Son Dakika

Son Dakika

Yeni söylem AB-Türkiye ilişkilerine ivme kazandırır mı?

Okunan haber:

Yeni söylem AB-Türkiye ilişkilerine ivme kazandırır mı?

Yeni söylem AB-Türkiye ilişkilerine ivme kazandırır mı?
@ Copyright :
Reuters
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği perspektifinden uzaklaştığı bir dönemde, Ankara’nın AB’ye yönelik eylem ve söylemlerindeki yumuşama önümüzdeki süreçte Ankara’nın AB ve üye ülkelerle ilişkilerinde yeni bir başlangıç yapma gayretine işaret ediyor.

Brüksel’de Ankara’nın gayretinin temelinde ortak değerler çerçevesinde Türkiye’nin tam üyeliğiyle sonuçlanabilecek bir süreci destekleyen güçlü bir siyasi iradeden daha çok yapısal şartlardan doğan pragmatik bir zorunluluğun olduğu düşüncesi hakim.

Dr Seda Gürkan Universite libre de Bruxelles (ULB), Siyaset Bilimi Bölümü ve Avrupa Calışmaları Enstitüsü öğretim üyesi

Bu söylemleri özellikle Ankara-Berlin hattındaki diplomasi atağı, AB ile ilişkilerin her alanda canlandırılması konusunda hükümetin verdiği son mesajlar ve Türkiye’nin AB katılım sürecinin önemli mekanizmalarından olan Reform Eylem Grubu’nun üç yıllık aradan sonra Ağustos ayında gerçekleştirilmesi gibi bir dizi somut adım olarak sıralayabiliriz.

Aynı şekilde AB yetkilileri de Türkiye ve AB üyeleri arasındaki derin görüş ayrılıklarına rağmen Türkiye ile diyaloğa her zamankinden daha çok ihtiyaç olduğunu her düzeyde vurguluyor. İki tarafın da diyalog ve işbirliğine vurgu yapan mesajları son yıllarda gerilen AB-Türkiye ilişkilerine ivme kazandırabilir mi?

Kısa ve orta vadede kalıcı değişiklik zor

Özellikle Ankara tarafından benimsenen yumuşama ve normalleşmeye yönelik söylemin ve Türkiye’nin Avrupa ülkeleriyle ilişkilerindeki tansiyonu düşürmeye yönelik girişimlerinin AB-Türkiye hattında kısa veya orta vadede kalıcı değişikliklere yol açması zor. Bunun iki temel nedeni var:

Öncelikle, Brüksel’de Ankara’nın gayretinin temelinde ortak değerler çerçevesinde Türkiye’nin tam üyeliğiyle sonuçlanabilecek bir süreci destekleyen güçlü bir siyasi iradeden daha çok yapısal şartlardan doğan pragmatik bir zorunluluğun olduğu düşüncesi hakim. Son dönemde ABD ile yaşanan siyasi krizin Türkiye’de tetiklediği ekonomik kriz, Rusya ile Suriye konusundaki ayrışmalar ve ABD’nin Iran’a yönelik izlediği politikalar Türkiye’yi zorunlu olarak yeni müttefik arayışlarına ve AB ile yakınlaşmaya itiyor. Dolayısı ile bu yeni diyalog sureci karşılıklı güven tesis etmekten çok Turkiye’yi giderek zorlayan uluslararası siyasi ve ekonomik konjonktürde AB-Türkiye arasında yürütülecek işbirliğinin anahtarını belirlemeye yönelik.

İkinci neden hızla otokratikleşen Türkiye karşısında AB’nin üyelik sürecini çoktan rafa kaldırmış olması. Avrupa Parlamentosunun 2017 yılında onayladığı Türkiye’de başkanlık sistemini getiren anayasa değişikliği paketinin mevcut haliyle yürürlüğe girmesi halinde Türkiye ile üyelik müzakerelerinin resmen askıya alınmasını talep eden tavsiye niteliğindeki kararı henüz üye ülkelerin tamamı tarafından resmen desteklenmese de Konsey, 2018 Haziran ayındaki toplantısında Turkiye’nin AB’den giderek uzaklaşması nedeniyle müzakerelerin durma noktasına geldiğini onayladı. Bu nedenle Gümrük Birliği’nin güncellenmesi dahil Türkiye’yi AB’ye yakınlaştıracak adımların atılmayacağına dair kararı benimsedi.

Üyelik perspektifi için tek koşul reform sürecinin yeniden canlandırılması

Öte yandan demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi temel AB değerlerinden uzaklaştığı gerekçesiyle Türkiye’nin AB’ye giriş sürecine destek için aktarılması planlanan mali desteklerde de kısıntıya gidilmesi kararı AB kurumlarınca benimsendi. Tüm bu AB kararları Turkiye’de reform sürecinin yeniden başlatılmasının AB ile üyelik perspektifinin canlandırılabilmesi için tek koşul olduğunun altını çizmekte. Ayrıca, Avrupa’da yükselen sağ partilerin etkisi ve Avrupa kamuoyunun giderek artan Türkiye karşıtlığı da AB’nin ortak değerlerden kopan bir Türkiye ile tam üyelik yolunda atabileceği herhangi bir adımı engelleyen bir diğer unsur.

Son olarak, iki taraf açısından da diyaloğa vurgu, 2015’ten bu yana kopma noktasına gelen AB-Türkiye ilişkilerinde yeni bir söylem olsa da bu söylemin temelinde yatan ortak çıkarlara dayalı somut işbirliği yeni bir gündem değil.

Ticaret, ekonomi, terörle mücadele, mülteci sorunu, enerji gibi alanlardaki işbirliği zaten 2015 yılından beri AB-Türkiye ilişkilerini şekillendiriyor. Bu bağlamda, AB’nin Türkiye’ye ilişkin rapor ve açıklamalarında sık sık ön plana çıkardığı üzere, Türkiye AB için uzun süredir zaten öncelikle stratejik bir ortak. AB bu ortaklığı sürdürebilmek için Turkiye ile diyaloğu her düzeyde geliştirmeye hazır olsa da bu diyalog demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, insan hakları, temel hak ve özgürlükler gibi alanlarda reformlar ile desteklenmediği sürece AB-Türkiye ilişkilerinin özünde ortaklıktan üyeliğe doğru bir değişikliğe yol açamayacaktır.

Dr. Seda Gürkan, Universite libre de Bruxelles (ULB), Siyaset Bilimi Bölümü ve Avrupa Calışmaları Enstitüsü öğretim üyesi.

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'ün editoryal görüşünü yansıtmaz

Bu haberlerimiz de ilginizi çekebilir:

Avrupa Komisyonu: Türkiye AB yolundan hızla uzaklaşıyor

AB'nin eski Türkiye Büyükelçisi Pierini: Muhalefet kazanırsa AB-Türkiye ilişkileri yeniden şekillenir