Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bizim için önceliğimiz Avrupa Birliği değil ama Avrupa Birliği’ne sürekli söylüyoruz, kaybeden siz olursunuz, Türkiye olmaz," dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, El Cezire Arapça televizyonuna verdiği röportajda, Türkiye-AB ilişkilerinden bölgesel güvenlik anlaşmalarına kadar gündeme dair kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecine ilişkin soruları yanıtlayan Erdoğan, tam üyeliğin artık Ankara için ilk öncelik olmadığını söyledi. AB’nin Türkiye'yi kabul etme konusunda gerçek bir irade sergilemediğini belirten Erdoğan, "Avrupa, 53 yıldır Türkiye’yi arasına almadığı gibi bundan sonraki süreçte de almayı düşünmüyor ama biz kapımızı kapamadık," dedi.
"Biz yine Avrupa Birliği’ne katılmayı düşünüyoruz. Alırlarsa ne ala, almazlarsa ne ala. Bizim için önceliğimiz Avrupa Birliği değil ama Avrupa Birliği’ne sürekli söylüyoruz, kaybeden siz olursunuz, Türkiye olmaz," diye ekledi.
F-35, Mekke Anlaşması ve bölgesel diplomasi
Röportajda Washington ile yürütülen F-35 sürecine de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump’tan bu konuda söz aldığını belirterek, "Trump'tan F-35 ile ilgili bir söz aldım, bu sözün tutulmasını bekliyorum" dedi.
7 Ağustos’ta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ve bir ülkeye yapılan saldırıyı tüm üyelere yapılmış sayan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na da değinen Erdoğan, bu adım ile dünyaya önemli bir mesaj verildiğini belirtti. Erdoğan, ilerleyen süreçte Mısır’ın da bu yapıya katılabileceğinin sinyalini verdi.
Suriye’yi ziyaret etmeyi planladığını açıklayan Erdoğan, Türkiye'nin ülkenin istikrarı için çalışmaya devam edeceğini ve Suriye Kürtlerinin de bu barış ortamından faydalanması gerektiğini ifade etti.
Gazze’ye desteğin süreceğini, Hamas’ın iyi niyetle yükümlülüklerini yerine getirdiğini ancak İsrail’in savaşı sürdürdüğünü vurguladı. İsrail’in Lübnan saldırılarından duyduğu endişeyi Trump’a ilettiğini belirtti. Ayrıca Sudan ve Libya ile ilişkilerin kararlılıkla sürdürüleceğinin altını çizdi.
Türkiye-AB ilişkilerinin 60 yıllık seyri
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile bütünleşme süreci, temelleri Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki Batılılaşma ve modernleşme adımlarına dayanan uzun soluklu bir nitelik taşıyor. Bu doğrultuda II. Dünya Savaşı sonrasında Batı blokuna entegre olan Türkiye, 1949’da Avrupa Konseyi’ne, 1952’de ise NATO’ya katıldı. Avrupa Ekonomik Topluluğu ile kurulan ilk resmî bağ ise 1959’daki ortaklık başvurusu ve ardından 1963’te imzalanan Ankara Anlaşması ile şekillendi. Ancak 1974’teki Kıbrıs gelişmeleri, ilişkilerin siyasi boyutundaki ilk temel kırılma noktalarından birini oluşturdu.
1987’de yapılan resmî üyelik başvurusunun ardından Türkiye, 1999 Helsinki Zirvesi’nde aday ülke statüsü kazandı ve 3 Ekim 2005’te 35 başlık üzerinden tam üyelik müzakerelerine başlandı. Süreç içinde ekonomik ve idari uyum adımları atılsa da, Kıbrıs sorunu, AB içi siyasi dengeler ve Fransa gibi üyelerin gündeme getirdiği "imtiyazlı ortaklık" önerileri müzakereleri yavaşlattı.
2010’lu yılların ortalarından itibaren ise insan hakları, yargı bağımsızlığı ve demokratik standartlara ilişkin AB cephesinden gelen eleştiriler ile Türkiye’deki siyasi gelişmeler neticesinde süreç durağanlaştı ve AB Konseyi 2018 yılında müzakerelerin fiilen durduğunu açıkladı.
Günümüzde Türkiye, AB’ye en uzun süredir aday olan ülke konumunu korurken, Avrupa Parlamentosu ve AB Komisyonu raporlarında demokrasi, hukukun üstünlüğü ve dış politika uyumu konularındaki çekinceler nedeniyle müzakerelerin yeniden başlatılamayacağı ifade ediliyor. Buna karşın mülteci yönetimi, ekonomik diyalog ve vize kolaylıkları gibi pragmatik alanlarda temaslar sürdürülüyor ve taraflar arasındaki ilişki tam üyelikten ziyade giderek "stratejik ortaklık" ekseninde değerlendiriliyor.