Son Dakika

Analiz: Putin-Erdoğan zirvesi sonrası tarafların pozisyonları değişti mi?

Analiz: Putin-Erdoğan zirvesi sonrası tarafların pozisyonları değişti mi?
Telif hakkı
Handout / TURKISH PRESIDENCY PRESS OFFICE / AFP
Metin boyutu Aa Aa

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Moskova’da Suriye ana gündem maddesiyle gerçekleştirdikleri kritik görüşme, sahadaki iki ortağın önümüzdeki dönemde politikalarının ve pozisyonlarının ne oranda örtüşeceği sorusunu gündeme taşıdı.

Suriye ordusunun son dönemde operasyonlarını yoğunlaştırdığı ve muhaliflerin büyük bölümde hakimiyeti ele geçirdiği İdlib vilayeti ve Türkiye ile ABD’nin Fırat’ın doğusunda kuracağı güvenli bölge konusunda Rusya’nın yaklaşımı, görüşmelerin ana omurgasını oluşturdu.

İki lider, İdlib’de ek tedbirler alacaklarını açıklasalar da, tarafların bölgede gözeteceği birçok denge söz konusu.

Türkiye’nin pozisyonunu ortak basın açıklamasında net bir şekilde belirten Erdoğan, Mayıs ayından beri 500’ü aşkın sivilin hayatını kaybettiğinden, Türkiye’nin sınırlarına dönük göç tehlikesinden söz ederken, Putin de sınırların güvenliğini sağlamada Türkiye’nin meşru hakkını kabul ederek, Türkiye’nin güney sınırlarında güvenlik bölgesi oluşturulmasını Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından olumlu bir adım olarak gördüğünü kaydetti.

Euronews Türkçe’ye konuşan Medya Günlüğü yazarı ve Rusya uzmanı Aydın Sezer, tarafların halen pozisyonlarını koruduğu görüşünde.

“Cuma günü Putin-Erdoğan arasında gerçekleşen telefon görüşmesinde İdlib konusunda taraflar arasında tatmin edici bir uzlaşıya varılamamış olmalı ki, Türkiye’den katılımcı tek bir savunma sanayi şirketinin olmadığı bir fuara (Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı, MAKS-2018) Erdoğan plansız bir ziyaret gerçekleştirmeye karar verdi,” diyor Sezer.

Savunma sanayiide de iş birliği derinleşebilir

Sezer’e göre, gündemde İdlib meselesi varken silah fuarında Erdoğan’ın özellikle Su-35 ve 57 uçaklarıyla ilgili görüntü vermesi, Türkiye’nin savunma sanayii alanında Rusya ile S-400 füze savunma sistemine ilaveten daha ileri düzeyde ve köklü bir işbirliğine hazır olduğu mesajını veriyor.

Sezer, “Ziyaret İdlib bağlantılı olduğu için, Erdoğan’ın İdlib sorununu ötelemek, İdlib’le ilgili istediklerini alabilmek için savunma alanındaki işbirliğini mi gündeme getirdiği, yoksa bunun ilişkilerde ayrı bir başlık mı olduğu halen soru işareti,” diye not düşüyor.

Ancak Sezer’e göre, Rusya, İdlib’le ilgili politikasını savunma sanayi alanındaki işbirliğine bağlı olarak değiştirebilecek bir ülke değil; zira S-400 alımına rağmen halen İdlib’de Türkiye’nin gözetleme kulelerine yönelik saldırılar ve konvoyunun bombalanması, Rusya’nın bu iki konuyu ayrı ele aldığının bir göstergesi.

“Türkiye’nin önce İdlib, ardından da Suriye politikası değişmedikçe, riskler devam edecek. Zira sahadaki gelişmeler sekizinci ve dokuzuncu gözlem noktaları açısından aleyhimize cereyan ediyor,” diyen Sezer, İdlib’de rejimin ve Rusya’nın teröristlere yönelik saldırıları şiddetlendikçe Türkiye’nin en azından teknik düzeyde Esad’la görüşmelerine önümüzdeki 3-5 aylık süreç zarfında ağırlık verebileceğini öngörüyor.

“Gözlem noktaları esasında Esad’la silahlı muhalefet arasındaki çatışmaları engellemek amacıyla kurulmuştu. Dolayısıyla rejimin şu anda o noktalara dek ulaşması, gözlem noktalarının bulunma gerekçesini ortadan kaldırıyor,” diye ekliyor Sezer.

“Türkiye’nin önce İdlib, ardından da Suriye politikası değişmedikçe, riskler devam edecek."
Aydın Sezer
Rusya uzmanı

İdlib'e yönelik olarak rejim güçlerinin Rus hava desteğiyle operasyonları şiddetlenince, Suriye rejiminin Türkiye-Rusya-İran öncülüğündeki Soçi mutabakatına riayet etmesi yönünde baskı uygulanması, bunun da Moskova kanalıyla gerçekleştirilmesi yönünde Ankara'dan birçok çağrı gelmişti.

Kapalı kapılar arkasında farklı dinamikler mi devrede?

Dr. Kerim Has

Ancak, Moskova'da yerleşik Rusya uzmanı Dr. Kerim Has, basın toplantısında hem Putin hem de Erdoğan’ın İdlib’de pozisyonlarını korudukları izlenimi veren ifadeler kullanmalarına rağmen, kapalı kapılar arkasında konuşulanın ve üzerinde uzlaşıya varılanın, bu izlenimden farklı olduğunu düşünüyor, zira sahada mevcut gerçeklere dikkat çekiyor:

“Han Şeyhun geçen hafta rejimin kontrolüne geçti. Türk askeri ile rejim güçleri arasında çatışma çıkmasın diye İdlib’deki 9 no’lu Türk gözlem noktasının etrafı Rus askeri polisi tarafından çevrelendi. Yani bir anlamda, Türk askeri gözlem noktası, kurulan ‘tampon bölgeyle’ Rus askerinin gözetimi ve koruması altına alındı.”

Türkiye'nin İdlib'de 12 tane gözlem noktası var ve halihazırda yaşanan çatışmalarda bunlardan ikisi - 8 ve 9 nolu gözlem noktaları- risk altında bulunuyor.

Dr. Has’a göre, Türk askerinin bu gözlem noktasında kalmaya devam etmesi tuhaf ve anlamsız olur, zira kaldığı takdirde ‘rejimi rejimden koruma’ gibi bir görev icra etmiş olacak.

“Şu anda mantıklı olan, Türk askerinin bir an önce bu bölgeden Rusya’nın aracılığı, yardımı veya eskortluğuyla çıkarılması olacaktır ki fazla bir süre geçmeden bunun gerçekleşeceği kanaatindeyim.”

"Şu anda mantıklı olan, Türk askerinin bir an önce bu bölgeden Rusya’nın aracılığı, yardımı veya eskortluğuyla çıkarılması."
Dr. Kerim Has
Rusya uzmanı

Has, Moskova'nın İdlib'de adım adım ilerleme stratejisinin başından beri yürürlükte olduğu ve devam edeceği kanısında. Önümüzdeki dönemde, İdlib’de tedrici bir şekilde Rusya desteğindeki Suriye rejim ordusunun ilerleyişini sürdürmesini pek muhtemel gören Has, rejim ilerledikçe bölgedeki radikal grupların coğrafi olarak Türkiye sınırına doğru ötelenirken, Türk askeri gözlem noktalarının da peyderpey boşaltılmak zorunda kalacağını vurguluyor.

Buna ek olarak, Eylül ortalarında Türkiye'de İran cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin de katılımıyla yapılacak Astana üçlüsü zirvesini müteakip Suriye anayasa komitesinin de Cenevre’de çalışmalarına başlaması bekleniyor.

Moskova "İdlib kartını" mı öne sürüyor?

Has’a göre; Moskova açısından birinci öncelik, Ankara'nın Şam'la ilişkilerini normalleştirip Fırat’ın doğusunda ABD'yle bağlarını koparması; Kürt meselesini ise müzakereler yoluyla çözmek. Ancak, Rusya tarafının, günün sonunda, bu mutabakatın, Irak'takine benzer şekilde, Suriye'de de ABD koruyuculuğunda ve Ankara'nın kendi elleriyle inşa edeceği geniş çaplı bir Kürt otonomisine yol açabileceği kaygısını taşıdığını düşünüyor.

“Türkiye'nin Fırat'ın doğusuna girmesi Rusya'nın öncelikle istediği bir şey değil. Ama ne ABD bölgeden çıkıyor ne de Kürtler Şam'la anlaşabiliyor. O halde, Türkiye'nin tek taraflı kararla Fırat'ın doğusuna girerek ABD'yle güvenlik krizini derinleştirmesi Rusya'nın işine gelir,” diyor Has.

Has, Ankara’nın Washington’la uzlaşma yolunu araması karşısında Moskova’nın İdlib kartını devreye soktuğunu düşünüyor.

“Ankara, mevcut Suriye politikasını devam ettirdikçe, hem Fırat’ın batısında kalabilmek için cihatçı/radikal tehdidi kendi üstüne daha fazla çekecek ve üstüne Moskova’ya yeni tavizler verecek hem de Fırat’ın doğusunda ABD'nin Kürtlere sağladığı güvenlik şemsiyesi altında ama bizzat kendi elleriyle geniş çaplı Kürt otonomisinin kurulmasına yardımcı olacak,” diyor Has ve ekliyor:

“Bu süreçte, Moskova’ya verilebilecek tavizler arasında ise S-400’ler sonrası, yine askeri ihtiyaçtan değil de siyasi gerekçelerle, Türkiye’nin Rusya’dan Su-30 serisi uçaklar başta olmak üzere, yeni Rus silahları ve askeri ekipman alımı gibi hususlar ön plana çıkıyor. Moskova’daki MAKS-2019 fuarında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rus lider Putin’in bu konuda bir çeşit ön mutabakata varmış olma ihtimalleri hayli yüksek."

İki ülke halen Astana sürecine bağlı

Marmara Üniversitesi’nden Rusya-Türkiye ilişkileri uzmanı Dr. Emre Erşen ise, İdlib’deki son gelişmeler Türkiye-Rusya arasında büyük bir anlaşmazlık yaratmış gibi görünse de, iki ülkenin halen Astana sürecine bağlı olduğunu ileri sürüyor.

Rusya-Türkiye ilişkileri uzmanı Dr. Emre Erşen

Astana sürecinin garantörleri olan Türkiye, Rusya ve İran, Mayıs 2017'de yaptıkları toplantıda, muhaliflerin kalesi olarak bilinen İdlib ili ve çevresini Gerginliği Azaltma Bölgesi ilan etmişti. Ancak rejimin Astana mutabakatına rağmen bölgeye gerçekleştirdiği saldırılarda, hastane, okul gibi birçok sivil yerleşim yeri hedef olmakta.

Euronews Türkçe’ye konuşan Erşen, “Türkiye-ABD arasındaki görüşmelerin Moskova açısından önemli olduğunu, keza Türkiye ile Astana sürecini başlatmanın ana hedeflerinden birinin Ankara-Washington arası ayrışma yaratmak olduğunu” belirtiyor.

"İdlib'deki son gelişmelere rağmen Moskova ve Ankara halen Astana sürecine bağlı."
Dr. Emre Erşen
Marmara Üniversitesi

Erşen’e göre, bu aşamada Rusya Ankara ile olan stratejik ortaklığını tehlikeye atmak ve Türkiye’yi Suriye’de ABD’nin yörüngesine itmek istemeyecektir.

Rusya’dan kısa süre önce S-400 hava savunma sistemi satın alan Ankara’ya, Sukhoi SU-57 savaş uçaklarının satışı için de Moskova’dan teklif sunulmuştu.

Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.