DSÖ ve Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi’nin yeni raporuna göre tüberküloz, Avrupa’da halen ciddi bir halk sağlığı sorunu.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ-WHO) ve Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi'nin (ECDC) hazırladığı yeni bir raporda, Avrupa bölgesindeki tüberküloz vakalarının beşte birinin teşhis edilemediği ve ilaç direncinin dünyanın diğer bölgelerine kıyasla yüksek seviyesini koruduğu uyarısında bulunuldu.
Rapora göre, vakaların toplam sayısı azalmış olsa da tüberküloz (TB) Avrupa Birliği'nde hâlâ önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor ve hastalığın tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik ilerleme yetersiz kalıyor.
Tüberküloz, dünyada tek bir bulaşıcı etkenin neden olduğu ölümler arasında başı çekiyor. Akciğer tüberkülozu olan bir kişinin öksürükle havaya bakteri saçması sonucu insandan insana geçen bulaşıcı bir hastalık.
Belirtiler, vücudun hangi bölümünün etkilendiğine göre değişiyor. En yaygın belirtiler arasında iki haftadan uzun süren inatçı öksürük, ateş, gece terlemeleri ve kilo kaybı yer alıyor.
Avrupa ve Orta Asya'daki 53 ülkeyi kapsayan DSÖ Avrupa Bölgesi'nde insidans 2015'ten bu yana yüzde 39, ölüm sayısı ise yüzde 49 azaldı.
Ancak her iki rakam da DSÖ'nün "TB'yi Sona Erdirmek" stratejisinin 2025 için öngördüğü, sırasıyla yüzde 50 ve yüzde 75'lik hedeflerin gerisinde kalıyor.
Avrupa Birliği'nde ise vaka sayısı yüzde 33, ölüm sayısı yüzde 17 azaldı. Bu da 2030 hedeflerine ulaşmak için yeterli değil ve sağlık kurumlarının belirttiğine göre "önlenebilir binlerce yeni enfeksiyon ve ölüme yol açıyor".
2024'te bölgede yeni teşhis edilmiş 160 binden fazla TB vakası bildirildi. Oysa gerçek vaka sayısının 204 bin olduğu tahmin ediliyor. Bu da tahmini yeni ve nüks vakalarının yalnızca yüzde 79'unun kayıtlara geçtiği anlamına geliyor.
DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Hans Kluge'ye göre, teşhis edilemeyen vaka sayısı yalnızca tespitte bir başarısızlığa işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda hastaları daha erken tedavi etme, acıyı önleme ve daha fazla bulaşmayı engelleme fırsatının da kaçırılması anlamına geliyor.
“Hızlı tanıya, daha kısa, tamamen ağızdan alınan tedavi rejimlerine ve daha güçlü takip sistemlerine yatırım yaparak ülkeler daha fazla insana daha erken ulaşabilir, sonuçları iyileştirebilir ve bizi hedeflerimize yeniden yaklaştırabilir” diye ekledi.
Rapor, geç konan teşhisin, yalnızca tedaviyi zorlaştırarak enfekte kişiyi olumsuz etkilemekle kalmayıp başkalarına bulaşma riskini de artırdığını ortaya koydu.
Artan antibiyotik direnci
Rapora göre, ilaca dirençli TB Avrupa genelinde ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Yeni ve daha önce tedavi görmüş vakalarda çok ilaca dirençli tüberküloz oranları sırasıyla yüzde 23 ve yüzde 51 düzeyinde. Bu da küresel ortalamalar olan yüzde 3,2 ve yüzde 16'nın çok üzerinde.
Rapora göre, özellikle daha önce tedavi görmüş hastalar arasındaki yüksek ilaç direnci oranları dünya ortalamalarını belirgin biçimde aşıyor ve bulaşmanın halen sürdüğünü gösteriyor.
Dirençli olmayan TB'nin standart tedavisi, dört birinci basamak ilacın (izoniazid, rifampisin, etambutol ve pirazinamid) kullanıldığı altı aylık bir rejimden oluşuyor ve başarı oranları genellikle yüzde 85'in üzerinde.
Antibiyotiklere dirençli varyantlar ise daha fazla ilaçla daha uzun süren tedaviler gerektiriyor ve başarı oranları daha düşük oluyor.
Avrupa ülkelerinin çoğu, bildirilen vaka oranının 100 binde 10'un altında olduğu, yani düşük insidanslı ülkeler arasında yer alıyor; bu ülkelerde TB ağırlıklı olarak göçmenler, cezaevi mahkumları ve HIV koinfeksiyonu olan kişiler gibi kırılgan grupları etkiliyor.
Rapora katkıda bulunmayan Alman Merkezî Tüberkülozla Mücadele Komitesi'nden Ralf Otto-Knapp'a göre, Batı Avrupa'daki düşük vaka sayıları insanların dikkatini hastalıktan uzaklaştırıyor ve çok ilaca dirençli yeni tüberküloz vakalarıyla mücadeleyi zorlaştırıyor.
“Tedavi ve önleme hizmetlerini güçlendirerek, yeni ilaçlara kolay erişimi güvence altına alarak ve sınır ötesi işbirliğini teşvik ederek buna hazırlıklı olmalıyız,” diye ekledi.