Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Koronavirüs ve karantinanın dünyaya öğrettiği 10 şey

ESA uyduları
ESA uyduları   -   ©  Ocak 2020
Metin boyutu Aa Aa

1 - Doğa kendini hızla onarabilir

Karantina süreci karada ve denizde hayvanların sanılandan çok daha çabuk şekilde yeni duruma adapte olabileceğini ve her zaman kendilerine ait olan yerleri yine hızla geri alabileceklerini gösterdi.

Şehre inen, kıyılara yaklaşan doğal ve vahşi yaşam örneklerine ait videolar ve fotoğraflar kendilerine yaşayacak alan bırakıldığında ve tehdit altında hissetmediklerinde hayvanların ve hatta nesli tükenmekte olanların bile hızla nüfusunun artabileceğini, doğal dengenin yeniden kurulabileceğini gösterdi.

İnsan türü olarak dünyada kapladığımız alandan geriye kalan kısmın, tüm diğer türler için aslında ne kadar yetersiz olduğunu ve daha çok doğal alana ihtiyaç duyulduğunu öğrendik.

San Francisco sokaklarında çakallar, Mumbai'de tavuskuşları, Barselona'da yaban domuzları görüldü. İngiltere'de nadir görülen çiçek türleri ve arı nüfusunda artış kaydedildi. Okyanusların bu şekilde 30 yıl içerisinde tamamen sağlıklı bir dengeye gelebileceği ölçüldü.

Bu durum doğal hayatın tek bir nesil içerisinde dengesine kavuşabileceği ve canlanabileceği umudunu doğurdu.

2- Vahşi yaşam ticareti son bulmalı

Türler arası geçiş yapan 'zoonotik' hastalıklar üzerine pek çok şey yazıldı çizildi ve uluslararası kamuoyu konu hakkında ciddi anlamda bilinçlendi.

Varolan hastalıkların yüzde 60'tan fazlasının bu tür zoonotik hastalıklar olması insanoğlu ile diğer türler arasındaki ilişkinin yeniden gözden geçirilmesi gerekliliğini ortaya koydu. Özellikle diğer türler üzerinden yapılan ticarete ilişkin önemli dersler çıkarıldı.

Örneğin, Çin'in bazı bölgelerinde gıda olarak kedi ve köpek tüketilmesi yasaklandı. Salgının çıkış noktası olan Vuhan'da da 'Wet Market' yani 'Sulu Pazar' olarak adlandırılan yerlerde vahşi yaşam türlerinin beş yıl boyunca avlanması ve satılması yasaklandı.

Uluslararası kamuoyu ve devletler bu konularda yapılacak olan ulusal seçimlerin herkesi ilgilendirdiğini ve bu sebeple konunun uluslararası düzlemde ele alınması ve belki de Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altında bazı standartların getirilmesi gerektiğini düşünmeye başladı.

200'den fazla çevre örgütü Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) resmi çağrıda bulunarak sulu pazarların yasaklanmasını istedi.

3 - Dünyanın yarısını olduğu haliyle korumalıyız

Son 40 yılda dünya, hayvan popülasyonunun yüzde 60'ını ve yağmur ormanlarının yüzde 50'sini kaybetti.

İnsanın ayak izi ormansızlaştırma, tarım, şehirleşme, hayvancılık, yangınlarla her geçen gün büyüdükçe büyüdü. Doğal ortamların yok olmasının yanı sıra insan kaynaklı nedenlerle yayılmacı türler, gezegendeki bioçeşitliliği azalttı.

Çalışmalar doğada 1,7 milyon virüs olduğunu kaydediyor ve doğadaki insan ayak izi genişledikçe bu patojenler ve virüslerle karşılaşma olasılığı artıyor.

Çinli virolog Dr. Shi Zhengli: “Koronavirüs buzdağının görünen kısmı, dünya çok daha kötü salgınlarla yüzleşecek.” diyor. Bu büyüme kontrolsüzce devam ederse yakın gelecekte yeni salgınlar kaçınılmaz.

4 - Küresel tedarik zinciri daha yerel hale getirilmeli

Karantina dönemi yerel üretimin ve tüketimin önemini gösterdi. Maske ve hijyen ürünlerinden medikal cihazlara ve tarımsal gıdalara kadar kendine yeterli derecede üretebilen ülkeler göreceli olarak daha az sıkıntı yaşadı.

Üç boyutlu yazıcılar gibi yeni teknolojilerin adaptasyonun da hızlanması gerektiğini bunun yakın gelecekte hayat kurtarıcı olabileceğini öğrendik.

5 - 'Dairesel Ekonomi' adaptasyonunun hızlanması şart

2015 yılından bu yana ivme kazanan 'dairesel ekonomi' (circular economy) yaklaşımı dönüştürülebilir ve yeniden kullanılabilir malzemeler materyaller ekonomisi anlamına geliyor.

Bu tür bir sistemde bir sektörün atığı başka bir sektörün hammadesi olarak kullanılıyor ve toplum geri dönüşüm konusunda bilinçlendirilerek geri dönüşüm işlemleri vatandaşlar için kolaylaştırılıyor.

Özellikle medikal alanda tek kullanımlık malzemelerin kriz anlarında çabuk tükenmesinin ciddi bir sorun oluşturduğu görüldü.

Sadece var olan materyallerin kullanımı değil yeni tür materyallere ihtiyaç duyulduğu da ortaya çıktı. Örneğin yüzeyleri anti-bakteriyel olan veya geri dönüşümü daha az maliyetli olan materyaller.

6 - İlaç ve tıbbın ilerlemesi için de doğaya bağımlıyız

PCR (Polimeras Chain Reaction) gibi DNA'nın belirlenmiş bir bölümünü hızla ortaya çıkaran en önemli Covid-19 testlerini moleküler biyolojide çığır açan Nobel ödüllü bir tekniğe borçluyuz.

Bu teknik ise doğada yapılan çalışmalarla geliştirildi. Amerika'nın Yellow Stone doğal parkında 1969 yılında keşfedilen Thermus Aquaticus adlı bir enzim sayesinde geliştirilen bu teknik, doğal alanlar olduğu haliyle korunmadığı takdirde mümkün olamazdı.

Uzun çalışmalar sonrası 1983 yılında kullanıma giren PCR testleri gibi birçok yeni keşfin olabilmesi için doğadaki en ekstrem koşullara sahip yerlerin insan eli değmeden varolmaya devam etmesi gerekiyor.

Örneğin başta okyanus tabanlarında olmak üzere doğal olarak oluştuğunu bildiğimiz 40 farklı enzim var. Bu enzimlerin her biri tıbbın geleceğini değiştirebilir. Dolayısıyla, örneğin deniz yatağı madenciliği gibi, çevremiz tamamen tahribata uğramadan ve doğal yerler yok olmadan önce buralardaki oluşumları anlayabilmek için onları koruma altına almalıyız.

7 - Hava kirliliğinin hızla azalması ve hava kalitesinin yükselmesi mümkün

İlk kez 13 Mart'ta Avrupa Uzay Ajansı'nın iklim uyduları ile çalışan bir grup bilim insanı hava kirliliğinin dramatik şekilde düştüğünü fark etti.

Kısa süre içerisinde çok sayıda gözlemci ve araştırmacı hava kalitesinde benzer raporlar yayınladı. Ulaşımdaki aktivitenin yüzde 70 oranında azalması ve enerji tüketiminde yüzde 20'lik düşüş 1955'ten bu yana görülmüş bir seviye değil.

Atmosferdeki sera gazları oranlarında bu kadar kısa bir sürede ciddi bir azalma kaydedilebileceğini kimse düşünmüyordu. Ancak gezegenimiz bir kez daha fırsat verirsek kendini ne kadar hızlı onarabileceğini gösterdi.

Bunun yanı sıra petrol fiyatlarında yaşanan rekor düşüş de petrol üreticisi ülkeleri yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapılmasının kendileri için ne kadar hayati olduğunu hatırlattı.

8 - Tek başına ulus devletlerin çözebileceği sorunlar çağında yaşamıyoruz

Ülkelerin ulusal hatta bölgesel sorunları artık hızla tüm dünyanın sorunu haline geliyor. Bu sadece virüs salgını için değil, ekonomik ve siyasi hatalar için de geçerli, sorunlar eskisinden daha büyük domino etkisine sahip.

Başta Avrupa'da olmak üzere güç kazanan aşırı sağ ve milliyetçi söylemlerin ve yaklaşımların iklim krizi, nüfus artışı, gıda güvenliği gibi konularda çözümsüz ve etkisiz kaldığı görülüyor.

Ortak ve koordineli adımlar olmadan hiç bir ülkenin tek başına refah, huzur ve sağlık içerisinde günlük hayatına devam etmesi mümkün görünmüyor. Bölgesel ve küresel işbirlikler, ortak politikalar, karar mekanizmalarının önemi bir kez daha ortaya çıktı.

9- Şehirleri, ortak alanları ve ulaşımı planlarken yeni vizyonlar geliştirmeliyiz

Yüksek sayıda ve yoğunlukta ulaşım bağlantıları olan aşırı nüfuslu şehirlerde insanların nasıl seyahat ettiği ve bu süre zarfında diğer insanlarla ve yüzeylerle teması yeni şehircilik ve ulaşım planlarına yansıyabilir.

Küçük ve dar alanlarda yığılma yaşanmasını engellemek amacıyla yeni türde bir organizasyon modeli üzerinde çalışmalar yapılması söz konusu olabilir.

Şehirler ve ülkeler arasında yeni bir takım standartlar oluşabilir. Havayolları şirketleri şimdiden kişisel hijyen ve yüzeylerin hijyeni konusunda yeni adımlar atmaya ve sektörel standartlar belirlemeye başladı.

Ayrıca kargo teslimatları da tarihte hiç olmadığı kadar hızlı şekilde gerçekleşiyor. Prosedürlere belli hijyen kontrollerinin eklenmesi ve gelecekte olası patojenlerin hızla yayılmasını önleyecek işlemler eklenmesi düşünülebilir.

Bu durum kargoları biraz daha yavaşlatacak olsa bile gelinen noktada o sürat de son derece yeterli ve kabul edilebilir olacaktır.

10 - Bazı şeyler sandığımızdan daha kırılgan bazıları daha dayanıklı

Mikroskobik bir canlı insanoğlunun kurduğu, güvendiği ve garanti olarak düşündüğü bazı kurumların, yapıların ve sistemlerin ne kadar aciz ve hazırlıksız olduğunu gösterdi.

Ekonomik ve finansal düzenin kırılganlığı, insan ve toplum psikolojisinin ne kadar hızlı değişebildiği, panik halinde neler olabileceğini, rafların ne kadar hızlı boşaldığı ve bazı yönetimlerin, grupların ve bireylerin ne olursa olsun sorumsuz hareket etmeye devam edebileceği ortaya çıktı.

Öte yandan, dayanışmanın varlığı, tüm farklılıklara ve fikir anlaşmazlıklarına rağmen birlik hissinin güçlenebileceği ve ortak hareket edilmesi halinde nelerin başarılabileceği de anlaşıldı.

Sağlık çalışanlarının fedakarlıkları, ülkeler arası yardımlaşmalar ve bağış kampanyalarının başarısı bu döneme damgasını vuran gelişmeler arasında oldu.