İngiltere hükümeti, Euronews Green'e uluslararası iklim finansmanına yaklaşımını 'modernleştirdiğini' söylerken, iddia edilen kesintiler hakkında yorum yapmadı.
İngiltere, yoksul ülkelere yönelik iklim finansmanını kısmakla küresel etkisini zayıflatacak ve gıda güvenliğini tehlikeye atacak, “kendi kendine zarar verme” niteliğinde bir adım atacağı konusunda uyarıldı.
İngiliz gazetesi The Guardian'a göre bakanlar, son beş yılda 11,6 milyar sterlin (yaklaşık 13,37 milyar euro) olan “gelişmekte olan dünyaya” yönelik iklim finansmanını, gelecek beş yılda 9 milyar sterline (10,37 milyar euro) düşürmeyi planlıyor. Enflasyon hesaba katıldığında, bu durum 2021'den bu yana alım gücünde yaklaşık yüzde 40'lık bir kesinti anlamına geliyor.
2024'teki BM COP29 Zirvesi'nde, İngiltere'nin de aralarında bulunduğu yaklaşık 200 ülke, 2035'e kadar gelişmekte olan ülkelere sağlanan finansmanı yıllık 300 milyar dolara (yaklaşık 254,5 milyar euro) çıkarma, yani üç katına çıkarma konusunda uzlaştı.
Bir yıl sonra Belem'deki COP30'da, gelişmekte olan ülkeler, sel savunma sistemleri ve kuraklığa dayanıklı su altyapıları gibi tesisler inşa ederek insanları iklim değişikliğinin etkilerinden korumaya yönelik uyum çalışmalarına daha fazla destek talep etti. Ancak taraflar yalnızca, 2035'e kadar uyum finansmanını en az üç katına çıkarmaya dönük çabaların artırılması çağrısında uzlaştı. Böylece önceki taahhüdü tekrarlamış, fakat somut ilerleme kaydetmemiş oldu.
İngiltere iklim finansmanını kısıyor mu?
Bir hükümet sözcüsü Euronews Green'e yaptığı açıklamada, İngiltere'nin uluslararası iklim finansmanına yaklaşımını “daha büyük etki”ye odaklanacak şekilde “modernize ettiğini” belirterek her bir sterlinin hem vergi mükellefleri hem de desteklenen insanlar için sonuç üretmesini hedeflediklerini söylüyor.
“İngiltere, uluslararası taahhütlerimizi yerine getirmek üzere diğer gelişmiş ülkeler ve iklim finansmanı sağlayıcılarıyla birlikte hareket ederek Uluslararası İklim Finansmanı sağlamaya yönelik taahhüdünü sürdürmektedir,” diye ekliyor. “İngiltere, bu mali yılın sonuna kadar 11,6 milyar sterlin tutarında Uluslararası İklim Finansmanı sağlama yolunda ilerliyor.”
Sızdırılan bilgilere tarihsel olarak yorum yapmayan Dışişleri, Milletler Topluluğu & Kalkınma Ofisi, iddia edilen kesintilerin hayata geçirilip geçirilmeyeceğini doğrulamadığı gibi, şimdiden yükselen eleştirilere de yanıt vermedi.
İngiltere'ye duyulan güven zedeleniyor
Enerji ve İklim İstihbarat Birimi'nden (ECIU) Gareth Redmond-King, böyle bir adımı – gerçekleşmesi halinde – İngiltere için bir “kendi kendine zarar verme eylemi” olarak nitelendiriyor.
“Gıdamızın beşte ikisini yurt dışından ithal ediyoruz; bunların önemli bir kısmı, aşırı sıcaklıklar ve sellerden en ağır darbeyi alan ülkelerde üretiliyor,” diyor.
“İngiltere'nin sağladığı iklim finansmanı, bu ülkelerdeki çiftçilerin hem geçim kaynaklarını hem de bizim gıda güvenliğimizi koruyacak şekilde tarım faaliyetlerini uyarlamalarına yardımcı oluyor.”
Redmond-King'e göre, emisyonları azaltma ve net sıfır hedeflerine ulaşma yolunda gerçek ilerleme kaydedilen bir dönemde iklim taahhütlerinden geri adım atılması, İngiltere'nin konumuna duyulan güveni de zedeleyecek.
“Çin'in ihtiyaç duyan yoksul ülkelere çeşitli iklim finansmanı araçları sunma ihtimalinin bulunduğu bir ortamda, uzun vadede risk altında olan şey İngiltere'nin dünyadaki göreli güç ve nüfuzudur.”
'Ulusal güvenlik' riski
Söz konusu rapor, Çevre, Gıda ve Köy İşleri Bakanlığı'nın (DEFRA) küresel ekosistemlerin çöküşünün ülkenin ulusal güvenliği ve refahı için doğrudan tehdit oluşturduğu uyarısını içeren 14 sayfalık bir belge yayımlamasından sadece birkaç hafta sonra geldi.
MI5 ve MI6'in de katkıda bulunduğu öne sürülen rapor, dünyanın aynı zamanda biyoçeşitlilik kaybının, ürün kayıpları, şiddetlenen doğal afetler ve bulaşıcı hastalık salgınları gibi etkilerini de yaşadığını ortaya koydu.
Ancak rapora göre “büyük çaplı müdahale” olmadığı takdirde bu tehditler, çevresel bozulmayla birlikte daha da artacak.
Yetkililer, İngiltere'nin gıda ve gübre tedarikinde küresel piyasalara bağımlılığını vurguladı; sebzeler, şeker ve hayvancılık için soya da dahil olmak üzere gıdanın yaklaşık yüzde 40'ı yurt dışından geliyor.
Raporda, “Biyoçeşitlilik kaybı, iklim değişikliğiyle birlikte, toprakların tükenmesi, tozlayıcıların yok olması, kuraklık ve sel koşulları yoluyla yurtiçi gıda üretimine yönelik orta ve uzun vadeli en büyük tehditler arasında yer alıyor,” deniliyor.
“Ekosistemlerin çökmesi, İngiltere'nin tarım sistemini büyük bir baskı altına sokarak, gıda arzını sürdürmek için gerekli olacak yeni yaklaşım ve teknolojilere uyum sağlamasını güçleştirir.”
Ekosistem çöküşünün yol açacağı uluslararası piyasa aksaklıkları, İngiltere'nin gıda güvenliğini riske atacak. Raporda, bunun örgütlü suç şebekelerinin kıt kaynakları “sömürmesinin” önünü açacağı ve daha fazla insanı yoksulluğa itebileceği uyarısında bulunuluyor.
Daha çok insan gıda güvensizliği eşiğini aştıkça göç artacak. Stratejik Riskler Konseyi'nin 2021 tarihli önemli bir raporuna göre, bir nüfusta gıda güvensizliğinin yalnızca yüzde 1 artması bile göç edenlerin oranını yüzde 1,9 yükseltiyor.
Raporda ayrıca, gıda ve su kıtlığı yaşayan bölgelerde artan siyasi kutuplaşma ve istikrarsızlığın, dezenformasyonda sıçramaya yol açabileceğinin altı çiziliyor.
Raporda, “Gruplar ekilebilir arazi, gıda ve su kaynakları için rekabet ettikçe, hem devletlerin kendi içinde hem de devletler arasında çatışma ve askeri tırmanma olasılığı artacak. Mevcut çatışmalar daha da şiddetlenecek,” ifadelerine yer veriliyor.