Euronews is no longer accessible on Internet Explorer. This browser is not updated by Microsoft and does not support the last technical evolutions. We encourage you to use another browser, such as Edge, Safari, Google Chrome or Mozilla Firefox.

Son Dakika

Son Dakika

Herkesin aklındaki soru: İstanbul ve Ankara Erdoğan'a rağmen yönetilebilir mi?

Herkesin aklındaki soru: İstanbul ve Ankara Erdoğan'a rağmen yönetilebilir mi?
Metin boyutu Aa Aa

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan 27 Mart akşamı ATV-Ahaber ortak canlı yayınındaki konuşmasında "Merkezi yönetim ile uyum içerisinde olmayanlar yarın orada iflaslarını ilan edecek. Alsalar da yürütemeyecekler. Bütün belediyelerin şu anda borçları hepsi elimizde mevcut..” ifadelerini kullanmıştı.

YSK'nın geçici sonuçları açıklamasıyla birlikte, itiraz süreci sonrasında sonuçlar değişmez ise, akıllardaki soru İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerin yönetiminin cumhurbaşkanının ve partisinin zıt iradesine rağmen verimli şekilde yönetilip yönetilemeyeceği.

Erdoğan uzlaşmak istemezse veya Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş uyum göstermezse bu iki büyük şehir kendi olanakları ile iyi şekilde yönetilebilir mi? Türkiye'de belediyeler ile hükümetler arasında nasıl bir idari ilişki var?

Bu sorunun cevabı her ülkede farklı olmakla birlikte Türkiye'de yerel idareler bazı bakımlardan son derece özerk bazı bakımlardan ise iktidara göbekten bağlı.

İstanbul ve Ankara belediyelerinin bütçeleri ve borçları

Erdoğan'ın ilk olarak bütçe ve borçlarına değindiği belediyeleri mali durumları üzerinden kontrol altında tutmak isteyebileceği anlaşılıyor.

İETT ve İSKİ bütçeleri ile birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) yalnızca 2019 bütçesi bile 34 milyar 800 milyon lira. İBB bünyesinde toplam 28 şirket bulunuyor ve resmi verilere göre bu şirketlerin toplam cirosu da 11 milyar 300 milyon lira. Borçlara baktığımızda ise Hazal Ocak'ın Cumhuriyet'teki haberine göre İBB’nin toplam borcu 22 milyar lira. 2014 seçimlerinde bu borç 6 milyar liraydı.

Ankara Belediyesi’nin bütçesi ASKİ ve EGO bütçeleri ile birlikte toplam 14 milyar lira. Ankara Belediyesi'nde de 15 şirket bulunuyor ve sadece Ankara Belediyesi tek başına Türkiye'nin 7 bakanlığının toplam bütçesinden fazla bir bütçeye hükmediyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre ise Ankara'nın 243 milyon TL borcu bulunuyor.

Derebeylerin baskısına karşı kurulmuştu

Antik çağda 'site'ler, Antik Yunan'da 'polis' denilen kent devletleri ve Roma İmparatorluğu'nda 'municipe'ler yerel yönetimlerin ilk uygulamaları olarak kabul edilse de günümüz özerk belediyeciliğinin temeli 12. Yüzyıl Avrupasına dayanıyor.

Bu anlamdaki ilk yerel yönetimler derebeylerin baskısına karşı haklarını ve çıkarların korumak isteyen kentliler tarafından esnaf, zanaatkar ve tüccarların Lonca örgütleri eliyle kuruldu.

Merkezi yönetim karşısında belli bir bölgenin mali-yönetsel özerkliğini elde edip güçlenmesiyle ortaya çıkan ve 12.yüzyıldan bu yana devamlı daha fazla özerklik ve yönetim kabiliyeti elde eden bu örgütler kendi geleneklerini oluşturdu. Hatta birçoğunun kendi bayrağı dahi bulunuyor.

Türkiye'de batılı anlamda yerel yönetimlerin kurulması 20. Yüzyılın başında görüldü.

Bu açıdan Türkiye'deki belediyelerin Batılı toplumlarda olduğu gibi uzun, zengin ve köklü bir özerk geleneğe ve geçmişe sahip olduğunu ileri sürmek zor.

Ülkenin bölünmez bütünlüğü ve özerklik

Türkiye'de günümüzde şehirlerin ve ilçelerin temizlik, aydınlatma, elektrik, su, ulaşım ve kanalizasyon gibi ortak ihtiyaçlarını ve hizmetlerini gören tüzel kişiliklere belediye deniyor ve bu bakımdan belediyelerin anlamı ve işlevi Avrupa'daki kökeninden daha dar bir çerçevede ele alınıyor.

Cumhuriyetin ilanından bu yana "ülkenin birliği ve bölünmez bütünlüğü tehlikeye girebilir" düşüncesi yerel yönetimlere idari ve mali anlamda daha fazla özerklik verilmemesinde ana etken oldu.

Cumhuriyet'in kuruluşundan günümüze

Cumhuriyet döneminde ilk düzenleme köylerle ilgili oldu ve bugün hala yürürlükte olan 442 sayılı Köy Kanunu 1924 yılında kabul edildi. Köyler, Osmanlı Devletinden bu yana bağımsız birimler olarak idari sistemde yer aldı.

1930 yılına gelindiğinde 1580 sayılı Belediye Kanunu'nda önemli bir değişiklik yapıldı ve nüfusu 2 bini geçen yerlerde belediye kurulabilmesinin önü açıldı. 1984'te de 3030 sayılı kanun ile Büyükşehir Belediyeleri kuruldu ve takip eden düzenlemeler ile belediye gelirlerinde artış öngören yasal değişiklikler yapıldı.

Günümüzde belediyelerin tabi olduğu yasa 2005 yılında kabul edilen 5393 sayılı Belediye Yasası. 2004, 2005 ve 2012 yıllarında da il özel idareleri, belediyeler ve büyükşehir belediyeleri alanında bazı düzenlemeler yenilendi ve bir takım reformlar ile bazı kamu hizmetlerinin yerel yönetimlere devredilerek daha etkin ve verimli hizmet sunumunun sağlanması amaçlandı. Ne var ki uygulamada merkezi yapının etkisi idari ve mali açıdan hissedilmeye devam etti.

Cumhurbaşkanlığı sistemi ile merkezin gücü arttırıldı

Son olarak 24 Haziran 2018 seçimleri sonrası 'cumhurbaşkanlığı sistemi' için gerekli olduğu belirtilen 71 maddelik torba kanun meclisten geçirildi. Maddeler arasında iki tanesi Erdoğan'ın elini oldukça güçlendiriyor.

İstenilen belediyeye istenildiği ölçüde kaynak aktarma gücü

İlki Cumhurbaşkanı’na Strateji ve Bütçe Başkanlığı vasıtasıyla istediği belediyeye kaynak aktarma yetkisini verdi.

(MADDE 48- Madde ile, belediyelerin gördükleri hizmetler itibarıyla gerçekleştirilmesinde fayda görülen yatırım projelerinin desteklenmesi ve belediyelerin ihtiyaç duyduğu yatırım nitelikli projelerin gerçekleştirilmesi için Strateji ve Bütçe Başkanlığı bütçesine belediyelere yardım ödeneği konulması öngörülmektedir.)

İller bankasının vereceği borçları belirleme gücü

İkincisi ise İller Bankası’nın yapısını değiştiriyor ve bankanın kaynaklarını istediği belediye için kullanmasını önleyen kısıtlamayı kaldırıldı ve belediyelerin bankadan borç alması bir bakıma cumhurbaşkanının iradesine bağlandı.

(MADDE 58- Madde ile, İller Bankasının safi karının yüzde ellibirinin, nüfus ve altyapı sektörü kıstası olmadan yerel yönetimlerin kentsel dönüşüm, altyapı ve üstyapı projelerinin finansmanında hibe ve gerektiğinde faiz desteği şeklinde kullanılabilmesi, Banka aktif büyüklüğü ve kredi hacminin artması neticesinde özellikle kentsel dönüşüm projelerine hız kazandırılması ve Bankanın gelir temin etmesi amacıyla yurtiçi ve yurtdışında doğrudan veya ortaklıklar aracılığıyla projeler geliştirmesi amaçlanmaktadır.)

17 Ocak 2019'da yürürlüğe giren bu yasalar her iki büyük şehri de zorlayacak. Örneğin İller Bankası'na Ankara’nın 270, İstanbul’un ise 458 milyon lira borcu bulunuyor.

Kısaca her iki belediyenin de büyük gelirleri olmasına rağmen aynı şekilde ciddi miktarda yerli ve yabancı bankalara borçları bulunuyor. Bununla birlikte verilmiş olan ihaleler, başlanmış olan mega projeler gibi bazı taahhütler de yeni başkanların işini zorlaştıracak.

Anayasa ne diyor?

Anayasanın 127. maddesinde, ‘‘Mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, yine kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir." deniyor ve şöyle devam ediyor:

"Merkezî idare, mahalli idareler üzerinde, yerel hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idarî vesayet yetkisine sahiptir.’’

Mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması için belediyeler yeterli mali kaynağa sahip olması gerekiyor. Bu nedenle anayasada, yerel yönetimlere "görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır" hükmü bulunuyor.

'İdari vesayet' yetkisi ne anlama geliyor?

Dünyadaki bütün ülkelerde merkezi yönetimin, yerel yönetimler üzerinde belirli bir denetim yetkisi bulunuyor. Türkiye'de bu denetim yetkisine 'idari vesayet' deniliyor.

Ancak 'idari vesayet' anayasal bir kavram ve aslında merkezi yönetimle yerel yönetim arasında bir ast-üst ilişkisini kast etmiyor. Daha net bir şekilde söylemek gerekirse her iki idari yönetim de seçimle iş başına geldiği için merkezi makamlar yerel yönetimlerin hiyerarşik olarak üstü değil.

İdari vesayet denetimi teorik ve yasal temelini, 1982 anaysasının 123. maddesinde yer alan “idarenin bütünlüğü” ilkesinden alıyor. Bu maddede "İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür" yazıyor ve kamu yönetimi bünyesindeki tüm kuruluşların belirli bir uyum ve ahenk içerisinde çalışması gerekli kılınıyor.

İdari denetimler sırasında yerel yönetimlerin özerkliğini etkisiz hale getierecek ve yerel yöneticilerin girişimciliğini önleyecek, kamu hizmetlerini verimsizleştirecek adımlardan kaçınılması gerekiyor ve bunun için idari vesayet, özerklik ve demokrasi arasında denge oluşturulması çok önemli hale geliyor zira idari vesayet ile özerklik ters orantılı işliyor.

Merkez ile yerel arasında siyasi rekabet

Neredeyse her ülkede hükümetler, kendilerinden olmayan yerel yönetimleri rakip siyasi kuruluşlar olarak görme eğiliminde olduğu için bu belediye örgütlenmelerinin güçlenmemesi adına bir takım engellemelerde bulunmaları görülmemiş bir durum değil.

Hizmetlerin finansmanı için gereken kaynağı elinde bulunduran merkezi yönetim bunu önemli bir güç olarak kullanıyor. Dolayısıyla belediyeler mali destek alabilmek için istemeyerek de olsa farklı politik eğilimler ve uygulamalr içine girmek zorunda kalabiliyor. Bu nedenle mali gücün merkezde olması idari vesayet denetimini kimi koşul ve zamanlarda 'siyasi vesayet'e dönüştürebiliyor.

Cumhurbaşkanı belediye başkanlarını görevden alabilir mi?

“Belediye başkanlarının görevden uzaklaştırma” yetkisini düzenleyen 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47. maddesinde "Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir." deniyor.

Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesinin ardından yürütme yetkisinin de Cumhurbaşkanıında olması sebebi ile Anayasa’nın 104. Maddesine (Yürütme yetkisi cumhurbaşkanına aittir) dayanılarak yürütme yetkisini elinde tutan cumhurbaşkanının kendisinin tayin ettiği İçişleri Bakanı’nın yetkisine de haiz olduğu dolayısıyla belediye başkanının görevden alınması ile ilgili yetkinin doğrudan Cumhurbaşkanı’na bırakılmasında anayasa açısından da sorun oluşturmadığı ileri sürülebilir. Ancak bununla ilgili henüz bir yasal değişiklik yapılmış değil.

Türkiye'nin belediyecilik modeli de işleri zorlaştırıyor

Dünyada temel olarak üç farklı modern belediyecilik modeli bulunuyor: Temsilcilik, Ortaklık ve Tam Özerklik.

Temsilcilik modelinde yerel yönetimin rolü tamamen merkez tarafından belirleniyor ve belediyenin görevi merkezin belirlediği politikaları etkin bir şekilde yürütmekten ibaret sayılıyor. Burada siyasi bir hiyerarşi ve ast-üst ilişkisi mevcur.

Ortaklık modelinde yerel yönetimler kamu hizmetlerinin halka sunulmasında merkezin birer 'ortağı' kabul ediliyor ve yerel yönetimlerin bu modelde kendi kararlarını alma ve politikalarını uygulama noktasında daha özerk bir hareket alanı olsa da merkezin yerel üzerindeki hakim konumu devam ediyor.

Tam Özerklik modeli'nde ise mali ve idari bakımdan son derece geniş yetkilere sahip olan belediyeler sadece denetim noktasında merkeze tabi oluyor. Bu modelde dahi genel bütçelendirme noktasında merkezin etkisi hissediliyor.

Bu bakımlardan Türkiye'nin temsilcilik modeli ile ortaklık modeli arasında bir konumda olduğu söylenebilir. Bu da büyükşehir gibi yerlerin merkez ile uyum içerisinde olmadan yönetimini hayli zor kılan bir pozisyon doğuruyor.

WhatsApp'ta ücretsiz bültenimize abone olun, Türkiye ve dünya gündeminden seçtiğimiz haberler her gün telefonunuza gelsin! Abone olmak için tıklayın