Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Agenda Middle East'in ilk konuğu Fareed Zakaria: 15 yıl sonrası daha iyi olacak

Access to the comments Yorumlar
 Chris Burns  & euronews
euronews_icons_loading
Agenda Middle East'in ilk konuğu Fareed Zakaria: 15 yıl sonrası daha iyi olacak
©  euronews
Metin boyutu Aa Aa

Euronews'ün, Arap Stratejik Forumu iş birliğinde hazırladığı yeni programı Agenda Middle East'te, küresel gelişmelerin Orta Doğu üzerindeki etkilerini ve bölgede yaşananların dünyaya yansımalarını ele alacağız. Her programımızda, konunun uzmanlarına ve bölge liderlerine Orta Doğu'nun jeopolitik ve ekonomik geleceğine ilişkin sorularımızı yönelteceğiz.

Dünyanın en stratejik bölgesi Orta Doğu ile ilgili, her ay derin analizler ve sürükleyici röportajlar için bizi takip edin.

Programımızın ilk konuğu, köşe yazarı ve siyasi yorumcu Fareed Zakaria.

Chris Burns, euronews: Onu ekranlardan tanıyorsunuz. Kendisi ayrıca bir yazar. “Pandemi Sonrası Dünya için 10 Ders” adlı son kitabından da bahsedeceğiz. Fareed, sanırım hala ‘iyi yıllar’ dileyebilirim. Sizce 2021 iyi bir yıl olacak mı? Yeni yıl biraz zorlu başlamadı mı?

Fareed Zakaria: Evet, yıla biraz zorlu başladık ama ben bunu ilerisi için bir ‘hayra alamet’ olarak yorumluyorum. Şu an yaşanan iki önemli olaydan gidecek olursak... Öncelikle Amerikan demokrasisi kendini yeniden kanıtladı ve zafer kazandı. Şu an yaşanan olayların çok karmaşık göründüğünün farkındayım. Çok fazla kızgınlık ve gerilim var. Çok sayıda insan birbirine şiddetle karşı çıkıyor. Buradaki soru, “bu durumun eninde sonunda demokratik çerçevede çözülüp çözülemeyeceği” idi. Yanıtı da “evet”. Joe Biden göreve gelecek, başkanlığı devralacak ve bundan sonra ileriye bakacağız.

euronews: Burada araya girmek istiyorum. Bu olanlar, yani Kongre’de tanık olduğumuz işgal olayları, aynı zamanda popülist hareketlerin yaygınlaştığı ülkeler için bir uyarı niteliğinde olamaz mı?

Fareed Zakaria: Karşı karşıya olduğumuz zorluklar çok ciddi. Demokratik düzeni bir derecede işlevsiz hale getirdik. Popülist duygular uyandığında, demokrasiye olan bağlılığınıza üstün gelen, hukukun üstünlüğünün önüne geçen yeni bir kabilecilik ruhu oluşuyor.

Fareed Zakaria: Şu noktaya da değineyim. Artık Covid-19 salgınının sonuna geliyoruz. Salgın sonrası döneme doğru ilerliyoruz. İlk yarısı, yani ilk safhası çok kötü geçti. Dürüst olalım. Doğu Asya’daki birkaç ülke dışında tüm dünya salgını iyi kontrol edemedi. Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) bu konuda başarılı olan diğer bir ülke olarak ayırmalıyım. BAE, Tayvan ve Güney Kore gibi koronavirüsle müthiş mücadele etti. Diğer ülkeler çok kötüydü. İkinci fazda, aşılarla ve tedavilerle kamudan özel sektöre doğru bir geçiş var. Kendimizi de aştığımız bir başarı elde edeceğimizi tahmin ediyorum.

euronews: Biraz da Orta Doğu’dan bahsedelim. ABD’nin bazı Arap ülkelerinden çekilmesiyle oluşan yeni düzende, Türkiye, Rusya, Çin ve İran gibi diğer oyuncuların bölge liderliği için hamle yaptığını görüyoruz. Bu hamleler, bölgede istikrarı tesis etme çabalarını ne kadar etkiliyor?

Fareed Zakaria: Çok doğru ifade ettiniz, çoğu insan burada altta yatan jeopolitik faktörü, yani ABD’nin çekildiğini gözardı ediyor. ‘Post-Amerikan Dünya’ adlı son kitabımda şu tahminde bulunmuştum; Amerika sonrası düzenin çok iyi olmayacağını belirtmiştim. Orta Doğu’da tanık olduklarımız bildiğiniz gibi Bush’un ikinci döneminde, Irak Savaşı’yla başladı. Sonra Obama, ardından da Trump bölgeden çekildi. Bunun bir sebebi savaşın içinden çıkılması zor bir durum oluşturarak halktan tepki almasıydı, diğer bir sebebi ise ABD’nin artık enerji konusunda bağımsız olması.

Sonucuna baktığımızdaysa, Amerikan emperyalizmine karşı çıkanların huzura ve barışa kavuştuğunu görmüyoruz. Aksine yerel ve bölgesel iç çatışmalar ve kaos ortamı var.

euronews: Peki, Amerikalılar bundan sonra çok müdahil olmayacak. Peki Avrupalılar? Bölgenin en büyük bağışçısı Avrupa. İki taraf arasındaki ilişkiler de iyi. Ancak şu ana kadar Orta Doğu ile ilgili koymaları gereken ağırlığı koymadılar, öyle değil mi?

Fareed Zakaria: Avrupa bir aktör olmayacak. Buradaki temel husus, Avrupa’nın stratejik ortaklığının sadece teorik olması. Bir süper güç değil. Bir amaca hizmet edercesine davranması isteniyor ama öyle davranmayacak. Avrupa’nın odaklandığı noktalar var. Avrupa, ticaret ve antitröst gibi konularda stratejik hareket eder. Ulusal güvenlik gibi ana meselelerde ise Avrupa bir mülahazadır, stratejik bir hakikat değil, olmayacak da.

euronews:Semavi inanışlardan adını alan İbrahim Anlaşması’nı (Abraham Accords) sormak istiyorum. Anlaşmanın, ilgili tarafların çıkarına olup ticari ilişkileri artırabileceği ekonomik bir yanı var mı? Sizce ticaret, daha istikrarlı bir Orta Doğu için itici güç olabilir?

Fareed Zakaria: Bence İbrahim Anlaşması müthiş bir anlaşma. Donald Trump’ın en önemli, belki de dış politikadaki tek başarısı. Ayrıca somut bir anlaşma. Anlaşmanın kökeninde ulusal güvenliğin yattığını söyleyebiliriz. İran’a karşı ortak husumetin, ortak İran korkusunun yansıması. Ama bu ticari açıdan önemsiz anlamına gelimiyor. Bölgede uyumun, içe bağımlılığın oluştuğunu görebilmek olağanüstü bir durum olur.

euronews: Öyleyse, İbrahim Anlaşması’nın üzerine Camp David gibi bir anlaşma daha ekleyebilmek mümkün, yoksa bu çok mu hayalperest bir düşünce?

Fareed Zakaria: Hayır, haklısınız. Biden yönetiminin buradaki kazanımları devam ettireceğini umuyorum. Yapılan açıklamalardan anladığım kadarıyla da bu konuda niyetliler.

euronews: Trump’ın ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması bu yola ne kadar taş koyar?

Fareed Zakaria: Bir engel oluşturacağını sanmıyorum. Buradaki mesele mülk değil, mesele Filistinlilere saygı duyulması, bağımsızlıklarının tanınması, itibarlarının korunması. Doğu Kudüs’ün bir kısmı alıp Kudüs yada Filistinli Kudüs diyebilirsiniz. Diplomatlar bu işler için para alıyor. Bu sorunun farklı çözümleri mümkün.

euronews: Bölge içindeki güçleri ele alalım. Mesela Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi gibi. Suudi Arabistan, Katar’a yönelik ambargoyu kaldırdı. Bundan sonra ne olacak? Bölge lideri olmaları açısından başarı şansları ne?

Fareed Zakaria: Körfez İşbirliği Konseyi bugüne kadar nasıl fikir birliği ve hassas yaklaşımla yönetildiyse, Suudi Arabistan’ın da bu yönde bir tutum sergilemesi durumda başarılı olacağı kanaatindeyim. Muhammed Bin Selman’ın ülkesi için olağanüstü bir reformist olduğu görüşündeyim. O, Suudi Arabistan’da uzun yıllardır mücadele verilen alanlarda reformlar yaptı. Aynı zamanda çok baskıcı da oldu. Kendi yaptığı reformların savunucularından çok sayıda kişiyi hapse attı.

euronews: Katar’a yönelik ambargonun kalkması konusuna geri dönelim. Bu karar, bölgede tansiyonu biraz düşürmedi mi? Biraz bile olsa. Yani gerilim bir nebze azaldı. İsrail, BAE, Bahreyn ve Fas ile ilişkileri normalleştirdi. Bunun yatıştırıcı bir etkisi, istikrarın sağlanmasına faydası olamaz mı?

Fareed Zakaria: Kesinlikle. Bu, iyiye işaret. Suudi Arabistan’ın, dış politikada görmek istediğimiz istikamete doğru döndüğünün bir göstergesi. Katar’a yönelik ambago tamamen bir felaketti. Kaldırılması için biri dizi şart koşuldu ancak Katar’ın bu koşullardan birini dahi yerine getirmemesine rağmen ambargo kaldırıldı. Körfez İşbirliği Konseyi’nin geleneksel işleyiş yöntemi olan ‘uzlaşıcı’ olmayı tercih ederlerse çok daha fazla kazanım olacaktır. İbrahim Anlaşması da bu yönde atılan en büyük adımlardan biri.

euronews: İran nükleer anlaşmasından biraz bahsedelim. ABD’nin anlaşmadan çekilmesiyle İran nükleer programına ağırlık vermeye başladı. Bu gelişmeler, yeni bir anlaşmaya varma hususunda Biden ile Avrupa kanadını ne kadar zorlar?

Fareed Zakaria: Buradaki sorun, Trump yönetiminin İran’a yönelik baskıları artırırken, durumu istikrarsızlaştırması ve kırılgan hale getirmesi oldu. Bu nedenle Biden yönetiminin, İran’ı nükleer görüşmelere geri dönmesi için ikna edelim ve diğer konuları da müzakere edelim” demesi çok doğru bir karar.

euronews: Peki ya çevre konusu? Bir dönem herkes, “Ne kadar güzel, insanlar artık daha az araba kullanıyor, daha az uçuyor” diye düşünmeye başlamıştı. Şimdi Biden’ın Paris İklim Anlaşması’na geri dönmesi de gündemde. Ancak bilim çevreleri bunun yeterli olmayacağı kanısında?

Fareed Zakaria: En basit, en güçlü ve en etkili çözümün karbon vergisi olacağını düşüyorum. Sonuçta ben serbet piyasayı savunan biriyim. İktidarların bu sorunu çözmek için çok karmaşık mevzuatlar hazırlamasına gerek yok. Daha az görmek istediğiniz şeye daha fazla vergi uygular, yenilenebilir enerjiye daha fazla yatırım yapar, 30-40 yıl sonra da değişimi fark edersiniz.

euronews: Daha fazla sarı yelek göreceğiz, öyle değil mi?

Fareed Zakaria: Öyle olacak… çok önemli bir hususa değindiniz.

euronews: Adil bir geçiş olmalı. Karbon vergisiyle adil geçiş nasıl sağlanabilir?

Fareed Zakaria: Bazı topluluklar için bu tür önlemler işe yarıyor fakat yaygın açıdan etkileri çok adil olmayabilir. Bazıları çıkar sağlarken diğerleri zarar edebilir. Burada belki bir telafi mekanizmasına ihtiyacımız olabilir. Zarar göreceklere devlet yardımı yapılabilir. Şunu idrak etmek gerekiyor; sorunun çözümüne herkesi müdahil etmek zorundasınız.

euronews: 10 yıl sonrasına bakalım. Siz ne düşünüyorsunuz? 10 yıl sonra nasıl bir tablo göreceğiz?

Fareed Zakaria: Bence çok köklü bir değişimden geçeceğiz. Eski düzen artık değişiyor. Aynı anda, çok sayıda farklı cephelerden ilerliyoruz. ABD’nin hakimiyetindeki bir düzenden, sadece Çin değil, diğer ülkelerin de güçlendiği bir düzene doğru kayıyoruz. Kadınların gerçekten daha eşit haklara sahip olacağı bir sisteme doğru ilerliyoruz. Bence daha kapsayıcı, farklılıklara karşı daha saygılı, daha girişimci, ve çok daha üretken bir dünya yarattık. Tabi sorunlarımız da olacak. Ancak bundan 15 yıl sonrasını düşünecek olursak, ben bugünün dünyasından çok o gününün dünyasında yaşamayı tercih ederim.

euronews: Yani dünyanın salgın sonrası çıkaracağı 10 dersten bir şeyler öğreneceğinden umutlusunuz?

Fareed Zakaria: Her şeyi öğrenebiliyor muyuz? Hayır. Yeni hatalar yapıyor muyuz? Elbette. Aynı hataları bazen tekrar ediyor muyuz? Evet. Ama sonuna tabi ki ders çıkarıyoruz ve çıkarmaya da devam edeceğiz.