Yenilenebilir enerji kaynakları iklim değişikliğiyle mücadelede sihirli çözüm olarak sunuluyor; peki ısınan gezegenimize ayak uydurabilecekler mi?
İran’a karşı yürütülen savaş, Avrupa fosil yakıtlara bağımlılık gerçeğiyle yüzleşirken beklenmedik şekilde bir yenilenebilir enerji yarışını ateşledi.
Son haftalarda petrol ve gaz fiyatları, 39 km’lik ve küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sini taşıyan Hürmüz Boğazı üzerindeki İran baskısı nedeniyle ciddi dalgalanmalar yaşadı.
Analistler, akaryakıt istasyonlarında ve enerji faturalarında görülen fahiş fiyatların, savaş sona erdiğinde bile hemen normale dönmeyeceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, elektrikli araçlar (EV), ısı pompaları ve tak-çalıştır güneş sistemleri gibi yeşil teknolojilere hücum eden birçok Avrupalıyla birlikte, yenilenebilir enerjide bir patlamaya yol açtı.
Yenilenebilir kaynaklar, son fosil yakıt şokuna karşı adeta sihirli bir çözüm olarak sunulsa da, verimlilikleri tam da önlemeye çalıştıkları sorun, yani iklim değişikliği tarafından sınanıyor.
Yenilenebilir enerji iklim değişikliğinden sağ çıkabilir mi?
BM’ye göre küresel ısınmadaki her artış, insan sağlığı ve ekosistemler için riskleri artıran, daha şiddetli sıcak hava dalgaları, daha yoğun yağışlar ve diğer aşırı hava olayları gibi “hızla tırmanan tehlikeler”le sonuçlanıyor.
Yenilenebilir enerji yatırımcısı Thomas Balogun, bunun yenilenebilir enerji sistemlerinin karşı karşıya olduğu “en önemli operasyonel ve stratejik zorluklardan biri” haline geldiğini Euronews Earth’e anlatıyor.
“Yenilenebilir enerji kaynakları, karbon emisyonlarımızı azaltmanın ve iklim değişikliğiyle mücadelenin merkezinde yer alsa da, doğaları gereği çevresel koşullara bağımlılar” diyor.
Balogun’a göre, ısı tutan gazlar sıcaklıkları yükseltmeye devam ettikçe hava koşulları daha değişken hale geliyor ve yeşil enerji dönüşümümüzün güvenilirliği, verimliliği ve dayanıklılığı sınırlarına kadar zorlanıyor.
Güneş enerjisi-sıcaklık ‘paradoksu’
SolarPower Europe tarafından yapılan yeni bir analiz, güneş ışığını enerjiye dönüştürmenin yalnızca mart ayında Avrupa’ya 3 milyar avrodan fazla tasarruf sağladığını ortaya koydu. Gaz fiyatlarının yüksek kalması halinde, yıl sonuna kadar kıtanın toplamda 67,5 milyar avro gibi dudak uçuklatan bir rakamı cebinde tutabileceği hesaplanıyor.
Ancak 2026’nın, yılın ilerleyen dönemlerinde El Niño oluşabileceğine dair tahminlerin de etkisiyle, kayıtlara geçen en sıcak yıllardan biri olması bekleniyor. Sıcaklıkların yükselmesi güneş enerjisi üretimi için bir avantaj gibi görünse de, aşırı sıcaklar verimliliği düşürürken elektrik şebekesi üzerindeki baskıyı artırabiliyor.
“Daha fazla güneşin her zaman daha fazla enerji anlamına geldiği yönünde yaygın bir yanılgı var” diyor, hava verileri ve iklim oynaklığı eğilimlerini analiz eden [wfy24.com](http://wfy24.com %28kaynak İngilizce%29/) platformunun kurucusu Ioanna Vergini, Euronews Earth’e.
“Fotovoltaik (PV) hücreler yarı iletkendir ve tüm elektroniklerde olduğu gibi sıcaklık arttıkça verim kaybederler.”
25°C’nin üzerindeki her bir derece için, güneş panellerinin verimliliği yaklaşık yüzde 0,4 ila 0,5 oranında düşüyor.
Geçen yaz İspanya ve Yunanistan’ın geniş kesimlerini kavuran aşırı sıcak hava dalgaları sırasında, bölgedeki güneş tarlalarında, tam da klima talebinin zirve yaptığı anlarda “kayda değer üretim düşüşleri” görüldü.
“Panellerin yüzey sıcaklıklarının 65°C’ye kadar çıktığı durumlar tespit ettik; bu da teorik kapasitede neredeyse yüzde 20’lik bir düşüşe yol açtı” diyor Vergini.
Geçen yıl, normalde serin olan Finlandiya’nın art arda üç hafta boyunca 30°C sıcaklık yaşaması da dahil olmak üzere, yoğun sıcaklar Avrupa’nın geniş bölgelerini vurdu. Daha güneyde ise Avrupalılar 40°C’nin üzerindeki sıcaklıklarla boğuştu; bu da onlarca ülkeyi kuraklığa sürükledi.
Imperial College London ve London School of Hygiene and Tropical Medicine’dan araştırmacılar, 754 Avrupa kentini inceleyerek, iklim değişikliğinin 2025 yazında sıcaklıkları ortalama 3,6°C artırmaktan sorumlu olduğunu ortaya koydu.
Rüzgar türbinleri için ‘tatlı nokta’
Şiddetli rüzgar koşulları rüzgar enerjisi için ideal ve bu yıl Birleşik Krallık’ın yeni bir yenilenebilir enerji rekoru kırmasına yardımcı oldu. 26 Mart’ta Birleşik Krallık’ta rüzgar enerjisi üretimi 23 bin 880 megavata ulaştı; bu, yaklaşık 23 milyon haneye yetecek bir güç anlamına geliyor.
Ancak rüzgar hızları fazla yükseldiğinde, elektrik şebekesi çoğu zaman ihtiyaç duyduğundan daha fazla yeşil enerjiyle doluyor.
Birleşik Krallık merkezli enerji şirketi Octopus Energy’ye göre bu durum, enerjinin ihtiyaç duyulan yerlere ulaşamaması anlamına gelen “şebekede yoğun saat trafiği” yaratıyor.
Sonuç olarak, rüzgar türbinleri sık sık kapatılıyor (kısıntı olarak bilinen bu süreçte) ve devreye tekrar girmeleri için gaz santrallerine ödeme yapılıyor. Bu uygulama, geçen yıl Birleşik Krallık’a yaklaşık 1,47 milyar sterline (yaklaşık 1,78 milyar avro) mal oldu.
Almanya’da yenilenebilir enerji üretimindeki kısıntılara yönelik tazminat ödemeleri 2025’te 435 milyon avroya ulaşırken, İspanya ve Fransa gibi bazı AB ülkelerinde de geçen yılın ilk dokuz ayında kısıntı oranları rekor seviyelere çıktı.
İngiliz hükümeti, bu maliyetli sorunun önüne geçmek için, şebekenin yeşil enerjiyle dolup taştığı dönemlerde hane sahiplerine indirimli ya da ücretsiz elektrik sağlamayı öngören planlarını kısa süre önce açıkladı.
Güçlü rüzgarlar, hükümet kaynaklı kapanma emirlerinden bağımsız olarak da türbinleri durmaya zorlayabiliyor.
“Rüzgar türbinlerinin bir ‘tatlı noktası’ var; rüzgar hızı saatte yaklaşık 90 kilometreyi aştığında, türbinler ‘hayatta kalma moduna’ geçip kanatlarını tüy pozisyonuna getirerek durduruyor ve bu şekilde yapısal hasarı önlüyor” diye açıklıyor Vergini.
2023 sonlarında yaşanan Ciarán Fırtınası sırasında, Birleşik Krallık ve Fransa’daki yüksek kapasiteli açık deniz rüzgar çiftlikleri, kağıt üzerinde rüzgar koşulları ‘mükemmel’ görünse de kapatılmak zorunda kaldı. Bu da oluşan açığı kapatmak için ani biçimde gaz yakıtlı pik santrallere bağımlılığın artmasına yol açtı.
Daha önce, Avustralya’da bir fırtına sırasında, kurulmasından yalnızca altı ay sonra bir rüzgar türbini kanadı ortadan ikiye ayrılmıştı.
Bu nedenle dünya genelinde işletmeciler, özellikle kasırga ve tropikal siklonlara açık bölgelerde, rüzgar türbinlerini daha yüksek rüzgar hızlarına dayanacak şekilde uyarlıyor.
2023’te MingYang Smart Energy, Güney Çin Denizi’ne, 10 dakika boyunca saatte 215 kilometreye varan rüzgar hızlarına dayanabildiğini söylediği “tayfunlara dayanıklı” bir rüzgar türbini kurdu.
Ancak iklim projeksiyonları, kış fırtınalarının sayısı ve şiddetinde hafif bir artışa işaret ederken, Avrupa’daki birçok türbinin arıza riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısı yapılıyor.
Avrupa’nın ‘en büyük bataryası’ boş mu?
İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin körüklediği daha sıcak hava koşulları, hidroelektrik üretimini de etkiliyor.
Örneğin binlerce barajı sayesinde sık sık Avrupa’nın “en büyük bataryası” olarak anılan Norveç’te, sıcak ve kurak geçen bir kışın ardından kar rezervleri son 20 yılın en düşük seviyesine indi.
Uzmanlar bunun yaklaşık 25 TWh’lik bir açık yarattığını; bunun da yaklaşık 2,5 milyon hanenin bir yıllık enerji tüketimine ve Norveç’in geçen yılki toplam hidroelektrik üretiminin neredeyse beşte birine denk geldiğini söylüyor.
“Geçtiğimiz kış Norveç’te görülen düşük kar örtüsü, daha geniş bir değişimin iyi bir örneği: Avrupa’da hidroelektrik giderek daha değişken hale geliyor” diyor, yapay zeka destekli tahmin modeli Upstream Tech’ten Alex Truby, Euronews Earth’e.
“Aynı zamanda yağış rejimleri de değişiyor. Avrupa’nın büyük bölümünde toplam yağış artabilir, ancak bunun daha büyük kısmı artık kardan ziyade yağmur şeklinde düşüyor.”
Hava sıcaklığındaki her 1°C’lik artış için atmosfer yaklaşık yüzde 7 daha fazla nem tutabiliyor; bu da daha yoğun ve şiddetli yağışlara yol açabiliyor.
Yağmur anında akış sağlarken, kar suyu kış boyunca depolar ve ilkbahar ile yaz aylarında yavaş yavaş serbest bırakarak elektrik üretimi için istikrarlı ve öngörülebilir bir su kaynağı sunar.
Truby’ye göre bu sorunla başa çıkmak için hidroelektrik santrallerinin değişen koşullara uyum sağlaması gerekiyor. Bu da daha iyi mevsimsel ve kısa vadeli tahminler, artırılmış depolama kapasitesi ve yenilenebilir enerjinin bölgelere göre daha iyi aktarılmasına, böylece dalgalanmaların dengelenmesine yardımcı olacak şebeke iyileştirmeleriyle mümkün olabilir.
Avrupa’nın ‘yetersiz’ enerji şebekesi
Yalnızca mevcut yenilenebilir kaynaklar Avrupa’nın eskiyen enerji şebekesiyle baş etmekte zorlanmıyor; yeni analizler, beklenen yeşil projelerdeki 120 gigavattan fazla kapasitenin de şebeke kısıtları nedeniyle risk altında olduğunu ortaya koyuyor.
Enerji düşünce kuruluşu Ember, her iki şebeke işletmecisinden birinin, özellikle Avusturya, Bulgaristan, Letonya, Hollanda, Polonya, Portekiz, Romanya ve Slovakya gibi ülkelerde daha belirgin olmak üzere, yaklaşan rüzgar ve güneş projelerini ağa bağlamak için “yetersiz şebeke kapasitesine” sahip olduğu uyarısında bulunuyor.
Rapora göre şebeke engelleri hem büyük ölçekli yenilenebilir projeleri hem de hane tipi kurulumları etkiliyor. Şebeke kapasitelerini raporlayan 17 ülke genelinde, 2030’a kadar planlanan yeni rüzgar ve büyük ölçekli güneş projelerinin üçte ikisinden fazlası şu anda risk altında.
Yetersiz şebeke kapasitesi, 16 GW’lık çatı üstü güneş enerjisi kurulumunu da geciktirebilir; bu da Avrupa genelinde 1,5 milyondan fazla haneyi etkileyebilir.
AB, 2031 ile 2050 yılları arasında elektrik şebekesine her yıl yaklaşık 85 milyar avro yatırım yapılması gerektiğini tahmin ediyor.
Avrupa Komisyonu, buna yanıt olarak geçen yıl, blokun kıta genelinde elektriği taşıyan kablolar, trafo merkezleri ve teknolojiler ağından oluşan elektrik sistemini tepeden tırnağa yenilemeyi amaçlayan, 1,2 trilyon avroluk EU Grids Package paketini açıkladı.