Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

Türkiye neden OECD ülkeleri arasında en yüksek faiz oranına sahip?

Türkiye neden OECD ülkeleri arasında en yüksek faiz oranına sahip?
Telif hakkı
Reuters
Euronews logo
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) faiz oranını yüzde 24’ten yüzde 19,75'e indirmesine rağmen, Türkiye OECD ülkeleri arasında faiz oranının en yüksek olduğu ülke konumunda.

Dünya genelinde ise Türkiye, Arjantin (58%), Mozambik (20%) ile Gana’dan (20%) sonra faiz oranın en yüksek olduğu dördüncü ülke.

2004 yılında yine yüzde yirmilerde olan faiz oranı 2013 ve 2012 yıllarında yaklaşık yüzde 5 seviyesine kadar düşmüştü. Ancak TCMB, 2016'dan itibaren, ülkede gittikçe yükselen enflasyona karşı, kısa zamanda faiz oranlarını artırma politikası yürüttü.

Diğer OECD ülkelerinde, aynı süre zarfında faiz oranları sıfır seviyesine, hatta eksiye kadar düşerken neden Türkiye'de faiz oranları yüzde 20'ye kadar ulaştı?

Merkez bankalarının görevlerinden biri faiz oranını belirlemek

Merkez bankası geçerli olduğu ülkelerde veya Avrupa Birliği gibi birliklerde para politikalarını belirleyen kuruluşların başında gelir. Bu kurum fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve araçlarını seçiyor.

Para piyasasındaki arz ve talep dengesini etkilemek üzere merkez bankasının kullanabileceği çeşitli para politikası araçları bulunuyor. Bunların arasında para basma, borç alma ve verme, faiz oranlarının belirlenmesi, açık piyasa ve döviz alım satım gibi işlemleri sayabiliriz.

Merkez bakanları tarafından belirlenen faiz oranları bir hafta vadesi olan repo ihale faiz oranını ifade ediyor.

Faizin ekonomideki yeri nedir?

Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yalçın Karatepe faizin önemini şöyle anlatıyor:

"Faiz dediğimiz şey aslında iki taraflı bir yapı. Bir faiz kazanan var (tasarruf sahipleri) bir de faize katlanan var. Siz bu yelpazenin neresindesiniz o önemli. Parası olanın bu parayı biriktirmesini teşvik edebilmek için tasarruf ettiğiniz dönemdeki miktarının en azından enflasyonun üzerinde olması gerekir yoksa reel anlamda kaybetmiş olursunuz. Dolayısıyla faiz yeterince yüksek olmalıdır.

Denklemin diğer tarafında bu biriken paraları kullanacak olan insanlar için de faiz yeterince düşük olmalı ki cesaret edip yatırım yapsın, iş kursun...vs. ve bu şekilde faiz maliyetini de karşılayacak bir kazanç sağlasın. Dolayısıyla çok para kazanacağınıza inancınızın olması gerekir. Bu nedenle ikili denklemde faizin doğru yerde duruyor olması çok önemli.

Bir de tabi genel ekonomi açısından çok önemli faiz çünkü talebi direkt ilgilendiriyor. Konut sektörü, otomotiv sektörü ve daha birçok sektör faize göre şekilleniyor. Faiz doğru noktada olmazsa kimse ev-araba değiştirmez bu sektörlerdeki istihdam düşer işsizlik büyür."

FED faiz artırımına giderek enflasyon tuzağından çıkmıştı

İkinci petrol şokunun yaşandığı dönemde (1978-1981) ABD Merkez Bankası’nın başkanlığını yürüten Paul Volcker, dünya tarihine enflasyonla savaşa damga vurdu.

Volcker, 1981 yılında ABD’de enflasyon yüzde 13.3’ye çıktığında faizleri yüzde 10’lardan yüzde 20’lere yükseltti. Bu sert faiz hareketiyle ekonomi bir kez daha resesyona girdi. Ancak sıkı para politikası sayesinde enflasyon 1983 yılında yüzde 3.2’e kadar indi.

O dönemde özellikle inşaat ve tarım sektörlerine zarar verdiğinden dolayı Volcker kararı siyasiler ve halk tarafından çok eleştirilmişti.

ABD ciddi bir ekonomik daralma yaşasa da FED politikası sayesinde kısa zamanda enflasyon tuzağından çıkmayı başarmıştı.

Başka ülkelerde faiz düşerken Türkiye'de neden yüksek?

Enflasyon ve işsizlik arasında normal bir ters ilişkinin bulunduğu bu durumda Merkez bankalarının işlevi bu dengeyi istikrarlı bir şekilde sürdürmektir.

Bir ekonomide enflasyon oranları düşükse merkez bankası faizi düşük tutabilir, tersine enflasyon yüksekse merkez bankası da faizi yüksek tutmak zorundadır.

Ayrıca dış kaynağa bağımlı olan ülkeler bu kaynakları ülkesine çekebilmek için faizi yüksek tutmak zorunda,

2017 yılında Türkiye'de yıllık enflasyon oranı yüzde 7,8 iken, bu rakam 2019 yılının ilk 7 ayında yüzde yaklaşık yüzde 19'a kadar çıktı. ABD, Japonya ve Almanya gibi diğer OECD ülkelerine baktığımızda Türkiye'deki enflasyon oranları büyük oranda artı.

2016'dan beri TL yüzde 100 değer kaybetti

Uzmanlar Türk Lira'sının son yıllarda değer kaybetmesinin enflasyonun artmasında büyük rol oynadığını belirtiyor.

Ocak 2016 ayı başında 2,9 seviyesinde olan Dolar, Ağustos 2019'da 5.82 TL’den işlem görüyor.

Buna göre, Dolar, Türk Lirası karşısında son 3,5 sene içerisinde yaklaşık yüzde 100 değer kazandı. ABD ile yaşanan rahip Brunson krizi ile de Euro 7,5 TL seviyelerine kadar çıkmıştı.

Türk Lirası, son yıllarda Arjantin Pesosu ile birlikte Dolar ve Euro karşısında en çok değer kaybeden para birimi konumunda.

2016'dan bu yana yaklaşık iki buçuk katına çıkan bu enflasyon büyük ölçüde maliyetlerden kaynaklandı. Yani döviz kuru artışı dolayısıyla artan girdi fiyatları enflasyonu büyük ölçüde arttırdı.

Diğer taraftan da alttaki grafikte de görüldüğü üzere, yüzde 3 ile 0 arası enflasyonun olduğu ülkelerde merkez bankaları yüzde sıfır yakın faiz oranları ile parasal genişleme dönemini başlattı.

Parasal genişleme dönemi nedir?

ABD'de 2006 sonlarında "mortgage" piyasasında patlak veren likidite krizi, 158 yıllık Amerikan Yatırım Bankası Lehman Brothers'ın 15 Eylül 2008'de iflas etmesiyle tüm dünyanın gündemine oturdu. Bu tarihten sonra tüm dünya ekonomi ve finans piyasalarında etkisini gösteren bu krize müdahale ise alışılmadık yöntemlerin başlangıcı oldu.

Dönemin ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Ben Bernanke öncülüğünde, Büyük Buhran'dan bu yana uygulanan en agresif politikalara başvurularak 2008 yılında mortgage piyasasına dayalı tahvil satın alımına başlandı.

"Parasal genişleme" olarak bilinen bu uygulamaya ilaveten, faiz oranlarını da sıfıra yakın seviyelere indiren Fed, "sözle yönlendirme"yi de politika setine ekleyerek yeni bir uygulamaya daha öncülük etti.

Bu süreçte parasal genişlemede Fed'i, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Japonya Merkez Bankası (BoJ) takip ederken, "sözle yönlendirme" birçok merkez bankası tarafından kullanıldı.

Tüm bunlar yaşanırken, cansız iç talep ve düşük enflasyon sorunlarıyla mücadele için İsveç, İsviçre, Danimarka ve ECB gibi merkez bankaları, negatif faiz politikasını benimsedi.

Ekonomiyi canlandırmak için ortaya atılan bir para politikası olan negatif faiz ile merkez bankaları, bankaların kendisinde tuttuğu cari hesaplara uyguladığı faizi eksiye düşürüyor. Böylece bankalara "Bana yatırdığın para için faiz vermem, üste para alırım. Bu parayı bana yatıracağına, kredi ver" mesajı veriliyor.

Negatif faiz uygulaması, şirketler için borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini ve kredi talebinin artmasını hedefliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a göre yüksek faiz, yüksek enflasyon sebebi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TCMB Başkanı Murat Çetinkaya'yı görevden alarak faiz-enflasyon ilişkisi hakkında farklı bir tezi savunduğunu bir kez daha göstermiş oldu.

Yüksek enflasyonun faizin yükselmesine yol açtığı düşünülürken, faiz artışının enflasyon oranını yükselttiği tezini savunanlar da var.

Erdoğan 2014'te yaptığı bir konuşmasında, "Yüksek faizi, yüksek enflasyonun sebebi olarak görüyorum. Benim bu noktadaki anlayışım bu. Yani faiz-enflasyon ilişkisinde faiz sebeptir, enflasyon ise neticedir. Ve bunlar doğru orantılıdır. Sizin faiz politikanız yanlış. Olayı kura bağlamak bana göre çok daha yanlış" demişti.

Ayrıca Erdoğan, Murat Çetinkaya'yı görevden aldıktan sonra yaptığı konuşmada, "Faiz enflasyonun anasıdır. Orada tıkanıklık vardı. Bedelini tüm ülke birlikte ödüyoruz. Bu nedenle istişare yaptık ve kararımızı uyguladık. Faizi tek haneli rakamlara indirmek zorundayız. Bundan sonra Merkez Bankası ekonomi programımıza çok daha güçlü destek verecektir" diyerek TCMB'nin bundan sonra faiz indirimine gideceğinin sinyalini verdi.

Türkiye ekonomisinin bu karara nasıl karşılık vereceği önümüzdeki aylarda daha net görülecek.