunması ve yeniden inşası yoluyla desteklenebileceğini savunan bir grup Suriyeli entelektüel, Avrupa Birliği'ne yeni bir politika önerisi sundu.

REKLAM
REKLAM

Girişimin öncülerinden biri olan dilbilimci ve müzikolog Nabil Al Lao, Şam Konservatuvarı'nın eski direktörü ve 2003-2010 yılları arasında Şam Opera Binası'nın kurucu genel sanat yönetmeni olarak görev yaptı. Avrupa'da yaşayan Suriyeli aydınlar arasında yer alan Al Lao, kültürün bölgesel istikrarın sağlanmasında stratejik bir rol üstlenebileceğini savunuyor.

Al Lao, Euronews'e yaptığı açıklamada, "AB ülkeleri, özellikle Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya, Levant bölgesinde öncelikli ve görünür bir kültür politikası başlatabilecek araçlara sahip. Bu yaklaşım zamanla daha kapsamlı ve somut bir siyasi sürecin önünü açabilir," dedi.

Öneri, kültür politikalarının klasik koruma ve tanıtım anlayışının ötesine geçerek, savaşın yıkıma uğrattığı bölgelerde kültürel mirasın yeniden ayağa kaldırılmasını sivil altyapı projeleriyle birleştirmeyi hedefliyor. Savunucularına göre bu yaklaşım, çatışmalardan etkilenen toplumların yeniden inşa sürecine katılımını teşvik ederken farklı topluluklar arasındaki güvensizliğin azaltılmasına da katkı sağlayabilir.

Al Lao, bunun yalnızca bir kültürel diplomasi girişimi değil, savaş sonrası dönemde yeni sivil ve siyasi dengelerin kurulmasına katkı sunmayı amaçlayan gerçekçi bir strateji olduğunu belirtiyor.

Suriye'de 2011'de başlayan iç savaş, 2025 sonunda Esad ailesinin iktidarının sona ermesiyle yeni bir döneme girmiş olsa da, ülkeyi çatışmaya sürükleyen toplumsal ve siyasi sorunların önemli bölümünün hâlâ çözüme kavuşmadığı değerlendiriliyor.

Esad'ın tercümanlığından mülteciye

Dilbilimci ve müzikolog kimliğinin yanı sıra Arap dili ve Fransızca alanındaki çalışmalarıyla tanınan Nabil Al Lao, kariyeri boyunca İtalya'nın yanı sıra Fransa'nın Paris ve Lyon kentlerinde yaşadı. Uzun yıllar boyunca Suriye'nin eski devlet başkanları Hafız Esad ve Beşar Esad'ın resmî Fransızca tercümanlığını yapan Al Lao, bu görevi sırasında Fransa'nın eski cumhurbaşkanları Jacques Chirac ve Nicolas Sarkozy ile gerçekleştirilen üst düzey görüşmelere de katıldı.

Euronews'e konuşan Al Lao, Chirac'ı "geniş kültürel birikime sahip ve siyasi açıdan son derece rafine bir lider" olarak tanımladı.

Al Lao'nun aktardığına göre, Chirac, Lübnan'ın eski başbakanı Refik Hariri'nin hedef alınmaması konusunda Beşar Esad'ı bizzat uyarmıştı. Fransız liderin bu mesajını Fransızcadan Arapçaya çeviren isim de Al Lao olmuştu.

Ancak bu uyarıya rağmen Hariri, 2005 yılında Beyrut'ta düzenlenen bombalı saldırıda hayatını kaybetti. Uluslararası soruşturmalar, suikastın arkasında Hizbullah bağlantılı isimleri işaret ederken, olay uzun yıllar boyunca Suriye rejimiyle ilişkilendirilen iddialara da konu oldu.

Al Lao, "Refik Hariri suikastı rejim açısından geri dönüşü olmayan bir dönüm noktasıydı. Bu olay, Avrupa ile istikrarlı ilişkiler kurma ve ülke içinde demokratikleşme yönünde ilerleme umutlarını fiilen ortadan kaldırdı," değerlendirmesinde bulundu.

Nabil Al Lao, Suriyeli dilbilimci
Nabil Al Lao, Suriyeli dilbilimci Nabil Allao

Al Lao, Şam Operası'nın genel sanat yönetmeni olduğu o yıllarda, Orta Doğu'da genel bir barış sürecine kültürel bir temel kazandırmanın önemine ikna oldu.

2004'te, neredeyse gizli biçimde, genç Suriyeli müzisyenlerden oluşan bir grubu, akranları olan İsrailli ve Filistinli çalgıcılarla birlikte Ramallah'ta sahne almaya göndermeyi başardı. Vesile, Arjantin kökenli, ancak İsrail, İspanya ve Filistin vatandaşı olan büyük orkestra şefi Daniel Barenboim ile, Ramallah'taki büyük müzik etkinliğinden sadece birkaç ay sonra hayatını kaybeden ünlü Filistinli-Amerikalı entelektüel Edward Said'in birlikte düzenlediği bir konserdi.

'Hoş geldiniz, Profesör Said'

Orkestra, Johann Wolfgang von Goethe'nin şiir derlemesinin başlığından esinlenen Batı Doğu Divan adını taşıyordu.

Nabil Al Lao, Edward Said'in İsrailli ve Filistinli müzisyenlerle birlikte çalacak genç Suriyelileri göndermeyi öneren telefonunu hâlâ hatırlıyor: “Kendini Suriye-Lübnan sınırında olduğunu söyleyerek tanıttı. Şam'da benimle görüşmek istiyordu ve sadece bir davetiyeye ihtiyacı vardı.” Böylece Nabil Al Lao, büyük bir sadelikle ona şu cevabı verdi: “Hoş geldiniz, Profesör Said”.

Al Lao'nun öncülüğünde genç Suriyeli müzisyenlerin Ramallah'ta Filistinli ve İsrailli akranlarıyla aynı sahneyi paylaşması, dönemin Suriye güvenlik bürokrasisinin tepkisini çekti. Al Lao, bu konserin ardından rejimin istihbarat birimlerinde görevli üst düzey bir yetkiliden resmî uyarı aldığını söyledi.

"Bana karşı doğrudan bir işlem yapamadılar. Çünkü orkestranın kurulması fikri, o dönemde Beşar Esad ile iyi ilişkilere sahip olan İspanya Kralı Juan Carlos'tan gelmişti." diyen Al Lao, projenin uluslararası siyasi desteği sayesinde korunabildiğini ifade etti.

İç savaşın başlamasının ardından ise Al Lao, ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Euronews'e konuşan Al Lao, zamanla Beşar Esad yönetimi ve rejime bağlı güvenlik çevreleriyle tüm bağlarının koptuğunu belirtti.

Al Lao, 2013 yılında gözaltına alındığında kendisini yakalayan kişilerin IŞİD militanı gibi görünmelerine rağmen aslında rejimin güvenlik görevlileri olduğunu öne sürdü.

"İşte o zaman gerçeği anladım," diyen Al Lao, Suriye'deki çatışmaların yalnızca silahlı grupların değil, devlet kurumlarının da doğrudan ve dolaylı olarak ülkenin yıkımında rol oynadığı bir sürece dönüştüğünü savundu.

Suriye'den Lübnan'a

Mezopotamya ve Levant'ın, aynı zamanda Avrupa uygarlığının da temelini oluşturan kadim ve binlerce yıllık kültürünün yeniden inşası, onlarca yıldır derin kimlik krizleri yaşayan ve bölge ülkelerinin toprak bütünlüğünü tehlikeye atan çok etnikli ve çok dinli bir ülke için birleştirici bir öğe olabilir.

“Böylesi bir strateji, yarım yüzyılı aşkın bir sürenin ardından Suriye ile Lübnan'ı ilk kez ortak bir projede buluşturabilir”, diyor Profesör Allao; bu sözleri, yakın dönemde Lübnan topraklarındaki Beka Vadisi'nde yer alan antik Heliopolis'in, Baalbek'teki Yunan-Roma arkeolojik mirasının uğradığı zararlara atıfta bulunarak söylüyor.

İsrail Savunma Kuvvetleri ile Hizbullah milisleri arasındaki savaş, yüzlerce can kaybına, binlerce yerinden edilmiş kişiye ve sivil altyapıya verilen zararlara ek olarak, taşlardan oluşan kadim kalıntıları da vurdu.

En azından geçen yüzyılın ikinci yarısından bu yana Lübnan, Esad ailesinin Suriye rejimi, İsrail, İran ve diğer aktörler arasında, Soğuk Savaş döneminden bugüne uzanan yıllarda çatışma ve şiddetli müdahalelerin sahnesi oldu.

Babası Suriyeli, annesi Lübnanlı (ikisi de Sünni Müslüman) olan Nabil Al Lao'ya göre, Suriye'den Lübnan'a uzanan bir Avrupa projesi iki ülke arasındaki eski yaraları sarabilir:

“AB, örneğin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde inşa edilen ve elli yılı aşkın süredir kullanılmayan eski Şam-Baalbek demiryolu hattını yeniden çalışır hâle getirmekle başlayabilir”, diyor Al Lao. Ona göre bu, Levant'ın büyük demiryolları destanının bir parçası olan tarihi mirası yeniden değerli kılmanın ve o bölgelerde yaşayanlar için hayati bir toplu taşıma hizmetini geri kazandırmanın yolu olur.

1895 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından hizmete açılan Şam-Beyrut Demiryolu, Suriye'nin başkenti Şam ile Lübnan'ın Beyrut kentini birbirine bağlıyordu.

Yaklaşık 80 kilometre uzunluğundaki hat, dönemin en dikkat çekici mühendislik projelerinden biri olarak kabul ediliyordu. Demiryolu, Anti-Lübnan Dağları'nı aşarak yaklaşık bin 400 metre rakıma ulaşıyor ve zorlu coğrafi koşullara rağmen iki kenti birbirine bağlıyordu.

Fransız sermayesi ve mühendisliğiyle inşa edilen hatta İsviçre yapımı lokomotifler kullanıldı. Proje, aynı zamanda Şam ve Beyrut'ta gelişmekte olan ticaret ve üretim çevrelerinin katkısıyla hayata geçirilerek bölgenin ekonomik ve sosyal bütünleşmesinde önemli rol oynadı.

Mezopotamya'daki yıkım

Suriye'nin kültürel mirasına verilen zararlar, Orta Doğu'daki en ağır ve çoğu zaman telafisi mümkün olmayan kayıplar arasında yer alıyor.

Halep, Palmira, Şam ve Esad hanedanının ülkesi olan Suriye'nin çevre bölgeleri, IŞİD (Irak ve Şam İslam Devleti) militanlarının ikonoklast öfkesiyle ve üçüncü taraflar adına çalışan sanat eseri kaçakçılarının yağmalarıyla yıkıma uğramış, bugün hâlâ zarar görmüş hazineleri barındırıyor.

Nabil Al Lao bugün, İtalya tarafındaki Maggiore Gölü kıyısındaki Arona'da yaşıyor ve doğduğu şehir olan Şam'a önemli bir yolculuğa hazırlık yapıyor. Geçici hükümetin başkanı Ahmed eş-Şara'nın yönettiği mevcut geçiş yönetiminin kültür ve ulusal eğitim sistemi alanındaki üst düzey yetkilileriyle görüşerek, Suriye'nin yeniden bütünleştirilmesine ilişkin bazı öneriler sunmak istiyor.

Al Lao'ya göre Suriye'nin devlet yapısını ve birliğini yeniden tesis etmek süreci, tam da antik Palmira kentinden başlayabilir: “Palmira'yı yeniden inşa etmek, Avrupa ya da uluslararası bir proje çerçevesinde mümkündür. Ancak bunun Avrupa projesi olması daha iyi olur, çünkü Palmira'nın tüm teknik haritaları ve sınıflandırmaları esas olarak Fransızların, İtalyanların ve Almanların elinde bulunuyor”.

AB birkaç yıldır UNESCO'nun Suriye'nin kültürel mirasını koruma projelerine mali katkı sağlıyor. Hem 27 üye ülkenin ortak politikalarıyla hem de tek tek üye devletlerin ikili girişimleriyle.

Avrupa Komisyonu ayrıca, ülkenin geçiş sürecini desteklemek üzere 2025 yılında iki buçuk milyar euro tahsis etti.

Tarihin sahnesinde dramatik dönemler ve ironik tekrarlar

Suriye'de Tadmor adıyla da bilinen Palmira, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan ve antik dünyanın en önemli arkeolojik alanlarından biri olarak kabul ediliyor.

Kent, 3. yüzyılda Roma İmparatorluğu'na meydan okuyan Palmira Krallığı'nın başkenti ve efsanevi Kraliçe Zenobia'nın yönetim merkeziydi. Zenobia, MS 270 yılında Roma'ya karşı ayaklanarak bağımsızlığını ilan etti; kendisini Roma imparatoriçelerine özgü "Augusta" unvanıyla anarken, Mısır Kraliçesi Kleopatra'nın mirasçısı olarak da tanıttı.

Tadmor, Roma'nın Levant eyaletleri ile rakip güç Part İmparatorluğu (Persler) arasında, tam ortada yer alıyordu. Zenobia, yeni kazandığı bağımsızlığını güçlendirmek için Partlar ile yakınlaşma diplomasisi yürüttü.

Roma bunu bir hakaret olarak gördü. Bir kuşatmanın ardından, asi Palmira272 yılında İmparator Aurelian'ın lejyonları tarafından yeniden ele geçirildi.

Tarihçilerin çoğunluğuna göre Zenobia, Roma'da değerli taşlarla süslü altın zincirler içinde esir olarak halkın önünden geçirildi; ölümüne kadar Tivoli'de bir villada Roma patrikçisi gibi yaşadı. Diğer kaynaklara göre ise, model aldığı politik figür Kleopatra gibi, yaklaşık iki yüzyıl önce yaşanan yenilgi utancına dayanamayarak intihar etti.

İki bin yıl önce de o bölgelerde, bugün yaşadıklarımıza benzer stratejik oyunlar oynanıyordu.

Zenobia miti: Günümüz Suriye'sinde toplumsal cinsiyet ve savaş sonrası toplumsal gerçekçilik

Zenobia'nın özgün adı olan Zeynab, iki hegemon güç arasında sıkışmış, 3. yüzyılda refah ve gurur içinde yaşayan bir Mezopotamya krallığının başında yer alan kadın için simgesel bir figürü temsil ediyor.

Nabil Al Lao'ya göre Palmira'nın yeniden ayağa kaldırılması, yalnızca bir arkeolojik restorasyon projesi değil, aynı zamanda Suriye'nin ortak tarihini ve toplumsal birliğini yeniden inşa etmeye yönelik güçlü bir sembolik adım olabilir.

Al Lao, Palmira Kraliçesi Zenobia'nın farklı etnik ve kültürel toplulukları bir arada yöneten tarihsel bir figür olarak, ülkenin yeniden yapılanma sürecinde ortak bir aidiyet duygusunu güçlendirebileceğini savunuyor.

"Zenobia'nın mirası, bağımsızlık ve birlik fikrini temsil ediyor. Bu nedenle, farklı kimlikleri ortak bir tarih etrafında buluşturabilecek simgesel bir değer taşıyor," diyen Al Lao, bu mirasın özellikle kadınlar açısından da ilham verici olabileceğini belirtti.

Profesöre göre iç savaşın demografik sonuçları nedeniyle kadınlar, Suriye'nin geleceğinde her zamankinden daha önemli bir konuma sahip.

"Bugün ülkede erkeklerden daha fazla kadın yaşıyor. Çünkü iç savaşta hayatını kaybeden yüz binlerce kişinin büyük bölümü erkekti. Bu nedenle kadınların Suriye'nin yeniden inşasındaki rolü hayati önem taşıyor," ifadelerini kullandı.

Suriye hükümetinin 2023 verilerine göre kadınlar ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 60'ını oluşturuyor. Uzun yıllar süren savaş nedeniyle çok sayıda erkek hayatını kaybederken, milyonlarcası da ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Son askeri çatışmalar ve Palmira'da yıkılan anıtlar

Palmira bölgesi, 2015 ile 2017 arasında IŞİD tarafından iki kez işgal edildi. Cihatçıların kasıtlı yıkımları, savaş zamanı ihmal ve çatışmalar nedeniyle arkeolojik miras, kimi zaman onarılamaz zararlar gördü. Başlıcaları şöyle:

  • Baal ve Baalshamin tapınakları (Hristiyanlık ve İslam öncesi eski Kenan tanrıları) cihatçıların putkırıcılığı yüzünden neredeyse tamamen yerle bir edildi. İlki, Mezopotamya bölgesindeki antik ibadet mekânları arasında başlıca mimari kalıntılardan biriydi. Baalshamin tapınağı ise MÖ 17. yüzyıla tarihleniyordu.
  • Roma İmparatoru Septimius Severus tarafından inşa edilen Zafer Takı'ndan yalnızca yanlardaki iki sütun ayakta kaldı; takın kendisi ise arkeologların yeniden kurmaya çalıştığı bir moloz yığınına dönmüş durumda. Çalışmalar yavaş ilerlese de UNESCO'ya göre taş bloklar kurtarılıp yeniden birleştirilebilir.
  • Kuleler ve mezar anıtları da neredeyse tamamen yok edildi
  • Rus sefer kuvvetleri ile Esad'ın birlikleri Palmira'yı geri alırken yaşanan çatışmalar sırasında, Palmira arkeoloji müzesi çok ağır hasar ve yağmalara maruz kaldı.
Francesca Maria Corrao, LUISS Guido Carli Üniversitesi'nde Arap Dili ve Kültürü Profesörü
Francesca Maria Corrao, LUISS Guido Carli Üniversitesi'nde Arap Dili ve Kültürü Profesörü LUISS

AB ve Suriye: Kültürel diplomasi, asli bir siyasi araç olarak

Suriye'de çalışan çok sayıda genç arkeolog grubu var: Bunların çoğu İtalyan, Fransız ve Alman.

Elli İtalyan üniversitesi, yeniden inşa ve yeni arkeolojik alanların açılmasına yönelik özverili bir çalışmaya katılıyor.

Roma'daki LUISS Üniversitesi'nde Arap dili ve kültürü profesörü Francesca Maria Corrao, “Avrupa'da ve İtalya'da sürgünde yaşayan Suriyeli entelektüel ve öğrenciler, kültür üzerinden ülkelerini kurtarma arzusuyla bu girişimleri mümkün kıldı”, diyor.

Roma'daki La Sapienza Üniversitesi'nde ise, Profesör Davide Nadali, Suriyeli meslektaşı Mohammed el Khalid ile birlikte yürüttüğü bir arkeoloji projesinin başında.

Onlar, on iki yıllık bir aradan sonra 2022'de kazı çalışmalarına yeniden başladı ve özellikle Suriye'nin kuzeybatısında, bugün Tell Mardikh olarak bilinen, antik Mezopotamya kenti Ebla bölgesinde, Asur öncesi Eblalı bir uygarlığa ait yeni önemli arkeolojik sitler keşfettiler. İlk kazılar 1964'te, İtalyan arkeolog Paolo Matthiae'nin yönettiği ekipler tarafından yapılmıştı.

Profesör Corrao'ya göre, Şam'daki mevcut geçiş hükümetinin güvenlik güçleri içinde bulunan eski IŞİD mensuplarının, geçmişte bağlı oldukları gruplarca yok edilen eserlerin yeniden kazanılmasını tehdit etmesi yönünde şimdilik bir risk yok.

Corrao, “Geçiş hükümeti, ülkenin farklı dini ve kültürel ifade biçimlerini dikkate alan bir politika izleme kararını "urbi et orbi," (şehre -Roma'ya- ve dünyaya) ilan ettiyse, kalkıp yeniden yıkıma girişmez. Hele ki bir arkeolojik kazı finanse edilirken”, diyor.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

'Güneşin Kıyısı,' Anadolu'nun kültürel katmanlarını resimle anlatıyor

Çölden buzullara: Kazakistan'ın en çeşitli rotası Zhetysu

Suriyeli entelektüellerden AB'ye çağrı: Suriye kültürle yeniden ayağa kalkabilir