Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

1957'den günümüze İngilizlerin sancılı AB hikayesi

1957'den günümüze İngilizlerin sancılı AB hikayesi
©  Arşiv
Metin boyutu Aa Aa

İngiltere ve Avrupa Birliği'nin Brexit yolculuğunda sona gelindi.

Başbakanlık koltuğunu Theresa May'den alan ve daha sonra erken genel seçimlerde Muhafazakar Parti'nin oyunu beklenmedik düzeyde arttırarak parlamentoda çoğunluğu ele geçiren Boris Johnson, Brexit'in 31 Ocak'ta gerçekleşmesini garantiledi.

Avrupa Parlamentosunun da Brexit anlaşmasını onaylaması ile cuma gecesi saat TSİ ile 02.00'de İngiltere resmi olarak AB üyeliğinden çıkacak ve geçiş süreci başlayacak.

Her ne kadar Brexit gerçekleşecekse de İngiltere bu geçiş süreci nedeniyle 31 Aralık 2020'ye kadar AB kurallarına uymaya devam edecek. Bu süre aslında son derece kritik çünkü taraflar en geç 8 ay içerisinde bir ticaret anlaşmasına varmak durumunda. Aksi halde 1 Ocak 2021'de İngiltere, AB için bu anlamda herhangi bir üçüncü ülke olacak ve dünya ticaret örgütü kuralları baz alınacak.

İlişkiler nereden nereye geldi?

İngiltere'nin Avrupa Birliği ile en başından bu yana inişli çıkışlı ve kararsız bir ilişkisi oldu. Üzerinde güneş batmayan imparatorluğun nostaljisini taşıyan İngilizler Avrupa'nın bir parçası olmak konusunda sorun görmeseler de Avrupalı ülkelerle her koşulda eşit olma fikrine bir türlü ısınamadılar.

Gelin İngilizlerin 1957'den bu yana Avrupa ile değişik ruh hallerine tanık olan çetrefilli ilişkisine yakından bakalım:

"Gerek yok kalsın"

Bugünkü Avrupa Birliği'nin temellerini oluşturan 1957 Roma Antlaşması'nı imzalamak ve ekonomik topluluğun bir üyesi olmak için Birleşik Krallık da davet edilmişti. Ancak Londra o dönem bunu kabul etmedi.

O yıllarda ada yönetimi, ABD ile olan ekonomik ilişkisine ve kendi sanayi gücüne aşırı güveniyordu. Bu sebeple 'gerek yok kalsın' tavrı takınıldı.

Fransa iki kez veto etti

Charles De Gaulle

Bu özgüven sadece dört yıl sürdü ve ekonomik topluluğun bir parçası olmanın gerekli olduğuna kanaat getiren İngilizler bu sefer de Fransa tarafından reddedildi.

Fransız lider Charles De Gaulle İngiltere ile Avrupa'nın ekonomik çıkarlarının uyuşmadığını ileri sürerek birkaç yıl arayla yapılan iki başvuruyu da veto etti.

De Gaulle'ün görevden ayrılmasıyla İngiltere'nin 1969 yılında yaptığı üçüncü başvuru kabul oldu ve ancak 1973'te topluluğun bir üyesi olabildi.

İngiltere kendini soyutladı

Ne var ki, İngiltere ekonomik topluluğun siyasi bir birliğe dönüşümü sırasında geçirilen önemli bazı entegrasyon aşamalarından kendini soyutlamayı tercih etti. Şengen ve Euro gibi oluşumlara katılmadı.

Dış politika veya çalışma ve sosyal güvenlik hakları gibi alanlarda birlikten bağımsız ve farklı hareket etmeyi tercih etti.

"Emin olamadık"

Brexit referandumu İngiltere'nin ilk ve tek üyelik referandumu değil. Adadaki ilk referandum onca çaba ile 1973'te üye olunduktan sadece iki yıl sonra 1975'te yapıldı ve halka "Kalalım mı çıkalım mı?" sorusu soruldu. O gün halkın yüzde 67'si kalma taraftarıydı.

"Tamam ama şartlarımız var"

Arşiv
Margaret ThatcherArşiv

1980'li yıllarda Margaret Thatcher da AB ile olan finansal ilişkiyi sorunlu gören siyasetçilerdendi.

Thatcher, bütçeden Fransa'ya ödenen tarımsal sübvansiyonların yüksek oranı nedeniyle İngiltere'nin bütçeye olan katkısının bir bölümünü her yıl geri almasını şart koştu ve bu talebi olumlu karşılandı.

"Bu ne münasebet?"

Thatcher her ne kadar 1986'da 'Tek Pazar'ı onaylayarak önemli bir hükümranlık alanını Brüksel'e teslim etmeyi kabul etmiş olsa da, dönemin Komisyon Başkanı Fransız Jacques Delors'un İngiliz sendikacılarıyla görüşüp onlara daha fazla sosyal hak ve güvence sözü vermesi taraflar arasındaki en ciddi krizlerden birine neden oldu.

"Katılmadan katılırız"

Thatcher'ın işçi hakları konusunda Brüksel'e 'hayır' demesi kendi siyasi kariyerini olumsuz etkiledi ve koltuğundan oldu. O dönemden bu yana İngiliz siyasetçilerinin önemli bir bölümünün AB ile yıldızı bir türlü barışmadı ve Thatcher'dan sonra yönetime gelen John Major, Maastricht Antlaşması müzakere edilirken bazı alanlarda İngiltere adına 'tercihli katılmama' maddesi koydurarak Brüksel ile Londra arasına kalıcı bir mesafe koydu.

Tony Blair

Ancak dediğimiz gibi inişli çıkışlı bir ilişkiydi ve AB ile iyi geçinen İngiliz siyasetçiler de oldu.

Bunların başında 1997'de göreve gelen ve Brüksel ile yakın ve verimli bir ilişki sürdüren İşçi Partili Tony Blair geliyor.

"Sevginin de bir sınırı var"

Ne var ki, Blair'in halefi Gordon Brown'un bir 'AB anayasası' fikrine karşı çıkması birliğin Lizbon Antlaşması ile yetinmesine neden oldu.

Antlaşma İngiliz parlamentosunda oylanmadan önce yapılan tartışmalar toplumdaki AB karşıtlığı rüzgarını güçlendirdi ve biriken baskı 2010'da koltuğa oturan David Cameron'ın omuzlarına çöktü.

"Severek ayrılıyoruz"

David Cameron

Bir dönem daha iktidarda kalabilmek adına yükselen aşırı sağ seçmeni merkeze çekmek isteyen Cameron seçim kampanyasında 'Brexit referandumu' sözü verdi. Seçimleri kazanınca da referandumu hayata geçirmek zorunda kaldı.

Cameron'ın İngiltere'nin AB'de kalması için kampanya yapsa da başarılı olamadı ve 2016'da İngilizler küçük bir farkla üyelikten çıkma kararı aldılar.

Referandum sonrası Brexit taraftarı referandum kampanyasında çeşitli veri skandalları gündeme geldi ve dış manüpilasyonlar olduğu tartışmaları yaşandı.

Ayrılık May'a kaldı

Brexit'i gerçekleştirme görevini üstlenmek istemeyen Cameron ise koltuğu Theresa May'e bıraktı. May kendisi de başlangıçta bir Brexit karşıtı olmasına rağmen "halkın kararını yerine getirmekten daha önemli bir görev olamaz" söylemiyle göreve talip oldu ve koltuğu oturdu.

May'in 'halkın verdiği karara saygı gösteren ve onu uygulama cesareti olan bir lider figürü' mü olduğu yoksa 'önüne gelen kariyer fırsatını değerlendirmiş ve başarılı olma isteği her şeyin önüne geçmiş bir siyasetçi' mi olduğu konusu uzun süre tartışıldı.

Theresa May

May parlamentodaki gücünü arttırmak için erken genel seçimlere gitti ancak istediğini alamadı ve partisinin sandalye sayısı azaldı. Bu durum birkaç yıl sonra Brüksel ile vardığı anlaşmaların reddedilmesine ve birçok en önemli anlarda meclisin kilitlenmesine yol açtı.

İngiliz parlamenterler, iki yıl süren müzakerelerin ardından ortaya çıkan Brexit anlaşmasını iki defa reddedip üç defa uzatma talep etti ve anlaşmasız ayrılığı da istemedikleri için ipler pek çok anlamda Brüksel'in eline geçti.

Theresa May gerekli desteği bulamadığı için aynı anlaşmayı üçüncü kez parlamentoya sunamadı ve kabinesinde önemli istifalar yaşandı. Bunlardan biri de Brexit'in mimarlarından eski Londra Belediye Başkanı ve referandum sonrası Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Boris Johnson'dı.

"Brexit'i halledelim gerisine bakarız"

Johnson önce parti içi muhalefet ile liderliği May'in elinden aldı ardından da ilişkilerde Brüksel lehine bozulan dengeyi rest çekerek ve 'siz de çok zarar görürsünüz' tavrı ile yeniden kurguladı. Bir daha müzakereye açılmaz denilen anlaşmada tartışmalı 'tedbir maddesi' ile ilgili bazı değişiklikler yaptırabildiyse de parlamentodaki durum nedeniyle anlaşmayı onaylatamadı.

Parlamentoda oluşan kilidi muhaliflerin ikinci Brexit referandumu ile aşmak için bastırırken Johnson tüm kozlarını genel seçim ile aşma seçeneği için kullandı. Başta seçime karşı olan muhalefet ise zaman daraldığı için Johnson'ın önerisini kabul etti.

AFP
Boris JohnsonAFP

Eğer muhalefet seçimlerden galip çıkmış olsaydı ikinci referandumun sonucunun AB üyesi olarak kalma şansı oldukça yüksekti. Daha da ötesi örneğin eğer Liberaller yeterince güçlenseydi referanduma gidilmeden hükümet eliyle 50. maddeyi işletme talebinin geri çekilmesi yani Brexit'in iptal edilmesi söz konusu olacaktı.

Ancak bunlar olmadı çünkü anlaşmasız Brexit isteyen 'Brexit Partisi'nin kurucusu ve yine Brexit'in önde gelen mimarlarından popülist sağ siyasetçi Nigel Farage, Muhafazakar Parti'nin güçlü olduğu yerlerde oyların bölünmemesi için seçim bölgelerinde Johnson lehine çekilme kararı aldı. Farage ve ekibi Johnson'ın anlaşmasını beğenmese de ülkedeki sağ siyasetin önceliği 'Brexit'i halletmek' (Get Brexit Done) haline geldi ve farklılıklar kenara bırakıldı.

Johnson'ın mecliste çoğunluğu ele geçirmesi ile Brexit anlaşması hiçbir engele takılmadan onaylandı.

Neler olacak?

Birleşik Krallık bayrakları tüm AB kurumlarından çıkartılacak, İngiliz vatandaşı tüm AB kurumu çalışanları da kademeli olarak geçiş süresi içerisinde görevini bırakacak. İngiliz parlamenterlerin koltukları ise şimdilik boş kalacak ve bir sonraki AP seçimlerine kadar diğer ülkelere dağıtılmayacak.

Bundan sonra dikkatler Brexit sonrası taraflar arasında neler olacağında.