Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Madencilik, iklim ve gündem saptırma: Trump'ın Grönland ilgisinin arkasında ne var?

Başkan Donald Trump, 3 Ocak 2026 Cumartesi günü Palm Beach, Florida'daki Mar-a-Lago'da düzenlenen basın toplantısında soru sormak üzere bir muhabiri işaret ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Palm Beach, Florida'daki Mar-a-Lago'da 3 Ocak 2026 Cumartesi düzenlenen bir basın toplantısında, soru sorması için bir gazeteciyi işaret ediyor. ©  Copyright 2026 The Associated Press. All rights reserved.
© Copyright 2026 The Associated Press. All rights reserved.
By Liam Gilliver
Yayınlanma Tarihi Son güncelleme
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

Uzmanlar, Donald Trump’ın yeşil enerji için 'hayati' görülen kritik mineral kaynakları nedeniyle Grönland’ı istismar edebileceği uyarısında bulunuyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’a artan ilgisi, ülkenin büyük ölçüde henüz kullanılmamış mineral kaynaklarını yeniden gündeme taşıdı. Pek çok uzmana göre bu kaynaklar, fosil yakıtlardan çıkış sürecinde kilit rol oynuyor.

Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre kritik mineraller, rüzgâr türbinleri ve elektrikli araçlar (EV) gibi teknolojilerde kullanıldıkları için yeşil enerjiye geçiş açısından "hayati" öneme sahip.

Grönland’ın bu mineraller açısından zenginliği, ABD’nin Çin’e olan bağımlılığını azaltmasına yardımcı olabilir. Ancak Trump’ın planı gerçekten bu kadar basit mi?

Grönland’ın kritik mineralleri

2023 tarihli bir araştırmaya göre, Avrupa Komisyonu tarafından “kritik ham maddeler” olarak tanımlanan 34 mineralin 25’i Grönland’da bulunuyor.

Ülkenin, 36 ila 42 milyon metrik ton nadir toprak oksidi rezervine sahip olduğu tahmin ediliyor. Bu da Grönland’ı, Çin’in ardından dünyanın en büyük ikinci nadir toprak rezervi haline getiriyor.

IEA, lityum, nikel, kobalt, manganez ve grafitin batarya performansı için “kritik” olduğunu, nadir toprak elementlerinin ise rüzgâr türbinleri ve elektrikli araç motorlarında kullanılan güçlü mıknatısların üretiminde yer aldığını belirtiyor. Elektrik şebekeleri de büyük miktarlarda alüminyum ve bakıra ihtiyaç duyuyor.

Yeşil enerji yatırımlarındaki artışla paralel büyüyen küresel nadir toprak elementleri pazarının bu yıl 6,5 milyar euronun üzerine çıkması bekleniyor.

Bu durum, özerk statüye sahip Grönland’ı ABD açısından daha da cazip kılıyor. Zira ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’na göre ABD, ekonomi ve ulusal güvenlik açısından kritik kabul edilen 12 mineralde yüzde 100 ithalata bağımlı durumda.

Bu kaynaklara erişim, hâlihazırda dünyanın nadir toprak minerallerinin yüzde 90’ından fazlasını işleyen Çin’e olan bağımlılığı azaltabilir ve artan talep karşısında ABD’nin elini güçlendirebilir.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’ne (CSIS) göre ABD, kritik minerallerde yabancı rakiplere bağımlı kalmaya devam ettiği sürece ulusal güvenlikte, ekonomik rekabette ve enerji dayanıklılığında liderliğini koruyamaz.

Bu sorun, Trump’ın ilk başkanlık döneminden bu yana gündeminde. Trump, Mart 2025’te imzaladığı bir başkanlık kararnamesiyle, Amerikan mineral üretiminin “mümkün olan en üst seviyeye” çıkarılması için acil önlemler alınmasını emretti.

ABD Başkanı, Savunma Üretim Yasası’nı devreye sokarak yerli madencilik sektörünü desteklemek için kredi sağladı ve projeleri yavaşlatan bürokratik engellerin azaltılmasına olanak tanıdı.

Kararname ayrıca federal kurumların, madencilik faaliyetlerine federal arazilerde diğer kullanım alanlarına kıyasla öncelik vermesini mümkün kıldı.

Trump, geçen yıl da ABD’nin hem kendi sularında hem de uluslararası sularda derin deniz madenciliğini hızlandırmayı hedefleyen bir kararname imzalamıştı.

Washington, bu adımı ülkeyi “sorumlu deniz tabanı mineral işletmeciliğinde küresel lider” yapma hedefinin bir parçası olarak tanımlıyor.

Geçtiğimiz ay ise ABD Dışişleri Bakanlığı, dünya kobalt rezervlerinin yüzde 70’inden fazlasına sahip olan Kongo Demokratik Cumhuriyeti ile bir anlaşmaya vardı.

Ortaklık kapsamında ABD özel sektörünün madencilik yatırımlarının artırılması, bununla birlikte mineral kaynaklarının yönetiminde “sorumlu gözetim” ilkesinin korunması hedefleniyor.

Trump Grönland’da madencilik yapmak mı istiyor?

Grönland’da şu anda endüstriyel ölçekte madenciliği destekleyecek altyapı bulunmuyor. Sert iklim koşulları nedeniyle ülkede yılın yalnızca yaklaşık altı ayında madencilik yapılabiliyor.

Analistlere göre Grönland’daki mineral kaynaklarının çıkarılması, “milyarlarca dolarlık” bir maliyet anlamına geliyor ve ciddi bir lojistik kabus oluşturuyor. Grönland’da faaliyet gösteren bir iş danışmanlığı şirketi olan Kaya Partners’ta kıdemli ortak olarak görev yapan Nick Bæk Heilmann, Grönland’ın kritik minerallere sahip tek ülke olmadığını hatırlatıyor.

Heilmann, “ABD’nin Grönland üzerinde kontrol ve sahiplik arayışının arkasındaki itici gücün mineraller olduğu tezine kesinlikle katılmıyorum” diyor ve ekliyor:

“Çünkü Grönland yatırımlara ve madenciliğe açık. Madencilik için genel bir toplumsal rıza var ki bu çok önemli. ABD’nin Grönland’ı satın almasına gerek yok.”

Heilmann’a göre kritik mineraller son derece düşük fiyatlardan alıcı buluyor ve bu durum, madenciliğin ekonomik gerekçesini de zayıflatıyor.

Kritik mineraller iklim hedefleri için gerekli mi?

Kritik minerallere yönelik artan talep, kara ve deniz tabanında yapılan madenciliğin etik ve çevresel etkileri konusunda iklim örgütlerinde ciddi endişelere yol açtı.

Trump yönetimi, derin deniz madenciliğini hızlandırmaya yönelik adımlar da attı.

Trump, Nisan 2025’te imzaladığı bir başkanlık kararnamesiyle, Ticaret Bakanı’na, Derin Deniz Sert Mineral Kaynakları Yasası kapsamında, ulusal yetki alanları dışındaki bölgelerde deniz tabanı mineral arama ruhsatları ve ticari çıkarım izinlerinin verilme sürecini "hızlandırma" talimatı verdi.

Bu adım, Birleşmiş Milletler bünyesindeki Uluslararası Deniz Tabanı Otoritesi (ISA) ile yürütülen ve müzakereler tamamlanana kadar deniz tabanı madenciliğine moratoryum öngören görüşmelerin fiilen baypas edilmesi anlamına geliyor.

Geçen ay Norveç, dünyada deniz tabanı madenciliğine yeşil ışık yakan ilk ülke olmasının ardından, kritik mineraller için deniz tabanını kazma planlarını erteledi.

Buna rağmen Norveç, Svalbard, Grönland ve İzlanda arasında yer alan ulusal sularının yaklaşık 280 bin metrekarelik bir bölümünün ilerleyen dönemde kobalt ve çinko içeren kayaçların toplanmasına açılmasına izin verdi.

Norveç uzun süredir bu minerallerin “yeşil dönüşüm” için gerekli olduğunu savunuyor.

Ancak çevre tahribatı ile insan hakları ihlalleri arasındaki bağlantılara odaklanan İngiltere merkezli Çevre Adaleti Vakfı (Environmental Justice Foundation) tarafından 2024’te yayımlanan bir rapor, derin deniz madenciliğinin fosil yakıtsız bir dünya için zorunlu olmadığını ortaya koydu.

Rapora göre yeni teknolojiler, döngüsel ekonomi ve geri dönüşümün birlikte uygulanması hâlinde, 2022–2050 arasında mineral talebi yüzde 58 azaltılabilir.

Vakıf CEO’su ve kurucusu Steve Trent, derin deniz madenciliğini, aslında ihtiyaç duyulmayan minerallerin peşinde koşmak ve “karşılayamayacağımız ölçekte çevresel tahribat riski” yaratmak olarak tanımlıyor.

Trent, “Derin okyanus hakkında çok az şey biliyoruz ancak bildiklerimiz, madenciliğin benzersiz canlı yaşamını yok edeceğini, dünyanın en büyük karbon deposunu bozacağını ve temiz ekonomilere geçişi hızlandırmayacağını söylemeye yetiyor,” ifadelerini kullanıyor.

Başka planlar için bir dikkat dağıtma stratejisi mi?

Uzmanlar, Trump’ın Grönland’a ilgisini öncelikle iklim politikaları ya da yeşil dönüşüm merceğinden yorumlama konusunda uyarıyor.

Onlara göre, kritik mineraller ABD söyleminde öne çıksa da, ABD Başkanı'nın ülkeye yönelik artan ilgisinin asıl itici gücü bu değil.

Heilmann, “Bu bizi sonuncu ve belki de en ürkütücü temel nedene götürüyor: ABD topraklarının genişletilmesi, yani Trump’ın konuşmasında da değindiği ‘kader manifestosu’ fikri. Giderek bunun ana itici güç olduğuna ikna oluyoruz. Bu ise Grönland, Danimarka ve AB açısından müzakere edilemez,” yorumunu yapıyor.

Bazı uzmanlar ise iklim politikasının Trump’ı kişisel olarak motive etmese bile, çevresel değişimin kararların alındığı stratejik bağlamı yeniden şekillendirdiğine dikkat çekiyor.

Kopenhag Üniversitesi’nde iklim ve güvenlik politikaları üzerine çalışan araştırmacı Jakob Dreyer, küresel ısınma ve yeşil dönüşümün Arktik bölgenin ekonomik mantığını dönüştürdüğünü savunuyor.

Arktik’in küresel ortalamadan üç ila dört kat daha hızlı ısındığını vurgulayan Dreyer, "Bu dinamiği, küresel ısınmayı ve yeşil dönüşümün küresel ekonomi üzerindeki etkisini dikkate almadan tam olarak anlayamayız," değerlendirmesini yapıyor.

Buna göre artan sıcaklıklar yeni deniz ticaret yollarının açılmasına yol açabilir. Grönland’daki buz tabakalarının erimesi ise maden çıkarımının önündeki engelleri azaltabilir.

Sonuç olarak bu süreç, Dreyer’in ifadesiyle, hem fosil yakıtlar hem de kritik hammaddelerin çıkarılması için “işin ekonomik cazibesini artırıyor.”

Dreyer, “Trump iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşıyor, ancak danışmanları aynı görüşte değil,” diyor.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Grönland’da ABD ile olası bir yüzleşmeyi önlemek için AB askerlerine ihtiyaç duyulabilir

Macron, Fransız büyükelçilere hitabında ABD’yi müttefiklerinden 'kademeli olarak uzaklaşmakla' suçladı

Trump’ın danışmanı, Grönland tehdidini daha da ileri taşıdı: Kimse ABD ile savaşmayacak