Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

Hepimiz finansçıyız!

Euronews logo
Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

Döviz piyasasında son yaşananlar ve bunların gerekçeleri üzerine çokça konuşuluyor. Özellikle ortada dolaşan bir kavram var: Swap. Vatandaşın daha önce hiç duymadığı ve nasıl kullanıldığı hakkında fikrinin olmadığı finansal bir enstrüman. Bugün itibariyle aile sohbetlerinin, kahvehane tartışmalarının göbeğinde yer alan bir sözcük haline geldi.

Swap nedir?

Çok sık duyduğumuz swap, genellikle büyük tutarlı iş yapan finansçıların kullandığı bir enstrümandır. Geçmişi 1970’li yılların sonuna kadar gider.

Swap, sözcük anlamı olarak “takas” demektir. Beli bir süre için bir şeyi verip karşılığında başka bir şey alınır. Süre dolduğunda da verdiğiniz geri alırken, aldığınızı da iade edersiniz. Temel işleyiş bu şekildedir.

Para swapları, örneğin TL’nin verilip karşılığında dolar alınması, en yaygın kullanılan swap türlerindendir. Genellikle bu tür işlemleri yapanlar mevcut bir pozisyonlarından kaynaklanan riskleri bertaraf etmek için bu işlere girerler. Ancak son zamanlarda bu tür takas işlemlerinin ağırlıklı olarak spekülatörler tarafından da yapıldığını biliyoruz. Londra’da yapılan ve bugünlerde konuştuğumuz TL/dolar swaplarının önemli bir kısmı da bu gruba girmektedir.

Türk lirasının değer kaybedeceğine inanıyorsunuz ve bundan bir kar elde etmek istiyorsunuz. Ne demek TL’nin dolar karşısında değer kaybetmesi? Gelecekte doların daha çok TL etmesi demektir. Varsayalım ki dolar TL kuru bugün 5,50 olsun ve siz bunun ciddi şekilde yükseleceğini düşünüyorsunuz, örneğin bir süre sonra 6 lira olacağı gibi bir beklentiniz var. Bu durumda eğer elinizde lira var ise gidip bununla dolar alabilirsiniz. Bu pozisyon finans literatüründe “uzun pozisyon” olarak adlandırılır. Doları aldıktan sonra götürüp bankada döviz mevduatına yatırıp beklersiniz. Eğer bekletiniz gerçekleşir ve doların değeri yükselirse bu işlemden para kazanırsınız. TL’nin değer kaybedeceğini düşünen ancak elinde TL si olmayan birisinin bu durumdan para kazanmaya çalışmasının bir yolu vardır: gidip TL’yi faiz ödeyerek borç almak ve daha sonra borçlandığı bu tutarla da dolar almak. Eğer doların fiyatı yine beklediği gibi yükselirse, yüksek kurdan dolarları TL’ye döndürür, eline geçen para ile de borcunu faizi ile birlikte öder, kalan kısım ise karı olur. Bu tür işleme ise “açık pozisyon” adı verilir.

Şimdi swap sözleşmeleri üzerinden bunun nasıl yapıldığına bakalım. Söylemiştik, swap takas demektir. TL’nin değer kaybedeceğini düşünen bir yatırımcı elindeki dolarları belli bir süre için verip bunun karşılığında diğer taraftan TL alır. Tabi paralar el değiştirilirken her iki tarafta adlıkları para cinsinden karşı tarafa bir faiz öder. Örneğin swapta TL alan taraf karşı tarafa TL faizi öderken, doları alan taraf ise dolar faizi öder. Buradan eline geçen TL ile de dönüp dolar satın alır. Ve beklemeye başlar. Dolar tahminleri doğrultusunda değer kazanırsa bunları sözleşme vadesindeki spot kurdan satarak TL alır. Eline geçen TL’yi de swap işlemi sırasında kendisine vermiş olan karşı taraf iade eder. Onda bulunan dolarlarını da alır. Böylelikle TL’nin değer kaybedeceğini düşünen bir yatırımcı elinde hiç TL olmamasına karşın bunu bir süreliğine takas ederek elde etmiş olur.

Yukarıda anlattığımız swap işlemleri yaklaşık 40 yıldır yapılıyor.

Geçen haftadan beri yaşananlar

Yatırımcılar son zamanlarda açıklanan verilere ve yaşanan gelişmelere bakarak TL’nin değer kaybının kaçınılmaz olduğunu düşünüyorlardı. Örneğin Merkez Bankası (MB) net rezervlerinin son birkaç haftada ciddi şekilde azalmış olması ve bu azalmanın gerekçesinin tatmin edici bir şekilde açıklanmaması. Piyasa oyuncuları bu azalmanın ağrılık olarak MB’nin kamu bankalarına döviz vererek, onların üzerinden, dolar kurunun artışını önlemeye çalıştıklarını düşünüyorlardı. Buna ek olarak, ABD ile yaşanan S-400 gerginliğine bir de “Golan Tepeleri” konusunun eklenmesi endişelerin artmasına yol açıyordu. Bu gelişmeleri takip eden ve TL’nin değer kaybetme olasılığının gittikçe arttığını gören yatırımcılar swap işlemi aracılığıyla elde ettikleri TL’yi kullanarak dolar almaya başladılar. Dolayısıyla bir TL’den çıkıp dolara yönelme durumu yaşandı. Kurların hızlı hareketini gören MB haftalık repo ihalelerine geçici bir süre ara verdiğini açıkladı. Bu karar örtük olarak MB’nin faiz artırması anlamına geliyordu. Ancak etkisi sınırlı oldu. Kurlar bu karar sondasında da yükselmeye devam etti. Cumartesi günü BDDK ve SPK’dan JP Morgan hakkında, yayınladıkları rapor nedeniyle, manipülatif işlemlere yol açtığı gerekçesiyle soruşturma başlatıldığı açıklamaları geldi.

Pazartesi gününden itibaren Londra piyasasından swap işlemlerinde TL faizlerinin anormal derecede artmaya başladığı haberleri gelmeye başladı. Önce yüzde 200’e kadar yükselen gecelik TL faizlerinin yüzde 1000’lere kadar çıktığını gördük. Aslında Türk Bankalarının yapacakları swap işlemlere ilişkin yeni bir gelişme yoktu. Geçen yıl ağustos ayında doların hızlandığı zamanda BDDK’nın getirmiş olduğu “bir tarafı döviz olan swap işlem miktarının bankanın öz sermayesinin yüzde 25 ile sınırlandırıldığı” kararı 7 aydır uygulanmaktadır. Peki ne oldu da Londra’da swap işlemleri yapanlar TL’ye erişmekte güçlük yaşadı? Görülen o ki Türk bankalarına uygulanan sınıra ek olarak bir de “ricada” bulunulmuş: swap aracılığıyla TL vermeyin. Anlaşılan o ki bu rica karşılık bulmuş. Bankalar swap üzerinden TL vermeyince, daha önce pozisyon açmış olan yabancı yatırımcılar ihtiyaç duydukları TL’ye çok yüksek faizler ödeyerek ulaşmaya başlamışlar. Ancak bu da yeterli olmayınca, yabancı yatırımcılar TL ihtiyaçlarını karşılamak için diğer varlıklarını satmaya başladılar. Bunun etkisini Borsa İstanbul’da ve tahvil faizlerinde görüyoruz. BIST 100 endeksi bu yazının yazıldığı saatlerde 90 bin seviyesine kadar geriledi, iki yıllık gösterge tahvil faizi de yüzde 20,54 seviyesine yükseldi.

Kim kazandı?

Alınan “tedbirler” sayesinden dolar kuru 5,40 seviyelerine kadar geriledi. Mutlu olmak için yeterli mi? İktidar açısından bakınca evet. Çünkü dolar kuru seçmen davranışını etkileyen en önemli göstergedir ve bu hafta sonu seçimler var. Seçmen davranışını etkileyen bir göstergeyi kontrol etmeyi başarı olarak görebilirler. Ancak bunun bir de sonuçları var: (1) borsada yaşanan kayıplar, (2) yükselen faizler ve daha önemlisi (3) ülkenin iktisat politikalarını hangi saiklerle uygulamaya soktuğunun özellikle yabancılar tarafından net bir biçimde anlaşılması. Artık yabancıların ülkeye olan güvenlerini yeniden tesis etmek çok kolay olmayacaktır. Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının çok yüksek seyrettiği bir dönemde ortaya çıkan bu tür bir hasarın maliyeti uzun vadede daha ağır olacaktır. Ama olsun! Nasıl olsa dolar 5,40’a düştü ya! Önemli olan da bu değil mi zaten?