Son Dakika

Türkiye Pakistanlaşma sürecine mi giriyor?

Euronews logo
Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye 22 Ekim tarihinde imzaladığı Soçi Mutabakatı'nda belirtildiği şekilde, Tel Abyad ve Resulayn hattında 32 km derinlikte tesis edilecek “Güvenli Bölge” ile istediğini almış görünse de, Suriye’nin siyasi birliği konusunda Rusya ile aynı noktaya gelerek, rejiminin meşruluğunu kabul etmiş oldu.

Günün sonunda Esad yönetiminin meşruluğunun kabul edilmesi, başlangıçta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile birlikte yürütülen Eğit-Donat faaliyetleri ile rejim değişimi için teşkil edilen silahlı grupları işlevsiz hale getirdi.

Hatta Soçi Mutabakatı'nın ikinci maddesine göre; “Terörizmin tüm şekil ve tezahürleriyle mücadele etme ve Suriye topraklarındaki ayrılıkçı gündemleri boşa çıkarma yönündeki kararlılıklarını vurgularlar” hükmüyle de Türkiye, bir anlamda bu grupları etkisiz hale getirme veya ehlileştirme görevini üstlenmiş oldu. Zira, Soçi Mutabakatı'nın geneline egemen olan hava ile bu madde beraber değerlendirildiğinde, Suriye’nin toprak bütünlüğüne aykırı bir tutum takınmadıkça, halen Rusya tarafından terör örgütü olarak tanınmayan YPG, bu maddenin kapsamı dışında kalıyor.

Ancak ABD’nin 27 Ekim’de IŞİD lideri Bağdadi’yi Türkiye sınırına çok yakın bir bölgede öldürdüğünü açıklaması ile dikkatlerin tekrar üzerine çevrildiği İdlib bölgesindeki cihatçı gruplar ve Suriye Milli Ordusu bu maddenin kapsamına giriyor. Peki, bu koşullar altında Türkiye daha önce Pakistan’ın Afganistan’da yaşadığı benzer bir süreci yaşama tehlikesi ile karşı karşıya mı kalacak? Pakistanlaşma olarak adlandırılan bu süreç Türkiye’nin yakın geleceğinde yeni bir güvenlik problemi mi olacak?

Pakistan ve Türkiye benzer süreçleri yaşıyor

Pakistanlaşma denilen süreç, Sovyetlerin 1979 yılında Afganistan’ı işgali ile başladı. Sovyetler 1978 yılında imzalanan Sovyet-Afgan dostluk, iyi komşuluk ve iş birliği anlaşmasının 4’üncü maddesine dayanarak Afgan hükumetinin isteği üzerine (Suriye ile benzer bir durum) bölgeye asker gönderdi. 3 milyon Afganlı komünizm tehlikesinden kaçarak Pakistan’a sığındı. Yaşanan gelişmeleri kendisi açısından tehlike olarak değerlendiren Pakistan yönetimi, Suudi Arabistan ve Amerika’nın da desteğiyle Afganistan’daki cihadist grupları Sovyetlere karşı örgütledi. Sovyet işgalinin sona ermesi ile birlikte silahlı cihadist gruplar Pakistan topraklarında terör faaliyetleri içerisine girdiler. Pakistan’ın yaşadığı süreç bu yönüyle Türkiye’nin Suriye’de içerisinde bulunduğu durum ile benzerlik arz ediyor.

Barış Pınarı Harekâtı başladıktan sonra, ABD ile mutabık kalınan ateşkes koşulları ve Rusya ile imzalanan Soçi Muhtırası maddelerinin birbirleriyle uyumu, ABD’nin Suriye petrol bölgeleri hariç Suriye’den çekilecek olması, ABD ve Rusya arasında Suriye’nin geleceği ve Türkiye’nin rolü konularında yakın bir koordinasyonun varlığına işaret ediyor. Anlaşıldığı kadarıyla ABD’nin de rıza göstermesi ile Rusya bu saatten sonra Suriye’nin kaderinin belirlenmesinde esas güç merkezi haline geldi.

İlk defa ocak ayında Putin tarafından gündeme getirilen ve İran tarafından da desteklenen Adana Mutabakatı, Soçi Mutabakatı ile yeniden hayat buldu. Adana Mutabakatı, Rusya’nın arabuluculuğunda terörle mücadelede Türkiye ve Suriye arasında yeniden iş birliğinin önünü açtı. Ancak, Adana Mutabakatı kapsam olarak PKK terör örgütünün Suriye’deki faaliyetlerinin engellenmesini içeriyor. Bu durumda Rusya ve Suriye’nin YPG’yi terör örgütü olarak tanımadığı, YPG’nin Türkiye sınırından itibaren 35 km güneye ineceği hususları dikkate alındığında, güvenli bölge dışında sınırın 10 km derinliğinde yapılacak devriye faaliyetleri kime karşı icra edilecek? Hangi oluşumlar terör örgütü olarak değerlendirilecek? Öncelikli olarak bu konular üzerinde fikir birliğine varılması, sahadaki faaliyetlerin çerçevesini belirleyecek.

Türkiye silahlı grupların rejim için tehlike olmaktan çıkarılması sorumluğunu kabul etmiş görünüyor

Soçi Mutabakatına egemen olan genel dil ve Suriye’de ana aktör olan Rusya’nın yaklaşımı doğrultusunda Esad rejimine muhalif olan her türlü silahlı cihadist ve selefi grupların terör torbasına dahil olacağını söyleyebiliriz. Barış Pınarı Harekâtı sonrasında sahada oluşan fiili durum, söz konusu cihadist terör gruplarının bir noktada toplanacağına işaret ediyor. Türkiye açıkça kabul ettiğini deklare etmese de, kendi silahlandırdığı ve Esad rejimini devirmek için kullandığı silahlı grupların rejim için tehlike olmaktan çıkarılması sorumluğunu kabul etmiş görünüyor.

Güvenli Bölge ilanı ile iç politika açısından eli rahatlayan Türkiye için bu grupların Güvenli Bölgede toplanması, şu aşamada kamuoyu açısından bir sorun teşkil etmeyecektir. Zaten harekât esnasında ABD Başkanı Trump’ın bundan sonra IŞID ile Türkiye mücadele edecek söylemleri, bu düşüncenin başlangıçtan itibaren ABD tarafından da desteklendiğini gösteriyor. İŞİD lideri Bağdadi’nin Türkiye sınırına çok yakın bir noktada öldürülmüş olması, bu saatten sonra fiilen Türkiye’yi cihadist gruplara karşı daha sert fiili önlemler almaya itecektir.

Cihadist gruplar güvenli bölgede toplanacak

Putin Erdoğan görüşmesi esnasında Esad’ın komutanları ile birlikte İdlib kırsalında görüntü vermesi ve Türkiye’yi suçlayan açıklamalarda bulunması, yakın zamanda başlayacak İdlib’e yapılacak bir operasyonun ilk işaretleri olarak değerlendirilebilir. Harekât sonrasında İdlib’den çıkarılacak cihadist silahlı gruplar, güneyde petrol bölgelerinden kuzeye sürülecek diğer cihadist gruplarla birlikte, çoğunluğu Arap kökenli insanların yaşadığı güvenli bölgeye yönlendirilecektir.

Günün sonunda Güvenli Bölge, Suriye’de siyasi birlikteliğinin tekrar sağlanması için sorun çıkarabilecek unsurlar için bir toplanma mahalli olacaktır. Bir nevi Türkiye 2011 yılından itibaren ABD ile birlikte yürürlüğe koyduğu Eğit-Donat faaliyetlerinin tek sorumlusu olarak bütün yükü yüklenen ülke olacaktır.

Ancak bundan daha da vahimi, Rusya ve Suriye’nin talebi doğrultusunda Türkiye’nin Suriye’yi terk etmesinin istenmesi ve grupların Suriye’den Türkiye’ye geçmesi halidir. Bu koşulların gerçekleşmesi durumunda Türkiye için Pakistanlaşma süreci başlayacak ve Türkiye belki de uzun yıllar sürecek yeni bir terör belası ile mücadele etmek zorunda kalacaktır. Türkiye için bu felaket senaryosundan kurtulmanın yolu güvenli bölgedeki silahlı unsurların silahsızlandırılması ve bu faaliyetlerin Suriye ile yakın koordinasyon halinde IŞİD ile mücadelenin bir unsuru olarak uluslararası gözetim altında yapılmasıdır.

Yazar: Mehmet Cem Demirci, Deniz Güvenliği Uzmanı

Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.