Ankara’da 15 yaşındaki sokak köpeği Matmazel’in belediye ekipleri tarafından kovalanırken ölmesi, hem yasaların caydırıcılığını hem de toplumun vicdanını yeniden tartışmaya açtı.
Eros, Cezve, adı kamuoyuna hiç yansımayan daha onlarcası… Ve şimdi de Matmazel.
Geçtiğimiz günlerde, Yenimahalle’nin Demetevler semtinde, metro istasyonuna ısınmak için sığınan 15 yaşındaki köpek Matmazel — mahallelinin “Kirli” adıyla tanıdığı yaşlı köpek — belediye ekipleri tarafından kovalanırken hayatını kaybetti. Olayın görüntüleri kısa sürede sosyal medyada yayılırken, kamuoyunda büyük bir öfke dalgası yarattı.
Son olayla birlikte, sokakta yaşayan hayvanlara yönelik yasal zemini tartışmalı düzenleme, bu kez Ankara’daki belediyeler ve görevliler üzerinden yeniden tartışmaya açıldı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi olaya ilişkin açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Ankara Barosu yetkilileri de sürece dahil olmak adına köpeği gömüldüğü yerden alarak, darp edilip edilmediğinin tespiti amacıyla Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ne götürmüştür. Buradaki yetkililer sürecin yaklaşık 15 gün sürebileceği bilgisini baro avukatlarına vermiştir. Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak bu sürenin kısaltılması ve incelemeye öncelik verilmesi resmi olarak talep edilmiştir."
Açıklamada ayrıca, "Köpek herhangi bir vatandaşın adına kayıtlı olmadığı için resmi süreç gereği Tarım ve Orman Bakanlığı’na da adli işlem başlatılması adına yazı iletilmiştir. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 28/A maddesi gereğince Bakanlık yetkilileri tarafından işlem başlatılmıştır. Soruşturmanın selameti açısından iddiaya konu olan kişiler geçici olarak görevlerinden uzaklaştırılmıştır," denildi.
Ancak sorumluları geçici olarak görevden uzaklaştırma kararı, hayvanseverleri ve hayvan hakları savunucularını tatmin etmekten bir hayli uzak. Sokakta yaşayan hayvanlarla ilgili yapılan son yasal düzenlemenin (7527 sayılı kanun değişikliği), bu tür şiddet olaylarını meşrulaştıran bir zemin hazırladığı vurgulanırken, Matmazel’i yıllardır koruyan ve besleyen Demetevler sakinleri ve yerel esnaf, metro istasyonu önünde nöbet tutarak ve anma törenleri düzenleyerek tepkilerini dile getirdiler.
İddiaya konu kişilerin işten çıkarılması talebinde bulunan örgütlerin çağrılarına halk da katılırken, sosyal medyada büyüyen “Matmazel'i (Kirli) döverek öldürenler cezalandırılsın! #matmazeliçinadalet” çağrısı, kısa sürede bir imza kampanyasına dönüştü. Change.org platformunda "Matmazel İçin Adalet: Sorumlular Hesap Versin" başlığıyla düzenlenen kampanya kısa sürede on binlerce kişinin (bu yazı yazıldığı sırada 76 bin 705) imzasıyla Türkiye genelinde yankı buldu.
Kampanya metninde, sadece toplama işlemini gerçekleştiren personelin değil, bu emri veren yetkililerin de idari ve adli soruşturmaya tabi tutulması talep ediliyor. İmza veren binlerce kişi, sokak hayvanlarına yönelik uygulanan "topla-hapset" politikasının yerine "kısırlaştır-aşılat-yerinde yaşat" modeline dönülmesi için hükümete ve belediyelere çağrıda bulunuyor. Kampanya, kısa sürede on binlerce imzaya ulaşarak konunun TBMM gündeminde tekrar tartışılması için bir kamuoyu baskısı oluşturmayı hedefliyor.
Hayvan hakları savunucuları ve sivil toplum kuruluşları (STK), Matmazel’in ölümünü "sıradan bir kaza değil, sistematik bir baskının sonucu" olarak nitelendirdi. Yapılan paylaşımlarda, hayvanların sokaklardan toplama biçimlerinin yarattığı travmaya dikkat çekilerek, ekiplerin profesyonellikten uzak ve sert müdahalelerinin can kayıplarına davetiye çıkardığı vurgulandı.
Hayvan hakları savunucuları ve STK'lara göre, sahadaki müdahalelerin önünü açan, hayvanları korumak amacıyla yıllar içinde oluşturulan düzenlemelerin geri çekilmesi ve mevcut yasaların değiştirilmesi. Ünlü isimler ve hukukçular da bu durumun 5199 sayılı kanunda yapılan son değişikliklerin bir sonucu olduğunu savunuyor.
'Bu, 28/A maddesinin ihlalidir'
Euronews'a konuşan Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Tuğba Gürsoy, sürecin önemine dikkat çekerek, “Burası kamuya açık, geniş bir alan ve düzenli kamera kaydı mevcut. Faillerin bulunması çok muhtemel. Kamera kayıtlarının dosyaya gelmesinin ardından ifadeler alınacak ve soruşturma bu şekilde ilerleyecek. 5199 sayılı kanunun 28/A maddesini açıkça ihlal eden bir eylem bu. Hayvana acımasızca muamele suçunu oluşturuyor," dedi.
"Üstelik görevleri sebebiyle orada bulunmaları nedeniyle cezanın artırılması gerekiyor. Soruşturmanın etkin biçimde yürütülmesini bekliyoruz," diye ekledi.
28/A maddesi ne diyor?
5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve Cezalar 2021’de yapılan değişiklikle birlikte 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, hayvana yönelik kötü muamele, öldürme ve cinsel saldırı fiillerini ilk kez açık biçimde adli suç olarak tanımladı. Kanunun 28/A maddesi, hayvana yönelik şiddet için uygulanabilecek hapis ve para cezalarını ayrıntılı biçimde düzenliyor:
- Nesli yok olma tehlikesi altındaki bir hayvanı öldüren kişi 1 yıldan 5 yıla kadar, bir türü tamamen yok eden kişi 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası alabiliyor.
- Bir ev veya evcil hayvanı kasten öldüren kişi 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılıyor.
- Hayvana cinsel saldırı veya tecavüz durumunda fail 6 aydan 3 yıla kadar hapis ve en az 100 gün adli para cezası alabiliyor.
- Hayvana işkence eden, acımasız veya zalimce muamelede bulunan kişi 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile yargılanıyor.
- Hayvan dövüştüren kişiler 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezası alabiliyor.
- Suçun birden fazla hayvana karşı işlenmesi ya da hayvan koruma görevi olan kişiler tarafından gerçekleştirilmesi halinde ceza yarı oranında artırılıyor.
- Bu suçlara ilişkin soruşturma, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın il veya ilçe müdürlüklerinin Cumhuriyet savcılığına başvurusu ile başlatılıyor; bu başvuru “muhakeme şartı” niteliği taşıyor.
Bu düzenleme, Türkiye’de ilk kez hayvanlara karşı işlenen şiddetin ceza hukuku kapsamına alınmasını sağladı. Ancak uygulamada görülen davalar, cezaların hâlâ caydırıcı olmadığını ve birçok vakada denetimli serbestlik kararlarının verildiğini gösteriyor.
Yeni düzenlemenin sonucu mu?
Sosyal medya kullancıları arasında Türkiye'de özellikle son dönemde sokak hayvanlarına karşı işlenen suçlarda artış olduğu yönünde bir izlenim var. X (eski adıyla Twitter) ve Instagram gibi platformalarda, Matmazel'in ve daha nicesinin ölümüne geçtiğimiz yıl yasalaşan tartışmalı hayvan hakları düzenlemesinin neden olduğu dile getiriliyor.
Kamuoyunda "Katliam Yasası" olarak da adlandırılan düzenlemenin 2024 yılında yürürlüğe girmesinden bu yana İstanbul ve Ankara gibi metropoller başta olmak üzere sokaklarda yaşayan çok sayıda köpek sessiz sedasız ortadan kayboldu. Yetkili makamlar tarafından düzenlemenin ne derece uygulandığı veya hedeflenen "başarıyı" yakalayıp yakalamadığına ilişkin herhangi bir veri ya da bilgi paylaşılmazken, art arda barınak skandalları gündeme gelmeye devam ediyor.
Geçtiğimiz aylarda Ankara’nın Altındağ ilçesinde belediyeye ait bir barınağın yakınındaki arazide, poşetler içinde onlarca ölü köpek bulundu. Bazı hayvanların parçalandığı ve vahşice öldürüldüğü iddiaları üzerine sosyal medyada büyük bir protesto dalgası oluştu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Yine geçtiğimiz yıl, Niğde Belediyesi’ne ait hayvan bakımevinde köpeklerin enjeksiyon yöntemiyle uyutulup toplu mezarlara gömüldüğü öne sürüldü. Belediye, bu alanın yasal bir "hayvan mezarlığı" olduğunu ve sadece doğal ölümü gerçekleşen hayvanların gömüldüğünü savunsa da, toplu mezar görüntüleri infiale neden oldu.
Düzenleme, belediyelere sokaktaki köpekleri toplama ve barınaklara götürme yükümlülüğü getirirken, bu noktada kapasite yetersizliği büyük bir sorun olarak ortaya çıkıyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın verilerine göre, Türkiye genelinde yaklaşık 4 milyon civarında sahipsiz sokak köpeği olduğu tahmin ediliyor. Ülke genelinde mevcut barınakların toplam kapasitesinin ise 100 bin ile 150 bin arasında olduğu düşünülüyor. Milyonlarca köpeğin bu kadar kısıtlı bir kapasiteye sahip barınaklara götürülmek istenmesi, Matmazel örneğinde olduğu gibi kontrolsüz ve panik halindeki toplama işlemlerine ve geri dönüşü olmayan sonuçlara neden oluyor.
Yeni düzenlemelerin gölgesinde: İstanbul’da besleme yasağı
Bu gelişmelerin ardından İstanbul Valiliği’nin temmuz ayında aldığı yeni karar, tartışmalara bir yenisini ekledi.
İstanbul’da 2 Temmuz 2025 tarihli İl Hayvanları Koruma Kurulu kararı doğrultusunda sahipsiz köpeklerin belirli alanlarda beslenmesi yasaklandı. Halk sağlığı ve güvenliğini gerekçe gösteren düzenleme, sağlık ve eğitim kurumları, ibadethaneler, parklar, yol kenarları ve çocuk oyun alanları gibi bölgeleri kapsıyor.
Valilik, kontrolsüz beslemenin çevresel kirliğe ve sağlık riskine yol açtığını belirtirken, uygulamanın kaymakamlıklar, emniyet ve jandarma tarafından denetleneceğini duyurdu. Belediyelere ise sahipsiz hayvanlar için bakımevi ve doğal yaşam alanlarını hızla tamamlamaları, toplama ve rehabilitasyon süreçlerini hızlandırmaları talimatı verildi.
Ancak hayvan hakları savunucuları, bu tür düzenlemelerin sokaktaki hayvanların yaşam hakkını daha da tehdit ettiği görüşünde birleşiyor.
Diğer yandan bu karar, toplumda belirgin bir ikilik yaratarak vatandaşların sokak hayvanlarını besleme konusunda birbirlerini uyarmasına neden oldu.
Kimi vatandaşlar halk sağlığını gerekçe göstererek yasağı desteklerken, kimileri ise hayvanların aç kalacağını savunarak uygulamaya tepki gösterdi.
Sokaklardaki köpeklerin sayısı giderek azalırken, özellikle kedilerin sayısının hızla artması, kısırlaştırma önlemlerinin yetersiz kalması ve sitelerde ve mahallelerde süregelen besleme tartışmaları, konuyu yalnızca hukuki değil, sosyal bir çatışma haline dönüştürdü.
Şiddetin ardında yatan psikolojik etmenler neler?
Belediyenin "kovalama sırasında kaza oldu" şeklindeki ilk savunmalarına karşı, hayvan hakları savunucuları ve örgütler, köpeğin darp edildiğine dair görgü tanıklarının olduğunu ve yaşlı bir köpeğin yürüyen merdivenlere sıkıştırılmasının bir cinayet yöntemi olduğunu savunuyor.
Hayvanlara yönelik şiddet yalnızca bir vicdan sorunu değil, aynı zamanda psikolojik ve toplumsal bir alarm. Psikologlara göre, bir canlıya acı çektirme eğilimi, empati yoksunluğu, bastırılmış öfke ve güç arzusunun dışavurumu — yani bireyin iç dünyasında başlayan şiddet, dış dünyada en savunmasız varlıklara yöneliyor. Bu nedenle hayvanlara karşı işlenen şiddeti anlamak ve önlemek, yalnızca hayvanların değil, toplumun genel ruh sağlığını korumak açısından da kritik öneme sahip.
Çünkü yapılan araştırmalar, hayvanlara yönelik şiddetin sıklıkla insanlar arası şiddetin erken bir habercisi olduğunu gösteriyor. Çocuklukta öğrenilen veya tanık olunan şiddet döngüsü, empati gelişimini engelliyor ve ilerleyen yıllarda daha geniş bir şiddet davranış repertuarına dönüşüyor. Bu yüzden psikolojik etmenleri erkenden tanımak, bireyin şiddeti bir “çözüm” olarak içselleştirmesini engellemenin ilk adımı.
Hayvanlara yönelik şiddeti önlemek, bir toplumun empati kapasitesini güçlendirmekle doğrudan bağlantılı. Bu yalnızca bireylerin değil, kurumların da sorumluluğudur: eğitimden medya diline, yasal düzenlemelerden şehir politikalarına kadar her alanda şiddetin kökenine inmek, onun yeniden üretilmesini durdurmanın tek yolu.
Sokakta yaşayan köpeklerin "insanlar için hayati tehlike oluşturduğu" gerekçesiyle hazırlanan teklif, Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu’nda geçen yıl kabul edilmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nda ise iki gün süren görüşmelerin ardından AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) oylarıyla Meclis'ten geçerek yürürlüğe girmişti.
Başından beri teklifin en çok tartışılan yönü, sokak köpeklerinin öldürülmesinin yolunu açan 5'inci maddeydi.
TBMM Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu'ndaki görüşmelerde söz konusu maddede değişiklik yapılmıştı. Buna göre, teklif metninden “ötanazi” ifadesi çıkarıldı ve kediler kapsam dışında bırakıldı. Ancak teklif metninden “ötanazi” ifadesi çıkarılsa da sokak köpeklerinin Veteriner Hizmetleri Kanunu’ndaki esaslara göre öldürülmesi yolu açık tutulmuştu.
Kanun teklifinin dördüncü maddesinde de bir değişikliğe gidildi. Bu kapsamda, "Bakımevlerine alınan hayvanlar Bakanlık veri sistemine kaydedilir ve rehabilite edilenler sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevlerinde barındırılır." ifadesi, “Bakımevlerine alınan hayvanlar Bakanlık veri sistemine kaydedilir ve rehabilite edilen köpekler sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevlerinde barındırılır,” şeklinde değiştirildi.
Oy çokluğuyla geçen dördüncü maddede yer alan "rehabilite edilenler" ifadesi, "rehabilite edilen köpekler" şeklinde değiştirilerek, kedilerin kapsam dışına alınması sağlanmış oldu.
Her ne kadar kanun teklifinden “ötanazi” kelimesinin çıkarılması hayvan hakları açısından olumlu bir gelişme olarak görüldüyse de, muhalefet partilerinin temsilcileri bu değişikliğin yeterli olmadığına dair itirazlarını defalarca kez dile getirdi.
Son olarak, Anayasa Mahkemesi (AYM), sokakta yaşayan hayvanlara ilişkin kanunun bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle yapılan başvuruyu reddetti.