Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Fransa Cumhurbaşkanlığı kampanyasında ekolojinin yeri: Siyasi yanıt hâlâ çok zayıf

Fransa'daki Carcès'te, 6 Ağustos 2026 Perşembe günü çıkan yangının ardından ormanda kül ve yanmış ağaçlar.
Fransa'nın Carcès kentinde, 6 Ağustos 2026 Perşembe günü çıkan yangının ardından ormanda kül ve kömürleşmiş ağaçlar. ©  AP Photo/Philippe Magoni
© AP Photo/Philippe Magoni
By Nathan Joubioux
Yayınlanma Tarihi Son güncelleme
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Euronews’e konuşan birçok uzmana göre, ekstrem hava olaylarıyla geçen bir yazın ardından iklim krizine verilen siyasi yanıt, Fransızların beklentilerinin çok gerisinde ve son derece cılız kalıyor.

Gironde, Landes ve Var'daki dev yangınlar, peş peşe gelen sıcak hava dalgaları ve şiddetli kuraklık ile mücadele eden Fransa, bu yaz doğa olayları karşısında ağır bir sınav verdi.

REKLAM
REKLAM

Geçen kış da Goretti, Ingrid, Nils ve Pedro gibi peş peşe gelen fırtınalar ile sert hava dalgalarının etkisi altında kalan Franda'da bu aşırı doğa olayları yıkıcı sellere yol açmıştı.

Bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerine yalnızca birkaç ay kala, iklim ve çevre krizinin siyasi tartışmalarda benzersiz bir ağırlık kazanması bekleniyor. Tarihsel olarak solun sahiplendiği bu alan artık kaçınılmaz bir boyuta ulaştı; sağ ve aşırı sağ akımları da bu ajandayı gündemlerine almaya zorluyor.

İklim Eylem Ağı (Réseau Action Climat), "Yaşanan gecikmeler ve tablonun vahameti karşısında Fransa'nın başka seçeneği kalmadı, acilen uyum sağlamak zorundayız," uyarısında bulunuyor.

Örgüt, birbirini izleyen hükümetlerin politikalarını da sert bir dille eleştiriyor, nitekim onlara göre bu yönetimler, "ülkeyi iklim değişikliğinin etkilerine hazırlayacak adımları atmakta yetersiz kaldı."

Oysa uyarılar yeni değil. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) daha 2013 gibi erken bir tarihte, "iklim sistemindeki ısınmanın tartışmaya yer bırakmayacak kadar kesin olduğunu ve 1950'lerden bu yana gözlenen değişimlerin son bin yıllardır görülmediğini" vurgulamıştı.

Raporda ayrıca, "1983-2012 arası dönemin, Kuzey Yarımküre'de son 1400 yılın en sıcak 30 yılı olduğu" tespiti yer alıyordu.

Gerçeklerden kopuk siyasetçiler

Bu, giderek daha fazla yurttaşın hesaba kattığı bir mesele. 24 Ağustos Pazartesi yayımlanan bir araştırmada Ipsos, Fransızların yüzde 64'ünün 2026 yazında yakınlarının sağlığı için "endişe ya da korku", yüzde 48'inin ise kendi sağlıkları için kaygı hissettiğini ortaya koyuyor.

Araştırma şirketi ayrıca, Fransızların "her şeyden önce kamu otoritelerinden çözümler beklediğini" belirtiyor: Ankete katılanların yüzde 79'u, halkın sıcak hava dalgalarıyla başa çıkmasına yardımcı olacak kamu politikaları talep ediyor.

Öte yandan, Ademe'nin geçen yıl yayınladığı bir çalışma, ilk belirtileri göz ardı edilmemesi gereken orta düzeyde eko-kaygı yaşayan Fransızların sayısını 6,3 milyon olarak tahmin ediyor. Çalışmaya göre, "2,1 milyon kişinin eko-kaygısı son derece yüksek; belirtileri yoğun ve kronik" ve "420 bin kişinin ise zihinsel sağlığı ciddi biçimde tehlikede."

Sorun şu ki, bu kişiler siyasi aktörler tarafından her zaman duyulmuyor. Réseau Action Climat program direktörü Anne Bringault, Euronews'e yaptığı açıklamada, "cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılan partilerin ve adayların çoğunun, ağır darbeler alan Fransızların günlük gerçekliklerinden kopuk göründüğünü" söyledi.

Bringault sözlerini şöyle sürdürdü: "İnsanlık ve biyoçeşitlilik için eşi benzeri görülmemiş bir meydan okumayla, sıcak hava dalgalarının yol açtığı çok sayıdaki ölümle, özellikle de çiftçiler açısından ciddi ekonomik kayıplarla, yangınların küle çevirdiği evlerle ve kuraklıktan çatlamış doğayla karşı karşıyayız; buna karşın siyasi yanıt son derece cılız kalıyor ve Fransızların beklentilerinin, ayrıca iklim değişikliğinin somut etkilerine dair algılarının çok gerisinde."

Bu Salı günü France Inter'in konuğu olan, Shift Project düşünce kuruluşunun kurucusu ve başkanı Jean-Marc Jancovici ise daha da sert konuştu ve siyasi sınıfın iklim değişikliği karşısında "bir tür inkâr hâlinde" olduğunu söyledi.

Gizlenen nedenler

Bu bakış açısını, QuotaClimat derneğinin genel sekreteri Eva Morel de paylaşıyor. Euronews'e konuşan Morel, "seçim dönemlerinin, ekolojinin kendisine yer açmakta zorlandığı anlar olduğu izlenimini edindiklerini" belirtiyor ve siyasetin bu ilgisizliğinin nedenini şöyle açıklamaya çalışıyor: "Aslında siyasetçiler, bu konuda anlamaya çalışmaya ya da iddialı öneriler getirmeye teşvik edilmiyor; çünkü açıklamalarının medyadaki karşılanışı genel olarak bu konuda onlar için hayli elverişli."

Eva Morel daha da ileri giderek, "Özellikle de, iklimle ilgili felaketler yaşandığında sadece tespitle yetinip, perde arkasındaki dinamikleri, yani hem nedenleri hem de bunlara çare olabilecek yapısal çözümleri anlamaya çalışmazsak, bu konuda yapıcı bir tartışma yürütülmesini bekleyemeyiz," dedi.

2026 yazındaki olayları örnek veren Morel, söz konusu olayların, "çoğunlukla sadece tespitlere, pek de açıklamalara dayanmayan tartışmalar başlattığını" söyledi.

"Örneğin ister istemez daha çok iklimden söz edildi; ama fosil enerji konusuna çok daha az değinildi," diye ekledi. "Bu noktadan sonra, farklı adayların önerilerinin sorunun kökenine hitap edeceği konusunda ikna edici olmasını bekleyemeyiz."

Siyasetçiler sadece siyaset yapıyor

"Adaylardan hangisi programının merkezine dünyanın değişeceği gerçeğini koyuyor? Hiçbiri," diyen Jancovici'ye göre, gelecek cumhurbaşkanlığı seçimi için adı geçen ya da resmen adaylığını açıklayan siyasetçilerin programlarında tutarlı bir ekoloji çizgisi yok.

Shift Project başkanı Jancovici, "Her yerinde tutarsızlıklar bulursunuz," diye konuştu.

Eva Morel'e göre bu durum, "demagojiyi ödüllendiren bir siyasi rejimde, adaylardan, yurttaşların yaşam tarzlarını kökten sarsacak bir krizi ele almalarını ve aynı zamanda cazip bir proje sunmalarını istemenin zorluğuyla" da açıklanabilir.

Anne Bringault, "sağ ve merkez sağ partilerin kendi kulvarlarında yüzmeye devam ettiğini, tıpkı Édouard Philippe'in, Mayotte ziyaretinde göç meselesini kampanyasının merkezine koymayı tercih etmesinde olduğu gibi" değerlendirmesini yapıyor. Eva Morel de aynı görüşte: "Sadece uyum politikaları söz konusu olduğunda bile, sağ siyasi aile bu konuyu hâlâ siyaset üstü, yani siyasi olmayan bir mesele olarak görüyor."

Sol açısından ise, Anne Bringault'ya göre, "ekoloji seçmenlerinin oylarını kazanmak için yaşanan rekabet ortamında, fırsatçı seçim hesaplarının küçümsenmeyecek bir rol oynadığı" görülüyor.

Eva Morel şöyle devam ediyor: "Bugün baktığımızda, sol partilerin çevre programlarının, sağ partilerin programlarına kıyasla daha ayrıntılı ve sağlam olduğunu ve bunun birkaç yıldır böyle gittiğini görüyoruz."

"Bizim ilginç bulduğumuz nokta, siyasi söylemin ne ölçüde bilimsel söyleme yaklaştığı. Şu anda bu uyumun daha çok sol kanatta gerçekleştiği görülüyor."

Siyasi yelpazenin diğer ucundaki Ulusal Birlik (RN) ise, Anne Bringault'ya göre, "iklimlendirme sistemlerinin yaygınlaştırılması gibi, mali ve teknik açıdan gerçekçi olmayan basit çözümleri savunarak, alelacele kendine yeşil bir kimlik kazandırmaya çalışıyor."

Eva Morel, "Aslında onlar güncel, 'sıcak' gündemle ilgileniyor. İklim de artık bu sıcak gündemin parçası olduğu için, onunla ilgileniyorlar. Bu tamamen fırsatçılık" dedi.

RN'nin, Giec'in güvenilirliği ya da küresel ısınmanın gerçekliği konusundaki eski açıklamalarından geri adım attığını kabul eden Morel, bunun "yeterli olmadığını" vurguluyor: "Sorun şu ki, siyasi programları çevre meselesini hiç içermiyor. Ne sonuçlardan gerçekten korunmamızı sağlayacak, ne de sorunun köklerine inebilecek önerileri var."

Morel, Jordan Bardella'nın liderliğini yaptığı partiyi, kendi ifadesiyle, yanıltıcı bilgiler yaymakla da suçluyor.

"Bunlar, kamuoyunda işlediği bilinen ve büyük dikkat çeken anları araçsallaştırmak için bilinçli olarak kurgulanan anlatılar. [...] Bunun, etkili olması hedeflenen kamu politikalarını tıkayan bir engelleme stratejisi olduğu kanıtlandı" diyen Morel, örnek olarak düşük emisyon bölgelerini gösteriyor.

Morel sözlerini şöyle sürdürdü: "Bizim korkumuz, bu engelleme stratejisinin yanı sıra, çevre savunucuları ile siyasi rakiplerin şeytanlaştırılması yoluyla itibarsızlaştırılması gibi bir rol de oynaması. Bunu yaptıklarında, sorun apaçık ortadayken, çözümleri sorundan uzaklaştırmış oluyorlar."

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Sıcak hava dalgaları ve orman yangınları: En çok itfaiyeci hangi AB ülkesinde?

Avrupa'da orman yangınları: 2026 şimdiye kadarki en kötü yıl mı?

Avrupa kuraklık ve sıcak hava dalgasıyla boğuşuyor: Avusturya'da sıcaklık rekoru, İtalya'da kırmızı alarm