Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Ekonomide Covid-19: Türkiye'nin 100 milyar TL önlem paketi için ekonomistler ne diyor?

Ekonomide Covid-19: Türkiye'nin 100 milyar TL önlem paketi için ekonomistler ne diyor?
©  Anadolu
Metin boyutu Aa Aa

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de vaka sayısının günden güne arttığı ve kamu sağlığı tedbirleri çerçevesinde evden çıkmama tavsiyesi üzerine birçok sektörün ciddi zarar gördüğü koronavirüs salgınına karşı uygulanacak Ekonomiyi Destek Paketi’ni 18 Mart Çarşamba günü açıkladı.

Peki paket beklentileri karşıladı mı, yoksa hayal kırıklığı mı yarattı? Sektörün öncelikli talepleri nelerdi? Toplu işten çıkarmaların önüne geçmek açısından devlet ne yapmalı? Konut kredilerine dair kolaylıklar nasıl bir canlanma sağlar? Ekonomistler, paketin farklı boyutlarını euronews Türkçe için değerlendirdi.

Koronavirüsün yayılma hızını azaltmak üzere insanların sosyal etkileşimlerini azaltmak adına evde kalmayı tercih ettikleri bir ortamda, pakette havayolu yolcu taşımacılığı ve turizmi destekleyecek vergi indirimleri ve konut kredilerinin peşinat oranının düşürülmesi gibi maddeler eleştiri oklarını üzerine çekiyor.

İnşaat sektörüne ek bir teşvik

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden ekonomist Prof. Cem Başlevent, konut alımında kredi kullanım oranının yüzde 80'den yüzde 90'a çıkarılmasının, düşük faizlerle zaten canlanmış olan inşaat sektöründe fiyatların daha da yükselmesine yol açacak ek bir teşvikten ibaret gibi göründüğünü düşünüyor.

euronews Türkçe’ye konuşan Başlevent, paket hakkında “ekonominin geneli için yaratacağı canlandırma etkisi sınırlı olacaktır ve konut bedelinin sadece yüzde 10'unu ödeyebilen müşterilere kredi verilmesi, uzun vadede geri ödemelerle ilgili sorun yaşanması riskini artırabilir” diyor.

Başlevent, paketin bu maddesine tepki gösterilmesinin esas nedeninin ise, geniş kitlelerin daha temel ekonomik sorunlarına dair yeterli önlemlerin alınmadığı ve sağlık endişelerinin yoğunlaştığı bir ortamda düşünülmüş olması olduğuna dikkat çekiyor.

Paket çerçevesinde, iç havayolu taşımacılığında 3 ay süreyle KDV oranı yüzde 18’den yüzde 1’e indiriliyor.

SGK prim ödemelerinin ertelenmesi olumlu

Ekonomist Mustafa Sönmez'e göre, paketin vergisel kolaylıklar sağlaması ve İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanan istihdam destekleri, firmalar açısından bir avantaj.

Öte yandan, Perakende, AVM, Demir-Çelik, Otomotiv, Lojistik-Ulaşım, Sinema-Tiyatro, Konaklama, Yiyecek-İçecek, Tekstil-Konfeksiyon ve Etkinlik-Organizayon sektörleri için SGK prim ödemelerinin 6’şar ay ertelenmesi de iş dünyası açısından en azından bir süreliğine rahatlatıcı etki doğurabilir.

Ancak, hanehalkına doğrudan transfer olarak büyük bir paket çıkmadığı eleştirisi getiren Sönmez, euronews Türkçe’ye yaptığı açıklamada, ihtiyaç kredileri ve çiftçi borçlarına dair herhangi bir hafifletme olmadığını, emekli maaşlarında ise cüzi bir artışın söz konusu olduğunu söylüyor.

Erdoğan, paketi açıklarken “Açıkladığımız paketteki imkânlardan istifade edecek firmalar için ön şartımız, istihdam kaybına yol açmamalarıdır” vurgusu yapmıştı.

En düşük emekli aylığının, paket çerçevesinde 1500 liraya çıkarılması öngörülüyor. Ayrıca, bu süreçte işlerinin olumsuz etkilendiğini beyan ederek talepte bulunan esnaf ve sanatkârların Halkbank’a olan kredi borçlarının, Nisan, Mayıs ve Haziran anapara ve faiz ödemelerini 3 ay süreyle ve faizsiz olarak ertelenmesi de küçük üreticiyi destekliyor.

Bununla birlikte, ekonomist Sönmez, koronavirüs salgınının ekonomiye verdiği zararın da etkisiyle bütçe açığının artacağını ve bunun iç borçlanmayla karşılanacağını, bu süreçte yatırımlara kredi verilmesi gerektiğini düşünüyor.

Mermercilik nasıl etkileniyor?

Mermercilik gibi salgından birincil derecede etkilenen ve Çin’le ihracata bağlı sektörlere ise kısa süre önce Merkez Bankası tarafından reeskont kredisinde geri ödeme kolaylığı sağlandığını belirten Sönmez, “Dış talep yoksa hiçbir teşvik işe yaramaz” diye vurguluyor.

Türkiye'den Çin'e en fazla mermer ihracatı yapan Ege Bölgesi'nden şubat ayında yapılan ihracat yüzde 54,5 küçülürken, Çin pazarı için üretim yapan ocaklarda üretim ciddi anlamda düşmüş durumda ve birçok şirket işten çıkarmalara başladı. Mermer üreticileri, bu süreçte Eximbank kredilerinin ötelenmesi ve kamu bankalarına olan borçların yapılandırılması gibi konularda taleplerde bulunuyorlar.

Girişim Sermayesi Fonu Yöneticisi Burak Dalgın ise, paketin uygulanması esnasında vatandaşın gelir kaybını telafi etmek ve şirketlerin alacakları için öngörülebilirlik sağlamak gerektiğine dikkat çekiyor.

Euronews Türkçe’ye konuşan Dalgın’a göre, paketin öncelikle şu anda salgının durdurulması ve vakaların iyileştirilmesinde büyük özveri gösteren sağlık personelini destekleyecek hükümler içermesi gerekiyor.

“Sağlık personelinin durumu, barınması, alacakları para, ailelerine yardım gibi spesifik tedbirler üzerine çalışılmalı. Bu insanlar gece gündüz demeden çalışırken, diğer sorumlulukları açısından kafalarının rahat edilmesi lazım” diyen Dalgın, alınabilecek önlemlerin ikinci ayağı olarak da vatandaş ve işletmelerinin gelir öngörülebilirliğinin sağlanması gereğine dikkat çekiyor.

“Vatandaş açısından bakıldığında, Türkiye ekonomisinin yüzde 60’ından fazlası ekonomik değer ve istihdam açısından hizmetler sektöründe. Bu kriz de hizmetleri doğrudan etkilemiş durumda. Restoranlar, mağazalar kapalı, oteller düşük kapasiteyle çalışıyor. Tüm ekosistem etkilenmiş durumda, turist getiren şoförden, mağazalara tedarik sağlayan şirketlere, restorana domates satan üreticiye kadar. Birçok işletme ücretli izinlerin yanı sıra çalışanına ücretsiz izin kullandırıyor veya doğrudan işten çıkarıyor. Bu gelir kaybını, İşsizlik Fonu’nu daha da aktive ederek telafi etmemiz lazım, zira işin insani ve sosyal yönü çok kritik” diye açıklıyor Dalgın.

Çek tahsilatı

Dalgın’ın bir diğer dikkat çektiği boyut ise, işletmelerin tahsilatı:

“Türkiye’de yıllık ortalama 700 milyar TL’lik çek dönüyor. Ortalama 90 gün vadesi olsa, bir T anında 180 milyar liralık borç var. Buna ek olarak, faturalardan açık hesap borçları var. Bu çark durduğu anda, işletmeler çeklerini alamadığında seri temerrütler başlar. Şirketler bu ortamda çalışanına maaşını da ödeyemez. Burada da öngörülebilirlik lazım. Öteleme yetmez.”

İhracata dayalı sektörler konusunda ise Dalgın’ın önerisi, re-eskont kanallarının açılması:

“Ciddi bir talep krizinin olduğu ortamda, birkaç ayı hasarsız atlatabilmek adına reel sektör ve talep etrafında politikalar üretilmesi lazım. Bu açıdan Fransa ve Kanada süreci çok düzgün yönetti. İnsanların gelirlerinden emin olmaları lazım ki panik havası doğmasın.”

Konut kredisini pakete dahil etmek gerekli miydi?

Konut kredileri ve yolcu taşımacılığına getirilen teşvikleri, halkı etkileyen temel sorunlara çözüm üretmemesi sebebiyle eleştiren ekonomist Cüneyt Akman, “Konut kredileri, tepki toplayan hususların başında geliyor. Zaten inşaat sektörüne yeterince destek yapıldı, büyük miktarda kredi imkanı tanındı. Devletin elindeki kaynakların biraz daha azalmasının bir sebebi, bu sektöre yapılmış destekler oldu. İnsanların zaten bu noktada "ucuza ev alalım" diyecek sosyal ve psikolojik bir ortamları yok. Havayolu şirketlerine KDV indirimi de insanlara "evinizde kalın" denilen bir ortamda rasyonel değil” diyor.

Öte yandan, Dalgın, paketteki banka kredi ve faiz ödemelerindeki ötelemeleri doğru buluyor. Buna göre, salgın nedeniyle nakit dengesi bozulan firmaların bankalara olan kredi borçlarının ana para ve faiz ödemelerinin üç ay ötelenmesi söz konusu.

Ayrıca, Nisan, mayıs ve haziran ayı vadeli açık re-eskont kredi anapara ve faiz ödemeleri ekim, kasım ve aralık aylarına ertelenerek, azami vade 1 yıl uzatılırken, Nisan, mayıs ve haziran aylarında vadesi dolan reeskont kredilerinin taahhüt kapama süresi de yine 1 yıl uzatıldı.

euronews Türkçe’ye konuşan Akman, “Belli başlı sektörlere verilmiş destekler, likidite artışı, vergilerin bazılarının azaltılması yapılması iyi olan tedbirler. Ancak ortada başka bir sorun var. Ekonomide daralma olacak ve ciddi bir işten çıkarma furyasıyla karşı karşıya kalacağız. Üretim azalmasıyla birlikte böyle bir şey olursa, bu paketteki rakam hiçbir işe yaramaz. İş güvencesi sağlanmalı ki hızlıca düşen talep şoku ortamında geleceklerine kısa süreliğine de olsa emin olsunlar. Sektörlere en büyük destek aslında budur. İstihdam desteği verilmeli. Aksi taktirde ciddi bir işten çıkarma hadisesiyle karşılaşabiliriz” diyor.

Resesyon tehlikesi var mı?

Ciddi bir resesyon tehlikesinden söz eden Akman, koronavirüs salgınının sebep olduğu ekonomik koşullara Türkiye’nin zaten borçlu olarak yakalandığını ve devletin kaynaklarının da çok zayıf olduğunu belirtiyor ve ekliyor:

“Bir diğer sorun ise, bu ortamda yakalanmaktan kaynaklı olarak, para politikasının bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de işlememesi ve mali politika için kaynak olmaması. Bu kaynak da iş dünyasına verilmişti, dolayısıyla bu durumda da Hazine’den borçlanma olacak. Bu sürecin tetikleyeceği enflasyon da dar gelirlilerin üzerine yüklenir. Zaten geçmişte son çeyrekteki 6,0’lık büyüme neredeyse ihtiyaç kredilerindeki yükselmeyle yapılmış idi. Şimdi bu son krizle de “ucuz krediyle borçlanın” deniliyor. Zaten millet gırtlağına kadar borçlu. Gelecekte işsiz kalacağınızı düşünürseniz harcama yapmazsınız, borç da almazsınız.”

Akman ayrıca 2019 yılı son çeyreğinde yatırımların da yürümediğini, şu anda da belirsizlik ortamında kimsenin yatırım yapmadığını kaydediyor:

“Takipteki kredilerin ve mücbir sebeplerin genişletilmesi, esnetilmesi önemli. İnsanlar birbirlerine ödeme yapamazlarsa borç sarmalı olur. Ekonomik performansın olduğu kadarıyla yürümesine gayret etmek lazım.”

Koronavirüs salgını etkisiyle kitlesel işten çıkarmaların veya ücretsiz izinlerin artmasının önüne geçmenin ise devlet tarafından sıkı bir politika uygulanmasıyla mümkün olacağını düşünüyor Akman:

“Resesyon dönemlerinde işverenlerin ilk akla gelen, sendikal güvence olmadığı için derhal işçi çıkarmaktır. Bu yaygınlaşır ise, herkes biraz sonra işten çıkarılacağını düşünmeye başlar, harcamaları keser, en ufak bir borçlanmada bulunmaz, toplum bir anda kendi kabuğuna çekilir. Normal zamanda zaten problemdir bu, böyle bir şokta etkisi daha çok artar. Belki bu vesileyle karar-alıcılar, yapısal reformları halkı kollayarak yapabilirler.”