Loader
Bize Ulaşın
Reklam

'Her Private Hell' incelemesi: Stil uğruna ruhunu kaybeden bir film

Haftanın Filmi: 'Her Private Hell'
Haftanın filmi: 'Her Private Hell' ©  Neon
© Neon
By David Mouriquand
Yayınlanma Tarihi Son güncelleme
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Etkileyici görselliğine rağmen film, zayıf hikâyesi, yapay diyalogları ve biçimi içeriğin önüne koyan anlatımı nedeniyle yönetmenin en hayal kırıklığı yaratan işlerinden biri olmaktan kurtulamıyor.

Deri kıyafetli bir seri katil, fütüristik bir şehir, Tom of Finland estetiğini andıran yoğun homoerotik göndermeler. Tüm bu unsurları bir araya getirip psikoseksüel bir masalı sıkıcı hale getirmek alışılmadık bir beceri gerektiriyor. Nicolas Winding Refn ise yeni filmi "Her Private Hell" ile bunu başarmış görünüyor.

REKLAM
REKLAM

Son uzun metrajı "The Neon Demon"ın üzerinden yaklaşık on yıl geçen "Drive" ve "Only God Forgives" yönetmeni, bu kez en zayıf yönlerine teslim olarak stilin hikâyenin önüne geçtiği, izleyiciyi mesafede bırakan bir yapım ortaya koyuyor.

Film, neon ışıklarıyla aydınlanan sisli bir metropolde geçen etkileyici bir açılışla umut vadediyor. Genç kadın Elle (Sophie Thatcher), kaldığı otelin lobisinde utangaç oyuncu Hunter (Kristine Froseth) ile tanışıyor. İkili, Elle'in babası Johnny Thunders'ın (Dougray Scott) yöneteceği "Candy Floss" adlı bilimkurgu çizgi romanının sinema uyarlamasında birlikte rol almak üzere bir araya geliyor.

Ancak Hunter, kendisini karanlık ve saplantılarla örülü bir dünyanın içine adım attığının henüz farkında değil. Elle ise etrafını kendisine "daddy" diye hitap eden modellerle çevreleyen babasının, eski sevgilisi Dominique (Havana Rose Liu) ile birlikte olup onu üvey annesi haline getirmesinin yarattığı travmayla mücadele ediyor.

Öte yandan şehri kaplayan sis, "The Leather Man" olarak bilinen korkutucu bir şehir efsanesini de beraberinde getiriyor. Deri kıyafetler giyen bu seri katil, kadınları vahşice öldürüp arkasında kanlı bir iz bırakıyor. Elmas kaplı keskin eldivenleri ve insanüstü gücüyle dikkat çeken katilin peşine ise, kızını koruyamadığı için suçluluk duyan ve onu durdurmanın kızına yeniden kavuşmasını sağlayacağına inanan asker Private K (Charles Melton) düşüyor.

Her Private Hell
Her Private Hell Neon

"Her Private Hell"in en güçlü yanı tartışmasız görselliği. İlk dakikalarda, sanki "Tron" evreninde geçen bir "Suspiria" izliyormuş hissi veren bu fütüristik giallo, görüntü ve ses tasarımıyla dikkat çekiyor. Nicolas Winding Refn'in uzun yıllardır birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Magnus Nordenhof Jønck, etkileyici ve atmosfer yüklü kadrajlar kurarken, Pino Donaggio'nun besteleri filme ihtiyaç duyduğu melodramatik tonu kazandırıyor. İkilinin katkısı olmasa, filmin yarattığı ilk etki çok daha kısa sürede dağılıyor.

Ne var ki görsel ihtişam zamanla yerini, "özden çok biçim" anlayışının neredeyse ders kitabı örneğine bırakıyor. Refn, şık görüntülerin arkasını dolduracak bir hikâye kurmak yerine ağır ağır ilerleyen, yapay diyaloglarla örülü ve David Lynch'i çağrıştırmaya çalışan ama onun gizemini ya da duygusal ağırlığını yakalayamayan bir anlatıya yaslanıyor.

Film, giderek erotik dozu yüksek bir moda reklamları zincirini andırmaya başlıyor. Karakterler ise bağlamdan kopuk, klişe ve aforizmamsı cümleler kurmaktan öteye geçemiyor.

Bir noktadan sonra not almayı bırakıp yalnızca senaryodaki diyalogları kaydetmeye başladım. Çünkü filmin en büyük problemi tam da burada yatıyor.

"Sen zavallı Kibritçi Kız değil misin? Hans Christian Andersen."

Bir referansın bu kadar doğrudan, üstelik karakter tarafından adıyla anılması zekice değil; aksine fazlasıyla yapay duruyor. Üstelik bunu üstkurmaca bir oyun hâline de getirmiyor. Diyalog, yalnızca kulağa "anlamlı" gelsin diye yazılmış hissi veriyor.

Her Private Hell
Her Private Hell Neon

Nicolas Winding Refn'in şehvet, stil ve fanteziyle örülü sinema evrenine teslim olmaya hazır olanlar için "Her Private Hell" muhtemelen aranan deneyim olacaktır. Yönetmenin sadık hayranları, filmin bilinçli olarak yapay yazılmış diyaloglarını ve kopuk anlatısını, özdüşünümsel bir provokasyon ya da yükseltilmiş bir masal olarak yorumlayacaktır. Hikâyeden çok atmosfere yaslanan bu yaklaşımın alıcısı mutlaka çıkacaktır.

Hakkını teslim etmek gerekirse, film zaman zaman canlılık da kazanıyor. "Barbarella" ile "Star Trek" arasında gidip gelen kamp estetiğindeki film içinde film sekansları ve Private K karakterinin yer aldığı sert şiddet sahneleri, monotonluğu kısa süreliğine de olsa kırmayı başarıyor.

Oyuncu kadrosunda ise Charles Melton açık ara öne çıkıyor. Melton, Sophie Thatcher'ın tekdüze performansı ve Kristine Froseth'in giderek yorucu hale gelen donuk oyunculuğu arasında filme gerçek bir ağırlık kazandıran tek isim olmayı başarıyor. "Her Private Hell"den yara almadan çıkan tek kişi de o.

Ancak bu güçlü anlar, filmin genelindeki sorunları telafi etmeye yetmiyor. Görsel açıdan etkileyici anlar ve ara sıra parlayan fikirler bulunsa da "Her Private Hell", tavizsiz bir auteur sineması örneği olmaktan çok, kendi estetiğine fazlasıyla hayran bir filmin sınırlarını aşamıyor. Refn'in yalnızca kendi sezgilerini takip ediyor olması takdir edilebilir; ancak ortaya çıkan sonuç, biçimin içeriği tamamen gölgede bıraktığı, duygusal ve dramatik açıdan şaşırtıcı derecede boş bir deneyim. En büyük problemi ise cesur olması değil, uzun süre boyunca sıkıcı olmayı hiç bırakmaması.

"Her Private Hell" Mayıs ayında Cannes’da Yarışma Dışı bölümde prömiyer yaptı ve şu anda ABD, Kanada, Yunanistan, Polonya ve Portekiz’de gösterimde. 16 Ağustos’ta Edinburgh Uluslararası Film Festivali’nde gösterilecek ve Avrupa gösterim takvimi gelecek ay devam edecek.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Euronews Culture'ın haftanın filmi: Spider-Man Brand New Day, MCU'yu kurtardı mı

2026'nın ilk yarısına damga vuran filmler: İzleme listenize ekleyin

Euronews Culture haftanın filmi olarak 'The Odyssey'i seçti: görkemli ama kusurlu Hades yolculuğu